Teknolojinin hızla gelişmesi, dijitalleşme ve yapay zeka uygulamalarının yaygınlaşması Dünyada yönetişim modelleri konusunda yeni anlayış ve konseptleri ortaya çıkarmıştır. Bunlardan biri de yapay devletler kavramıdır. Bu yapıların izlerini son yıllarda daha derin bir şekilde hissetmekteyiz.
Yapay devletler ve yeni yönetişim modelleri, klasik ulus-devlet yapısının, dijitalleşme ve merkeziyetsizlik dalgasıyla dönüşümünü ifade etmektedir. Bu kavramlar, özellikle genç kuşaklar ve teknolojiye yatkın toplumlar arasında daha fazla ilgi görmektedir. Bu başlık altında öne çıkan ana noktaları ele alırsak:
14 Ocak 2025 tarihinde “Türkiye’nin kalbi Ankara’nın sesi” mottosuyla yayın hayatına başlayan Gazete Ankara Dijital Haber Portalı, kısa sayılabilecek bir zaman diliminde 1 milyon 650 bin tekil okuyucuya ulaşarak dijital habercilikte anlamlı bir başarıya imza attı. Bu başarı yalnızca bir medya girişiminin büyümesi değil; aynı zamanda ortak emeğin, güvenin ve gönül birlikteliğinin bir sonucudur.
111’inci Yıldönümünde Çanakkale Zaferi Gazi ve Şehitlerine İthaf Olunur
Çanakkale Zaferi, yalnızca bir askeri başarı değil; Türk milletinin vatan savunmasında gösterdiği iman, fedakârlık ve direniş iradesinin dünya tarihine kazınmış en büyük destanlarından biridir.
Orta Doğu bir kez daha dünyanın en hassas bölgelerinden biri haline geldi. İran ile ABD ve İsrail arasında başlayan çatışma yalnızca askeri bir gerilim değildir. Bu gelişme aynı zamanda küresel enerji sisteminin kalbinde yaşanan bir sarsıntıdır. Çünkü enerji jeopolitiği ile güvenlik politikaları artık birbirinden ayrılmaz hale gelmiştir.
Hatırlatma Notu
Bu yazı dizisinin ilk bölümünde emeklilerin sahip olduğu bilgi ve tecrübe birikiminin topluma kazandırılması fikrini ele almış ve “Hobi Atölyeleri” modelini bir öneri olarak gündeme getirmiştik. İkinci bölümde dünyada uygulanan aktif yaşlanma politikalarına, üçüncü bölümde ise Türkiye’de emekliliğin sosyolojik ve psikolojik boyutlarına değinmiştik.
Yıllardır kadınlarla yürüdüğüm sahne yolculuğunun bir ürünü olan “Ah Şu Kadınlar”, kaleme alıp sahneye taşıdığım skeçlerle kadınların hayatın içindeki renkli, güçlü ve bazen düşündüren hallerini mizahın zarif diliyle anlatan bir tiyatro çalışmasıdır.
Protokol; kamusal yaşamda, törensel ve biçimsel davranış kuralları bütünüdür. Resmi ve diplomatik törenlerde, resmi ilişkilerde ve toplumsal yaşamda uyulması gereken kurallardır. Kamusal yaşamda törensel ve biçimsel davranış kuralları bütünüdür.
Bazı sorunlar, onları doğuran kuralların içinde kalarak çözülemez. Gordion Düğümü, kimi zaman sabrın değil; bakış açısını değiştirme cesaretinin kazandırdığını hatırlatır.
Küresel sistemin jeopolitik mimarisinde “dar geçitler” (chokepoints-küresel ticaret, enerji nakli ve askeri stratejiler için hayati önem taşıyan, trafiğin yoğunlaştığı dar deniz boğazları, kanallar veya stratejik kara geçitleridir), büyük güç rekabetinin en kırılgan ve en stratejik alanlarını teşkil eder. Bu bağlamda Hürmüz Boğazı, yalnızca bölgesel bir enerji koridoru değil; küresel ekonomik düzenin sürekliliği açısından kritik bir düğüm noktasıdır. Dünya petrol arzının yaklaşık %20’sinin bu dar geçitten taşındığı düşünüldüğünde, burada yaşanacak herhangi bir kesinti, zincirleme etkilerle küresel ekonomiyi sarsma potansiyeline sahiptir. Bu tür bir kırılganlık, enerji ithalatçısı ülkeler açısından yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda stratejik bir risk alanı yaratır. Bu çerçevede Türkiye gibi dışa bağımlı ekonomiler için mesele, salt arz güvenliği değil; aynı zamanda bu tür şoklara karşı sistemik dayanıklılık geliştirme kapasitesidir.
Tıpta yapay zekâ ve dijital sağlık uygulamaları hızla gelişiyor. Peki Türkiye bu dönüşümün neresinde? Akademi, sağlık sistemi ve teknoloji üretimi bu değişime ne kadar hazır?
Kadınların 3. Vardiyasına Çözüm Tradwife’lık mı?
Modern toplumda çalışan kadınların görünmeyen emeği olarak tanımlanan “üçüncü vardiya”, iş hayatı ile aile yaşamı arasındaki görünmeyen zihinsel yükü ifade ediyor. Bu yazımızda, kadınların hayatındaki bu görünmez sorumluluk alanını ve son dönemde tartışılan “tradwife” akımını insan ve toplum perspektifinden ele alıyoruz.
Bazı fotoğraflar sessizdir ama bağırır. Dorothea Lange’in 1936 yılında çektiği “Migrant Mother”, Amerikan fotoğraf tarihinin en tanınmış karelerinden biridir. Yüzünde yorgunluk, bakışında belirsizlik, omuzlarında görünmeyen bir yük taşıyan bir kadın… Arkasına yaslanan çocuklar, yüzlerini annelerinin omzuna saklamıştır. Bu fotoğraf, Büyük Buhran’ın simgesi hâline gelmiş; yoksulluğun, çaresizliğin ve dayanma gücünün görsel karşılığı olarak kabul edilmiştir.
Giriş:
1. Kimlik ve Yetiştiği Çevre: Bir Sipahi Çocuğundan Türkologluğa
Necip Asım Yazıksız (1861-1935), Kilis’te "Balhasanoğulları" olarak bilinen köklü bir sipahi ailesinin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir [1]. İlk eğitimini Kilis’te alan Necip Asım, askerî bir kariyere yönelerek Şam Askerî İdadisi ve ardından İstanbul Kuleli Askerî Lisesi’nde eğitim görmüştür. 1881 yılında Harbiye’den mezun olan Yazıksız, dönemin en önemli bilim insanlarından biri olan Hoca Tahsin Efendi’den özel dersler alarak fen bilimleri ve felsefeye ilgi duymuş, Ahmet Mithat Efendi’nin teşvikiyle basın hayatına atılmıştır [2]. Yazıksız’ın yetiştiği çevre, Tanzimat sonrası "Osmanlılık" kimliğinin sorgulandığı ve Türkoloji çalışmalarının Avrupa’da yükseldiği bir geçiş dönemidir. Onun askerî hocalık kimliği (Harbiye’de Türkçe ve Fransızca öğretmenliği), disiplinli bir metodolojiyle tarih ve dil üzerine yoğunlaşmasını sağlamıştır.
Dijital çağda kültür yaşanarak öğrenmekten daha çok izlenerek öğreniliyor. Özellikle sosyal medya platformları gastronomi kültürünün yayılmasında tarihte hiç olmadığı kadar güçlü bir rol üstlenmiş durumda. Bugün milyonlarca insan bir ülkenin mutfağını o ülkeye gitmeden tanıyor; hatta çoğu zaman tatmadan, sadece izleyerek fikir sahibi oluyor. Bu durum, Türk mutfağı gibi köklü ve çok katmanlı bir gastronomik miras için hem büyük bir fırsat hem de ciddi bir risk anlamına geliyor. Çünkü artık şu soruyu sormak zorundayız:
Modern hayat bize hız vaat etti. Kolaylık sundu. Aynı anda her şeye yetişebileceğimiz yanılsamasını pazarladı. Ama bunun bir bedeli vardı ve o bedeli yavaş yavaş ruhumuzla ödedik.Bugün insan beyni, tarihte hiç olmadığı kadar uyarılıyor. Bildirimler, mesajlar, sosyal medya akışı, bitmeyen haberler, yapay gündemler… Oysa beynimiz evrimsel olarak bu yoğunluğa göre tasarlanmadı. Sürekli tetikte kalması gereken bir sistem, bir noktadan sonra yoruluyor. Dikkat süresi kısalıyor, sabır azalıyor, tahammül düşüyor. Kaygı ise sessizce artıyor.
1915’te dünyanın en güçlü donanmaları Çanakkale Boğazı’na geldiğinde hesap basitti: İstanbul’a ulaşmak ve Osmanlı’yı tarihten silmek. Ancak hesaba katılmayan bir gerçek vardı; vatan toprağından doğan kahramanlar, Nusret’in döktüğü mayınlar ve milletin sarsılmaz direniş iradesi. Çanakkale’de yazılan bu destan, yalnızca bir deniz zaferi değil, bir milletin yeniden doğuşunun da hikâyesiydi.
Değerli Gazete Ankara Okurları,
Geçtiğimiz yazılarda Türkiye'nin yaratıcı enerjisini doğru yönlendirdiğimizde, sanat ve teknolojinin kesişiminde büyük fırsatlar doğduğundan bahsetmiştim. Oyunlarımız dünya listelerine giriyor, tasarımlarımız uluslararası vitrinlerde yer buluyor. Ancak bu potansiyeli kalıcı ekonomik ve diplomatik güce dönüştürmek için hâlâ kurumsal bir özgüvene ve yapısal vizyona ihtiyacımız var.
İslam düşüncesinde “kul hakkı” kavramı, bireysel sorumlulukların ötesinde toplumsal düzenin temelini oluşturan bir ilke olarak karşımıza çıkar. Kur’an-ı Kerim’de adaletin tesisine yönelik emirler, Hz. Peygamber’in hadislerinde kul hakkının affedilmezliği vurgusu ve tasavvuf geleneğinde vicdan muhasebesi, bu kavramın çok boyutlu bir şekilde ele alınmasını gerekli kılar. “Ateşten gömlek” metaforu ise, kul hakkının ağırlığını ve yakıcılığını sembolik bir dille ifade eder.
Ortadoğu’da yükselen askeri gerilim, yalnızca bölgesel güvenliği değil; enerji piyasalarını, tarım maliyetlerini ve küresel ekonomik dengeleri de doğrudan etkiliyor. İran’a yönelik saldırıların ardından ortaya çıkan bu tablo, uluslararası güç merkezlerinde farklı ekonomik ve siyasi tartışmaları da beraberinde getiriyor.
Dijital dünyada kimlik kavramı yeni bir biçim kazanıyor. Algoritmik sistemler yüzler, sesler ve davranış kalıpları tasarlayarak insan benzeri varlıklar meydana getiriyor. Sentetik kimlikler adı verilen bu dijital karakterler, kamusal hayatın iletişim ağlarında görünürlük kazanırken kimliğin anlamı üzerine yeni bir düşünce alanı da oluşturuyor. Bu gelişme, insan ile teknoloji arasındaki ilişkinin hem teknik hem de kültürel ve düşünsel bir dönüşüm taşıdığını gösteriyor.
Film ve diziler yalnızca eğlence değil, aynı zamanda korunması gereken kültürel ve hukuki eserlerdir
Filmler ve diziler yalnızca birer eğlence ürünü değildir. Onlar aynı zamanda fikir ve sanat eserleridir. Bu yazı, televizyon yayınlarında zaman zaman karşılaşılan bazı uygulamaların eser bütünlüğünü nasıl zedelediğine dikkat çekmek ve bu konuda farkındalık oluşturmak üzere kaleme alınmıştır.
Dr. Neslihan Yahşi, Gazete Ankara’daki köşe yazısında modern toplumda kadınların görünmeyen emeğini ifade eden “3. vardiya” kavramını ele alarak, son yıllarda sosyal medyada yaygınlaşan “tradwife” akımının bu soruna çözüm olup olmadığını tartıştı.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Ramazan Bayramı ve okul ara tatilinin aynı döneme denk gelmesiyle oluşacak büyük seyahat yoğunluğuna karşı havayolu ulaşımında dev bir hamle yapıldığını duyurdu. Vatandaşların bilet bulma sorununu ortadan kaldırmak ve ulaşımı kolaylaştırmak adına iç hatlarda toplam 867 ilave sefer planlandı.
Cumhurbaşkanlığı Siber Güvenlik Başkanlığı müşteri kurumluğunda yürütülen TÜBİTAK 1007 Programı kapsamında “Kamu Yapay Zekâ Ekosistemi–2026” çağrısı başvuruya açıldı. Kamu kurumlarının ihtiyaç duyduğu yapay zekâ çözümlerinin geliştirilmesini hedefleyen programın toplam bütçesi 15 milyon TL olarak açıklandı.
“Günün manşetleri ve en çok okunan haberlerinden ilk siz haberdar olmak istiyorsanız e-posta adresinizi Gazete ANKARA e-bültenine kayıt edebilirsiniz!”
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK kapsamında toplanıp işlenir. Detaylı bilgi almak için Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz.
ASO Başkanı Ardıç: “Bilimi ve teknolojiyi yalnızca ithal eden değil, bizzat üreten bir ülke olmak zorundayız”