Teknolojinin hızla gelişmesi, dijitalleşme ve yapay zeka uygulamalarının yaygınlaşması Dünyada yönetişim modelleri konusunda yeni anlayış ve konseptleri ortaya çıkarmıştır. Bunlardan biri de yapay devletler kavramıdır. Bu yapıların izlerini son yıllarda daha derin bir şekilde hissetmekteyiz.
Yapay devletler ve yeni yönetişim modelleri, klasik ulus-devlet yapısının, dijitalleşme ve merkeziyetsizlik dalgasıyla dönüşümünü ifade etmektedir. Bu kavramlar, özellikle genç kuşaklar ve teknolojiye yatkın toplumlar arasında daha fazla ilgi görmektedir. Bu başlık altında öne çıkan ana noktaları ele alırsak:
YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar’ın “öğrencilerin eğitim süreçlerini gerçek iş ortamlarıyla bütünleştiren, istihdamla doğrudan bağlantı kuran yükseköğretim anlayışını kurumsallaştırıyoruz” yaklaşımı; Resmî Gazete’de yayımlanan yönetmelik değişikliğiyle birlikte, kısa ve verimliliği sınırlı stajlar yerine en az bir dönemlik uygulamalı eğitimi yükseköğretimde yeni bir standarda dönüştürüyor.
Yıllardır konferanslarımda, derslerimde ve kamuya açık konuşmalarımda paylaştığım bazı çarpıcı verileri bugün sizlerle de paylaşmak istiyorum. ORNL (Oak Ridge National Laboratory) araştırmacılarından Dr. Alex Gabbard’ın uzun yıllara yayılan ölçümlerle ortaya koyduğu gerçekler, enerji tartışmalarına bambaşka bir perspektif getiriyor. Biz de bu çalışmadan ilham alarak Afşin–Elbistan Kömür Santrali özelinde kapsamlı bir araştırma yürütmüş, benzer sonuçlara ulaşmıştık. Enerji politikaları, çevre sağlığı ve nükleer algısı üzerine düşündüren bu bilimsel bulguları, bugün kaleme aldığı makaleyi ilgiyle okumanızı özellikle öneririm.
Huzur ve güven arıyoruz ama çoğu zaman çatışmayı büyüten dilin, yargının ve kibirin parçası oluyoruz. Oysa toplumsal kaynaşmanın en güçlü anahtarlarından biri, unuttuğumuz sohbet kültürüdür.
“Bir kereden bir şey olmaz” diye başlayan küçük kabuller, bazen insanın hayatında geri dönüşü zor bir yola dönüşür. Sarı Öküz hikâyesi tam da bu ilk tavizin, nasıl büyük bir bedel doğurduğunu hatırlatan ibretlik bir uyarıdır.
Protokol; kamusal yaşamda, törensel ve biçimsel davranış kuralları bütünüdür. Resmi ve diplomatik törenlerde, resmi ilişkilerde ve toplumsal yaşamda uyulması gereken kurallardır. Kamusal yaşamda törensel ve biçimsel davranış kuralları bütünüdür.
İnsanlık tarihi boyunca tekrar tekrar sorulan, fakat hiçbir zaman tek ve nihai bir cevaba kavuşmayan bir soru vardır: Ne yapmalı? Bu soru, basit bir eylem çağrısı olmanın ötesinde, insanın varoluşunu, dünyayı kavrayış biçimini, değerlerini ve önceliklerini açığa çıkaran bir aynadır. Verilen her cevap, cevaplayanın çağını, toplumsal konumunu, bilgi düzeyini ve ahlaki ufkunu ele verir. Bu nedenle “ne yapmalı” sorusu, aynı zamanda “nasıl bir insanız ve nasıl bir dünyada yaşamak istiyoruz” sorusudur.
Takvim yaprakları 14 Şubat’ı gösterdiğinde vitrinler kırmızıya bürünür, çiçekçiler hareketlenir, restoranlar dolup taşar. Ancak her yıl tekrarlanan bu manzaranın ardında, çoğu zaman fark edilmeyen uzun ve katmanlı bir tarih yatmaktadır. Sevgililer Günü yalnızca romantik bir jest ya da ticari bir organizasyon değildir; kökleri antik çağlara uzanan, dinler ve kültürler arasında dönüşerek günümüze ulaşan tarihsel bir olgudur.
Değerli Okurlar;Bu köşe yazımda sizlere günlük yaşamda sıkça duyduğumuz iki kavramdan söz etmek istiyorum: sağlık hizmeti (healthcare) ve sosyal bakım (social care).Bu iki alan çoğu zaman aynı şeymiş gibi kullanılıyor; oysa hem amaçları hem de işleyişleri bakımından temelden farklıdır. Bu farkın anlaşılması, doğru hizmete ulaşmayı kolaylaştırdığı gibi toplumun sağlık okuryazarlığını da ciddi biçimde artırmaktadır.
Güya yüceltmek üzere yazılmış bir şarkı sözünden son derece rahatsızım. Öyle ki sözleri beni rahatsız ettiği için müziğini duymaya da tahammülüm düşük… Şarkıya geleceğim ama öncesinde aklı başında birçok kişinin hemfikir olacağını düşündüğüm 1-2 cümleyi dillendireyim:
Deklanşöre Basan Herkes Sanatçı!Fotoğraf makinesini alan herkesin bir gecede “fotoğraf sanatçısı”na dönüşmesi, son yılların en parlak mucizelerinden biri. Adeta kutsal bir ışık iniyor ve deklanşöre ilk kez basan kişi, bir anda “ışığın büyücüsü”, “kadrajın filozofu” oluveriyor. Üstelik Instagram biosunda “photographer” yazması, bu unvanı resmi olarak tescilliyor.
Türk kültür ve sanatına en yüksek seviyede etki eden ve toplumun gönül dünyasında iz bırakan şahsiyetlerinden biri de şüphesiz Alvar’lı Efe’dir. Asıl adı (Muhammed Lutfî Efendi. 1868-1956), Millî Mücadelenin doğu cephesinde yer alan simge isimlerden birisidir. Onun bu yönü dikkat çekmektedir. Alvar’lı Efe bölgede tanınan dini konularda tanınan kimliktir. Alvar’lı Nakşibendî ve Kadirî tarikatlarında şeyhlik yapmış, aynı zamanda şair ve alim bir zattır. Hayatı boyunca irşad faaliyetlerinde bulunmuş, şiirleriyle tasavvufi düşüncelerini yaymıştır. Vefatından sonra şiirleri oğlu tarafından "Hülâsatü'l-Hakâyık" adıyla kitaplaştırılmıştır. Alvar’lı Efe'nin etkisi, tasavvufi düşüncesiyle sınırlı kalmamış, yazdığı şiirler aracılığıyla Türk tasavvuf, halk ve sanat müziğine doğrudan sirayet etmiştir.
Bugün Adana mutfağını düşündüğümüzde aklımıza önce kebap gelir. Oysa bu toprakların hafızası ateş ve etten ibaret değildir. Bitki, şifa ve sofra üçgeninde şekillenmiş çok daha kadim bir bilgi katmanı vardır. Bu katmanın merkezinde ise Adana’nın (antik Adana/Kilikya) yetiştirdiği en önemli isimlerden biri durur: Pedanius Dioscorides.
Modern hayat bize hız vaat etti. Kolaylık sundu. Aynı anda her şeye yetişebileceğimiz yanılsamasını pazarladı. Ama bunun bir bedeli vardı ve o bedeli yavaş yavaş ruhumuzla ödedik.Bugün insan beyni, tarihte hiç olmadığı kadar uyarılıyor. Bildirimler, mesajlar, sosyal medya akışı, bitmeyen haberler, yapay gündemler… Oysa beynimiz evrimsel olarak bu yoğunluğa göre tasarlanmadı. Sürekli tetikte kalması gereken bir sistem, bir noktadan sonra yoruluyor. Dikkat süresi kısalıyor, sabır azalıyor, tahammül düşüyor. Kaygı ise sessizce artıyor.
Pandemide başladık. Eve kapandığımız günler ekran başında buluşmalar gibi güzelliklere de yol açtı.Yakın uzak demeden hem de. Almanya ile düzenli buluşmalar yaşadık. Ağırlıklı olarak Ruhr Öğretmenler Derneği ile.Halil Yalçın’ın kurduğu ve başkanlığını yaptığı Avrupa Ankaralılar Derneği’nin düzenlediği bir programda Milazım Öğretmenimle tanışmıştık. Sonra Celal Aydemir Öğretmenim, Yücel Tuna Öğretmenlerim ve her branştan öğretmenlerim.Artık Almanya’da çok güzel dostlarımız var.
Değerli Gazete Ankara Okurları,
Geçtiğimiz yazılarda Türkiye'nin yaratıcı enerjisini doğru yönlendirdiğimizde, sanat ve teknolojinin kesişiminde büyük fırsatlar doğduğundan bahsetmiştim. Oyunlarımız dünya listelerine giriyor, tasarımlarımız uluslararası vitrinlerde yer buluyor. Ancak bu potansiyeli kalıcı ekonomik ve diplomatik güce dönüştürmek için hâlâ kurumsal bir özgüvene ve yapısal vizyona ihtiyacımız var.
İslam düşüncesinde “kul hakkı” kavramı, bireysel sorumlulukların ötesinde toplumsal düzenin temelini oluşturan bir ilke olarak karşımıza çıkar. Kur’an-ı Kerim’de adaletin tesisine yönelik emirler, Hz. Peygamber’in hadislerinde kul hakkının affedilmezliği vurgusu ve tasavvuf geleneğinde vicdan muhasebesi, bu kavramın çok boyutlu bir şekilde ele alınmasını gerekli kılar. “Ateşten gömlek” metaforu ise, kul hakkının ağırlığını ve yakıcılığını sembolik bir dille ifade eder.
Sanayi devriminden bu tarafa ülkelerin gelişmişlik seviyelerinden bağımsız olarak, sanayileşme ve ekonomik büyüme trendlerini etkileyen en önemli değişken enerji arzlarına ulaşım düzeyi olmuştur. Aradan geçen yaklaşık 150-170 yıllık periyotta enerji kaynaklarının isimleri değişiklik göstermekle beraber, ekonomik büyüme, kalkınma gibi ekonomik konuların konuşulduğu her ülkede, enerjiye erişim konusu ülkelerin stratejik konu başlıklarının en önünde yer almaktadır.
Okurla İlk Buluşma
Gazete Ankara Dijital Haber Portalı’ndaki bu ilk yazımda sizlerle buluşmanın heyecanını yaşıyorum. Dijital çağın temel meselelerini, teknolojiyi insan, toplum ve gelecek perspektifiyle birlikte düşünerek ele alacağımız bu yolculuğun ortak bir zihinsel üretim alanı olmasını diliyorum. Bu ilk yazıda, dijital çağın en temel meselelerinden biri olan veri sahipliği tartışmasını; yalnızca hukuki ya da teknik bir başlık olarak değil, insan deneyimi, toplumsal düzen ve geleceği birlikte kurma sorumluluğu çerçevesinde ele almak istiyorum. Bu metin, veriye nasıl baktığımızın aslında nasıl bir toplum tahayyül ettiğimizle doğrudan ilişkili olduğunu birlikte düşünmeye bir davettir.
Yargının Kritik İsmi Artık Adalet Bakanlığı Koltuğunda
Cumhurbaşkanlığı Kabinesi’nde gerçekleşen son revizyonun en çok konuşulan ismi, Türkiye’nin yakın siyasi tarihine damga vuran pek çok davanın merkezinde yer alan Akın Gürlek oldu. 11 Şubat 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan kararla Adalet Bakanlığı görevine getirilen Gürlek, hakimlik kürsüsünden başsavcılığa, bakan yardımcılığından kabine üyeliğine uzanan dikkat çekici kariyeriyle yargı dünyasında yeni bir dönemi temsil ediyor.
Adalet Bakanı Akın Gürlek, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda yemin ederek görevine resmen başladı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise Meclis’te yaşanan tartışmalara ilişkin sert ifadeler kullandı.
Cumhurbaşkanlığı himayesinde, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı uhdesinde ve TÜBİTAK Kutup Araştırmaları Enstitüsü (KARE) koordinesinde gerçekleştirilen 10. Ulusal Antarktika Bilim Seferi (TAE X) için geri sayım bitti. İstanbul Havalimanı’ndan uğurlanan 17 kişilik bilim heyeti, 1 Mart tarihine kadar Antarktika’da iklim değişikliği başta olmak üzere pek çok kritik alanda araştırma yürütecek.
“Günün manşetleri ve en çok okunan haberlerinden ilk siz haberdar olmak istiyorsanız e-posta adresinizi Gazete ANKARA e-bültenine kayıt edebilirsiniz!”
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK kapsamında toplanıp işlenir. Detaylı bilgi almak için Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz.
ASO Başkanı Ardıç: “Bilimi ve teknolojiyi yalnızca ithal eden değil, bizzat üreten bir ülke olmak zorundayız”