Teknolojinin hızla gelişmesi, dijitalleşme ve yapay zeka uygulamalarının yaygınlaşması Dünyada yönetişim modelleri konusunda yeni anlayış ve konseptleri ortaya çıkarmıştır. Bunlardan biri de yapay devletler kavramıdır. Bu yapıların izlerini son yıllarda daha derin bir şekilde hissetmekteyiz.
Yapay devletler ve yeni yönetişim modelleri, klasik ulus-devlet yapısının, dijitalleşme ve merkeziyetsizlik dalgasıyla dönüşümünü ifade etmektedir. Bu kavramlar, özellikle genç kuşaklar ve teknolojiye yatkın toplumlar arasında daha fazla ilgi görmektedir. Bu başlık altında öne çıkan ana noktaları ele alırsak:
OECD, Housing Europe ve Seul Büyükşehir Belediyesi raporları gösteriyor ki; sosyal konut politikası yalnızca barınma çözümü değil, şehirde mekânsal eşitliğin, ekonomik canlılığın ve sosyal barışın temel belirleyicisidir. Ankara’nın 2030 vizyonunda sosyal konut, stratejik bir kent politikası hâline dönüşmelidir.
Yıllardır konferanslarımda, derslerimde ve kamuya açık konuşmalarımda paylaştığım bazı çarpıcı verileri bugün sizlerle de paylaşmak istiyorum. ORNL (Oak Ridge National Laboratory) araştırmacılarından Dr. Alex Gabbard’ın uzun yıllara yayılan ölçümlerle ortaya koyduğu gerçekler, enerji tartışmalarına bambaşka bir perspektif getiriyor. Biz de bu çalışmadan ilham alarak Afşin–Elbistan Kömür Santrali özelinde kapsamlı bir araştırma yürütmüş, benzer sonuçlara ulaşmıştık. Enerji politikaları, çevre sağlığı ve nükleer algısı üzerine düşündüren bu bilimsel bulguları, bugün kaleme aldığı makaleyi ilgiyle okumanızı özellikle öneririm.
Bir sözü yerinden kopardığınızda anlam kaybolur, iletişim bozulur. Günümüzün hız ve slogan çağında bağlamı kaybolan sözler, düşünceden çok gürültü üretir.
“21. Yüzyılın cahilleri, okuma yazma bilmeyenler değil; okumayanlar, öğrendikleri yanlış bilgileri değiştiremeyenler ve yeniden öğrenemeyenlerdir.” Alvin Toffler
Yetişkin; zihinsel ve bedensel gelişimini tamamlamış, psikolojik olgunluğa erişmiş, ekonomik bağımsızlığını kazanmış, kendi yaşantılarını yöneten ve toplumda bir sorumluluk üstlenmiş kişidir (Bülbül, 1991). Toplumsal açıdan bakıldığında yetişkin; işi ve mesleği olan eş, anne, baba gibi roller alabilecek, psikolojik olarak kendi yaşamını yönetme sorumluluğunu üstüne almış ve kendi kararlarını almaya kendini hazır hisseden kimsedir (Uysal, 2005).
Tüm zamanlarda sorulan “Ne yapmalı?” sorusu, insan düşüncesinin en yalın ama en sarsıcı sorularından biridir. Bu soru yalnızca bir çıkış yolu arayışını değil, aynı zamanda öznenin kendisiyle, dünyayla ve değerlerle kurduğu ilişkinin sorgulanmasını da içerir. İlk bakışta pratik bir yönlendirme talebi gibi görünen bu soru, daha yakından bakıldığında derin bir normatif, ontolojik ve epistemolojik gerilim taşır. Çünkü “yapmak”, yalnızca bir davranışı değil; bir niyeti, bir bilgiyi ve bir değeri varsayar. Bu denemede “Ne yapmalı?” sorusunu kavramsal titizlik içinde ele alarak, sorunun hangi varsayımlar üzerine kurulu olduğunu, hangi anlam katmanlarını içerdiğini ve hangi cevap türlerini mümkün kıldığını inceleyeceğim.
Kurumların Gerçekte Talep Ettiği Yetkinlik
Son dönemde iş ilanlarında giderek daha sık karşılaşılan “Prompt Engineer” kavramı, genellikle “yapay zekâ uygulamalarında belirli bir görevin yerine getirilmesi amacıyla modele verilen komutları ya da talimat cümlelerini yazan mühendis” şeklinde tanımlanmaktadır- yapay zekâ alanındaki hızlı dönüşümün beraberinde getirdiği kavramsal belirsizliğin çarpıcı bir göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır. İlk bakışta bu unvan, büyük dil modelleriyle etkili biçimde iletişim kurabilen, doğru ifadeleri doğru bağlamda kullanma becerisine sahip bireyleri tanımlıyormuş izlenimi vermektedir.
Değerli Okurlar;Bu köşe yazımda sizlere günlük yaşamda sıkça duyduğumuz iki kavramdan söz etmek istiyorum: sağlık hizmeti (healthcare) ve sosyal bakım (social care).Bu iki alan çoğu zaman aynı şeymiş gibi kullanılıyor; oysa hem amaçları hem de işleyişleri bakımından temelden farklıdır. Bu farkın anlaşılması, doğru hizmete ulaşmayı kolaylaştırdığı gibi toplumun sağlık okuryazarlığını da ciddi biçimde artırmaktadır.
Geçenlerde X’de önüme bir kaymakam hanımın fotoğrafı düştü… Daha doğrusu “……” ilçenin kaymakamı çok güzel “Barbie bebek” gibi yazan yorumları görünce dikkatimi çekti ve bol filtreli fotoğrafa bakmış bulundum… Olayı neresinden tutacağımı bilmediğim için ben keşfette twit kaydırmaya devam ettim. Sonraki gün yine kaymakam hanımın fotoları keşfette… Herkes onu konuşuyor; bir tanesi çok güzel diyor diğeri neresi güzel Japon anime karakteri gibi diyor, öteki oradan kıyafetini nerden aldığını soruyor…
Fotoğraf çoğu zaman “anı yakalama” refleksiyle çekilir. Deklanşöre basan kişi için o an, estetik bir ışık, ilginç bir yüz ya da hoş bir rastlantıdan ibaret olabilir. Ancak fotoğraf, çekildiği anda fotoğrafçının kişisel alanından çıkar ve kamusal bir yolculuğa başlar. O andan itibaren artık yalnızca bir görüntü değil; bir mesaj, bir yorum ve kimi zaman güçlü bir toplumsal etki aracıdır.
Emir Timur (1336-1405), askeri dehasının yanı sıra fethettiği topraklardaki bilim insanlarını, sanatçıları ve zanaatkârları imparatorluk merkezi olan Semerkant’ta toplama politikasıyla tanınır. Kaynaklara göre, Timur’un (Timurlenk) fethettiği bölgelerden (İran, Azerbaycan, Anadolu vb.) sanatçı ve zanaatkârları başkenti Semerkant’a götürme politikasının, Anadolu ve Türk kültür-sanat hayatı üzerinde, hem o dönemde hem de sonraki yüzyıllarda dolaylı ve doğrudan çok güçlü etkileri olmuştur. Bu etkileşim, özellikle müzik teorisi, bestecilik ve mimari süsleme sanatlarında belirginleşmiştir.
Bir takvim yaprağı daha değişiyor. Ancak değişen sadece tarih satırının solunda yer alan bir rakam mı? Yemeğe, toprağa ve kendi biyolojimize bakışımız da kökten bir dönüşüm geçiriyor. Yıllardır “tabakta sanat”, “prezantasyon”, “yıldızlar” dedik. Peki, 2026’da ne diyeceğiz? Size şimdiden söyleyeyim: 2026, gastronomide “vitrin” devrinin kapanıp, “derinlik” devrinin başladığı yıl olacak. Artık tabağın ne kadar "Instagramlanabilir" olduğuyla ilgilenmek yerine daha çok nörobiyolojimizle, ruh halimizle ve gezegenin tükenen nefesiyle nasıl bir diyalog kurduğuyla ilgileneceğiz.
“Bizim zamanımızda da olurdu” cümlesini çok sık duyuyorum. Oysa bugün biliyoruz ki akran zorbalığı, çocuklukta yaşanan sıradan bir çatışma değil; ruhsal gelişimi, benlik algısını ve hatta yetişkinlik döneminde ruh sağlığını etkileyebilen ciddi bir sorundur. Akran zorbalığı; bir çocuğun ya da ergenin, kendisini savunmakta zorlandığı bir durumda, bir veya birden fazla akranı tarafından sürekli ve kasıtlı olarak fiziksel, sözel, sosyal ya da dijital yollarla zarar görmesidir. Buradaki kilit kelimeler süreklilik ve güç dengesizliğidir. Bir kez yaşanan tartışma zorbalık değildir; ancak tekrar eden ve çocuğu çaresiz bırakan davranışlar zorbalık olarak değerlendirilir.
Şakayık, bilirsiniz, harika açan bir çiçektir.
Yılda 10 gün açıyor, açtı mı kendine hayran bırakıyor.
Şakayık Asya, Güney Avrupa ve Kuzey Amerika’ya özgü bir çiçek. Anadolu’da birkaç yerle birlikte Ankara’da, Kutludüğün’de bir tepeyi çok sevmiş. Tepenin çevresinde dolaşın bulamazsınız, tepeye yaklaşın, şakayıklardan gözünüzü alamazsınız!
Değerli Gazete Ankara Okurları,
Geçtiğimiz yazılarda Türkiye'nin yaratıcı enerjisini doğru yönlendirdiğimizde, sanat ve teknolojinin kesişiminde büyük fırsatlar doğduğundan bahsetmiştim. Oyunlarımız dünya listelerine giriyor, tasarımlarımız uluslararası vitrinlerde yer buluyor. Ancak bu potansiyeli kalıcı ekonomik ve diplomatik güce dönüştürmek için hâlâ kurumsal bir özgüvene ve yapısal vizyona ihtiyacımız var.
İslam düşüncesinde “kul hakkı” kavramı, bireysel sorumlulukların ötesinde toplumsal düzenin temelini oluşturan bir ilke olarak karşımıza çıkar. Kur’an-ı Kerim’de adaletin tesisine yönelik emirler, Hz. Peygamber’in hadislerinde kul hakkının affedilmezliği vurgusu ve tasavvuf geleneğinde vicdan muhasebesi, bu kavramın çok boyutlu bir şekilde ele alınmasını gerekli kılar. “Ateşten gömlek” metaforu ise, kul hakkının ağırlığını ve yakıcılığını sembolik bir dille ifade eder.
Bir önceki yazımızda Yeşil Mutabakat sürecinin Türk ihracatçıları için bazı zorlukları da beraberinde getireceğinden bahsetmiştik. Ancak ekonomik hayatın genel geçer bir kuralı burada da karşımıza çıkmaktadır. Her krizin aslında bazı fırsatlarla beraber geldiği düşünüldüğünde Türk ihracatçılarını bekleyen bazı olumlu gelişmeleri de beraberinde beklemek akıllıca olacaktır. Elbette başta Avrupa’daki dev otomobil üreticilerinin yeşil dönüşüm sürecini yavaşlatmaya yönelik lobilerinin etkilerini zaman zaman göreceğiz. “2050 hedeflerine” veya “sıfır emisyon” beklentilerinin biraz daha esnemesine yönelik beklentiler zaman zaman gündeme gelecektir. Avrupa Parlementosu’nun veya ilgili kurumların dirayetli duruşu yeşil dönüşümün daha tavizsiz yürütülmesi için hayati öneme de sahiptir.
Milyonlarca emeklinin büyük bir merakla beklediği Ocak 2026 zam oranları netleşti. Enflasyon rakamlarının açıklanmasının ardından AK Parti grubu tarafından TBMM’ye sunulan kanun teklifiyle, en düşük emekli maaşına yapılacak artış belli oldu. 2025 yılında 16 bin 881 TL olarak uygulanan en düşük emekli aylığı, yapılan düzenleme ile 20 bin TL seviyesine çıkarıldı.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Denizcilik Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan 2025 yılı Aralık ayı deniz ticareti istatistiklerini paylaştı. Bakan Uraloğlu, limanlarda elleçlenen yük miktarının bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 7,6 artarak 49,8 milyon tona ulaştığını belirterek, "2025 yılı Aralık ayı tüm aylar içerisinde en yüksek elleçlemenin yapıldığı dönem oldu" dedi.
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Türkiye’nin bilim ve teknoloji alanındaki cazibesinin uluslararası düzeyde arttığını vurgulayan önemli bir gelişmeyi paylaştı. Bakan Kacır, TÜBİTAK Uluslararası Lider ve Genç Araştırmacılar Programları'nın 2025 yılı çağrısına, dünyanın en prestijli üniversitelerinde görev yapan 175 nitelikli araştırmacının başvurduğunu açıkladı.
“Günün manşetleri ve en çok okunan haberlerinden ilk siz haberdar olmak istiyorsanız e-posta adresinizi Gazete ANKARA e-bültenine kayıt edebilirsiniz!”
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK kapsamında toplanıp işlenir. Detaylı bilgi almak için Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz.
ASO Başkanı Ardıç: “Bilimi ve teknolojiyi yalnızca ithal eden değil, bizzat üreten bir ülke olmak zorundayız”