YAZARLAR

  • 22 Aralık 2025, Pazartesi

Alo Demeniz Yetiyor! Sessiz Aramaların Görünmeyen Tehlikesi

Dijital çağ, yaşamımıza sayısız kolaylık katarken, yeni ve sinsi riskleri de beraberinde getiriyor. Eskiden dolandırıcılık denildiğinde yalnızca telefonu açıp kandırılmak akla gelirdi. Ancak teknoloji geliştikçe dolandırıcılık yöntemleri de sessiz, sofistike ve daha tehlikeli hâle geliyor. Türkiye’de son dönemde karşılaşılan ve “silent vishing” olarak adlandırılan sessiz aramalar, bu dönüşümün en çarpıcı örneklerinden biridir.

  • 21 Aralık 2025, Pazar

Kızıl Elma: Türk’ün Bitmeyen Yürüyüşü

Bir milletin kurumsal hafızasında bazı kavramlar vardır ki, bu yalnızca bir kelime dizisi değildir; tarih olur, ideal olur, istikamet olur, istikbal olur… Kızıl Elma, Türkler için tam da böylesi bir mana evreninin adıdır.  

  • 20 Aralık 2025, Cumartesi

TÜRKİYE YAPAY ZEKÂ KANUNU: TBMM GEREKÇE RAPORU (Yazı Dizisi-III Son)

GENEL GEREKÇE Dijital teknolojilerde yaşanan hızlı gelişmeler, yapay zekâ sistemlerini yalnızca teknik bir araç olmaktan çıkararak ekonomik, sosyal, hukuki ve siyasal hayatın merkezî unsurlarından biri hâline getirmiştir. Yapay zekâ; sağlık, eğitim, adalet, güvenlik, kamu yönetimi ve finans gibi kritik alanlarda karar alma süreçlerini doğrudan etkilemekte, bu durum ise temel hak ve özgürlükler bakımından yeni riskleri beraberinde getirmektedir. Avrupa Birliği tarafından kabul edilen Yapay Zekâ Tüzüğü (Artificial Intelligence Act), risk temelli yaklaşımı esas alarak küresel ölçekte önemli bir referans norm oluşturmuştur. Türkiye Cumhuriyeti açısından ise yapay zekâ alanında kapsamlı, bağlayıcı ve sistematik bir kanuni düzenlemenin bulunmaması; uygulamada hukuki belirsizliklere, denetim zafiyetlerine ve temel hakların korunmasında boşluklara yol açmaktadır.Bu Kanun Taslağı ile; - Yapay zekâ sistemlerinin insan onuru ve hukuk devleti ilkesiyle uyumlu biçimde kullanılması,- Temel hak ve özgürlükler üzerinde doğabilecek risklerin önlenmesi,- Kamu hizmetlerinde hesap verebilirliğin ve şeffaflığın sağlanması,- Yerli yapay zekâ ekosisteminin desteklenmesi ve Türkiye’nin dijital egemenliğinin güçlendirilmesi amaçlanmaktadır. Kanun, Avrupa Birliği düzenlemeleriyle uyumlu olmakla birlikte; Türkiye’nin anayasal düzeni, idari yapısı, güvenlik ihtiyaçları ve toplumsal hassasiyetleri dikkate alınarak özgün hükümler içermektedir.

  • 19 Aralık 2025, Cuma

TÜRKİYE YAPAY ZEKÂ KANUNU TASLAĞI (Yazı Dizisi -II)

Yapay Zekâ Hukuku: Teknolojiyi Değil, Toplumu Düzenlemek Yapay zekâ, artık geleceğin meselesi değildir. O gelecek çoktan geldi ve sessizce hayatımızın merkezine yerleşti. Kimi zaman bir sağlık kararında, kimi zaman bir sınav değerlendirmesinde, kimi zaman bir kredi başvurusunda… Farkında olalım ya da olmayalım, algoritmalar bizi tanımaya, sınıflandırmaya ve yönlendirmeye başladı. İşte tam bu noktada sorulması gereken soru şudur: Bu teknolojiyi kim denetliyor? Daha da önemlisi: Kimin adına? Yapay zekâ hukuku, çoğu zaman zannedildiği gibi mühendislerin veya yazılımcıların teknik alanı değildir. Yapay zekâ hukuku, insan onurunun dijital çağda nasıl korunacağının hukuk diline tercümesidir. Bir başka ifadeyle bu alan, “nasıl bir teknoloji geliştirelim?” sorusundan önce, “nasıl bir toplum olmak istiyoruz?” sorusunu sorar. Aşağıda hazırlanan Türkiye Yapay Zekâ Kanunu Taslağı, bu soruya verilmiş bilinçli bir cevaptır. Taslak; yasakçı bir refleksle değil, risk temelli ve insan merkezli bir yaklaşımla kaleme alınmıştır. Avrupa Birliği Yapay Zekâ Hukuku’ndan ilham almakla birlikte,  öncelikle Türkiye’nin anayasal düzeni, toplumsal hassasiyetleri ve dijital egemenlik ihtiyacı dikkate alınmıştır. Özellikle “kabul edilemez riskli” yapay zekâ uygulamalarının açıkça yasaklanması, devletin teknolojik güç karşısında bireyi yalnız bırakmayacağını göstermektedir. Sosyal puanlama sistemleri, bilinçaltı manipülasyonlar ve yargı kararı olmaksızın kitlesel biyometrik gözetim; modern dünyada otoriterliğin dijital yüzüdür. Bu taslak, tam da bu nedenle bir özgürlükler metni niteliği taşımaktadır. Kamu yönetiminde yapay zekâya getirilen “nihai karar insana aittir” ilkesi ise, hukuk devleti açısından hayati bir kırmızı çizgidir. Devlet, karar verme yetkisini algoritmalara devrettiği anda sorumluluktan da kaçmış olur. Bu taslak, idarenin arkasına saklanabileceği bir “gizlenme perdesi” bırakmamaktadır. Sonuç olarak bu kanun taslağı, teknolojinin hızına yetişme çabası değildir. Aksine, teknolojinin hızını hukukun ahlaki ve anayasal pusulasıyla yönlendirme iradesidir. Yapay zekâ hukuku, geç kalınırsa otoriterleşir; zamanında yapılırsa özgürleştirir. Türkiye’nin önündeki tercih de tam olarak budur.

  • 18 Aralık 2025, Perşembe

YAPAY ZEKÂ HUKUKU: TÜRKİYE NEDEN KENDİ YOLUNU ÇİZMEK ZORUNDA? (Yazı Dizisi-I)

Değerli Gazete Ankara okurları,Daha önce kaleme aldığım pek çok yazımda ısrarla sorduğum ve önemine dikkat çektiğim bir soru vardı: “Türkiye’de Yapay Zekâ Hukuku Hazırlamanın Zamanı Gelmedi mi?” İşte bu yazı, söz konusu soruya artık teorik değil; somut, karşılaştırmalı ve çözüm odaklı bir cevap arayışımızın ilk adımıdır.

  • 17 Aralık 2025, Çarşamba

Bilimsel Düşüncenin Yeni Ortağı Üretken Yapay Zekâ: Türkiye İçin Kaçırılmaması Gereken Bir Dönüşüm Fırsatı

Akademik üretim, yalnızca makale sayılarıyla ölçülen bir faaliyet olmaktan çoktan çıkmıştır. Günümüzde üniversiteler, araştırma merkezleri ve bilim insanları; özgünlük, etki değeri, disiplinlerarası yaklaşım ve toplumsal katkı gibi çok daha karmaşık ölçütlerle değerlendirilmektedir. Bu dönüşümün merkezinde ise üretken yapay zekâ yer almaktadır. Üretken yapay zekâ, akademiye eklemlenen geçici bir teknoloji değil; bilimsel düşünmenin biçimini ve hızını değiştiren yapısal bir kırılmadır.

  • 16 Aralık 2025, Salı

Sessiz Yenilgi: Öğrenilmiş Çaresizlik Üzerine Bir İnsanlık Hâli

İnsan, teknoloji ve toplum ekseninde bir vicdan notu. Bazen insan, hayatla kavga etmeyi bırakır. Ne bir isyan vardır ne de yüksek sesli bir vazgeçiş… Sadece içten içe sönen bir çaba, yavaş yavaş çekilen sular gibi bir umut kalır geriye. İşte tam da bu noktada, adı konulmamış ama etkisi derin bir ruh hâliyle karşı karşıya kalırız: Öğrenilmiş çaresizlik.  

  • 15 Aralık 2025, Pazartesi

UNESCO’nun 15 Aralık’ı “Dünya Türk Dili Ailesi Günü” Kararı Üzerine Bir Değerlendirme

UNESCO’nun 3 Kasım 2025’te gerçekleştirdiği 43. Genel Konferansı’nda aldığı kararla 15 Aralık’ın “Dünya Türk Dili Ailesi Günü” olarak ilan edilmesi, bir dil topluluğunun tarihsel yolculuğunda ender rastlanabilecek kadar derin ve anlamlı bir dönüm noktasıdır.Diller, insanlık tarihinin en eski tanıklarıdır; kimi zaman coğrafyaların kaderini belirlemiş, kimi zaman medeniyetlerin karakterini şekillendirmiştir. Türk dili ailesi ise bu tanıklığı bin yılları aşan bir devamlılık ve güçlü bir kültürel hafıza ile sürdürmüştür. Bu nedenle UNESCO’nun söz konusu kararı yalnızca diplomatik bir kazanım değil; Türk dillerinin uluslararası düzeyde taşıdığı bilimsel, kültürel ve tarihî değerin açık bir tescili niteliğindedir.

  • 14 Aralık 2025, Pazar

Yapay Zekâ Dünyaya Egemen Olabilir mi? İnsanlık İçin Bir Tehdit midir?

İnsanlık tarihi, ürettiği her büyük araç karşısında kendi geleceğini yeniden sorgulamak zorunda kaldığı kırılma anlarıyla doludur. Bugün bu sorgulamanın merkezinde yapay zekâ bulunmaktadır. “Yapay zekâ dünyaya egemen olabilir mi, insanlık için bir tehdit midir?” sorusu, çoğu zaman bilim kurgu anlatılarıyla iç içe geçse de, özünde son derece gerçek ve güncel bir meseleyi ifade etmektedir.

  • 13 Aralık 2025, Cumartesi

Türkiye’de Akademik Yükselmenin Anatomisi: Bilimsel Liyakat, Zorluklar ve Geleceğe Dair Kaygılar

Türkiye’de üniversitelerimizin en temel taşı olan öğretim üyeleri: Dr. Öğretim Üyesi, Doçent ve Profesörler yalnızca ders veren kişiler değildir. Onlar, bilimin üreten eli, toplumun aydınlık yüzü, ülkenin kalkınma dinamiğini oluşturan insan kaynağıdır. Bu nedenle akademik unvanların nasıl kazanıldığı yalnızca akademinin değil, toplumun tamamının meselesidir.