Bazı hayat hikâyeleri vardır; yalnızca yaşanmışlıkları anlatmakla kalmaz, aynı zamanda insanın kendini arayışına da ayna tutar. Cat Stevens olarak tanınan ve sonrasında Yusuf İslam adını alan sanatçının yaşamı da tam olarak böyle bir hikâyedir. Bu hikâye, şöhretin zirvesinden içsel bir yolculuğun derinliklerine uzanan; kimlik, inanç ve sanatın iç içe geçtiği bir dönüşüm anlatısıdır.
Son yıllarda sosyal medyada sıkça karşılaştığımız bir iddia var: “150 yıldır petrol hakkında yalan söyleniyor.” Bu söylem, kulağa çarpıcı geldiği kadar, içinde hem bilimsel gerçek kırıntıları hem de ciddi yanlış anlamalar barındırıyor. Meseleye duygusal değil, analitik bir pencereden bakmak gerekiyor.
Geçtiğimiz günlerde Stanford Üniversitesi’nden, yapay zekâ alanının önde gelen isimlerinden Prof. Andrew Ng’nin öğrencilerine söylediği şu söz, pek çok kişi için oldukça sarsıcı oldu: “Önümüzdeki on yılın kazananlarını belirleyen şey kod yazmak olmayacak.” ifadesi, aslında yalnızca teknik bir öngörü değil; köklü bir paradigma değişiminin habercisidir. Bu ifade, yazılım dünyasında yetişmiş bir neslin alışkanlıklarını, değer sistemlerini ve hatta mesleki kimliklerini sorgulamalarına neden olacaktır. Çünkü uzun yıllar boyunca kod yazmak yalnızca bir beceri değil, aynı zamanda bir ayrıcalık ve uzmanlık göstergesi olarak görülüyordu...
Tarih, yalnızca geçmişte yaşanmış olayların kronolojik bir dizisi değildir; aynı zamanda insanlığın hangi fikirlerle yön bulduğunu, hangi liderlerle dönüşüm yaşadığını anlamaya dönük bir zihinsel çabadır. Bu açıdan bakıldığında, Michael H. Hart’ın The 100: A Ranking of the Most Influential Persons in History adlı eseri, hâlâ tartışılan önemli bir bakış açısı sunar. Hart’ın, Peygamberimiz Hz. Muhammed’i listenin ilk sırasına yerleştirmesi, sadece dini bir tercih değil; tarihsel etkiyi ölçmeye yönelik analitik bir değerlendirmedir.
Bugünlerde yine sınırların ötesinden yükselen; kökü dışarıda olup gürültüsü içeride yankılanan bir koro var: System of a Down (1994 yılında Kaliforniya’da kurulmuş Ermeni-Amerikan alternatif metal grubu). Kaliforniya’da aynı okulun sıralarından geçmiş, “metal” tınılarının arasına nefreti serpiştiren bu grup; ellerindeki gitarları adeta birer silaha, dillerini ise hakaret ambalajlı provokasyonlara dönüştürmektedir. Konser ekranlarına yansıttıkları o “katil” yaftası ise, gerçekte kendi cehaletlerinin ve aidiyet sancılarının bir dışa vurumundan ibarettir.
Son yıllarda teknoloji dünyasında alışılmadık bir "cömertlik" rüzgârı esiyor. Bir yanda milyarlarca dolarlık işlemci (GPU) yatırımları, devasa veri merkezleri ve akıl almaz enerji maliyetleri; diğer yanda ise son kullanıcının tek kuruş ödemeden erişebildiği mucizevi yapay zekâ sistemleri... Bu tablo akıllara şu soruyu getiriyor: Bu dev şirketler birer hayır kurumu mu, yoksa büyük bir stratejik oyunun içinde miyiz?
İnsanlık tarihi yalnızca savaşların, zaferlerin ya da büyük keşiflerin hikâyesi değildir. Aynı zamanda birbirine uzanan ellerin, omuz omuza verilen mücadelenin ve en önemlisi insan onurunun sessiz ama kararlı yürüyüşünün de tarihidir. Takvimler 1 Mayıs’ı gösterdiğinde, yalnızca baharın uyanışını değil; toprağa düşen alın terinin kokusunu, bölüşülen ekmeğin sıcaklığını ve “insanca yaşama” arzusunun kalpten yükselen derin çağrısını da hissederiz. Bu gün, yaklaşık bir buçuk asırdır dünyanın dört bir yanında yankılanan ortak bir vicdanın, ortak bir umudun ve ortak bir direncin adıdır.
Ankara, uzun yıllardır biriktirdiği güçlü akademik altyapısı, devlet kurumlarına yakınlığı ve özellikle savunma sanayiindeki yüksek teknoloji üretim kapasitesiyle Türkiye’nin en stratejik şehirlerinden biri konumundadır. Şehri ziyaret ettiğinizde teknokentlerde, üniversite koridorlarında ve Ar-Ge merkezlerinde sürekli “büyük potansiyel” ifadesiyle karşılaşırsınız. Ancak bu durum önemli bir gerçeği de beraberinde getirir: Potansiyel, somut çıktıya dönüşmediği sürece yalnızca geleceğe dair bir beklenti olarak kalacaktır.
Değerli okurlar, Ankara denildiğinde çoğumuzun zihninde hâlâ gri kamu binaları, uzun koridorlar ve ağır işleyen bürokratik süreçler canlanıyor. Oysa bu şehir, görünmeyen katmanlarında çok daha dinamik, çok daha stratejik bir dönüşümün eşiğindedir. Bu dönüşüm, klasik sanayi devrimlerinden farklı olarak sessiz ilerliyor: veriyle, algoritmayla ve insan zekâsının en rafine haliyle şekilleniyor. Ancak bu potansiyelin önünde, yıllardır aşılamayan yapısal bir engel var: eylemsizlik ve koordinasyonsuzluk.
Türkiye, yapay zekâ çağını kaçırmak istemiyorsa artık bazı ezberleri bozmak zorundadır. Yıllardır süregelen bir alışkanlıkla mesele yalnızca teknik kapasiteye, akademik yayın sayısına ve mühendis yetiştirme performansına indirgendi. Oysa küresel rekabetin gerçek sahnesi laboratuvarlar değil; piyasalar, yatırım ağları ve ölçeklenebilir iş modelleridir. Bugün Ankara’nın önünde duran asıl soru şudur: Ürettiğimiz bilgiyi nasıl değere dönüştüreceğiz?
“Günün manşetleri ve en çok okunan haberlerinden ilk siz haberdar olmak istiyorsanız e-posta adresinizi Gazete ANKARA e-bültenine kayıt edebilirsiniz!”
Nasuh Akar Mah. Türk Ocağı Cad. No:28/3, 06520 Çankaya/ ANKARA
+90 (312) 285 63 33
+90 (312) 285 63 33
www.gazeteankara.com.tr
bilgi@gazeteankara.com.tr
Haber Sisteminin Android/ iPhone/ iPad Uygulamaları mobil cihazlar üzerinden anlık olarak takip edilebilmesi amacıyla tasarlanmıştır.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK kapsamında toplanıp işlenir. Detaylı bilgi almak için Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz.