Modern zamanların en büyük yanılgılarından biri, değişimi hep dışarıda aramamızdır. Sistemi, siyaseti, ekonomiyi, teknolojiyi… Oysa insanlık tarihinin büyük kırılma anlarına dikkatle bakıldığında, asıl dönüşümün insanın iç dünyasında başladığı görülür. “İnsan düzelirse dünya düzelir” sözü, işte bu hakikatin özlü bir ifadesidir.
Dijital çağın en büyük yanılgılarından biri, hız ile düşünmeyi birbirine karıştırmamızdır. Daha çabuk yazmak, daha çok üretmek, daha kısa sürede sonuç almak… Bunların hiçbiri, tek başına düşünmenin derinliğiyle eş anlamlı değildir. Bugün yapay zekâ etrafında dönen tartışmanın tam merkezinde de bu kavram karmaşası yer alıyor.
Takvim yaprakları 14 Şubat’ı gösterdiğinde vitrinler kırmızıya bürünür, çiçekçiler hareketlenir, restoranlar dolup taşar. Ancak her yıl tekrarlanan bu manzaranın ardında, çoğu zaman fark edilmeyen uzun ve katmanlı bir tarih yatmaktadır. Sevgililer Günü yalnızca romantik bir jest ya da ticari bir organizasyon değildir; kökleri antik çağlara uzanan, dinler ve kültürler arasında dönüşerek günümüze ulaşan tarihsel bir olgudur.
13 Şubat, yalnızca alelade bir gün değildir. Bu tarih, 1946’da kurulan United Nations Radio’nun yıldönümünü simgelerken; 2011 yılında UNESCO tarafından ilan edilip 2012’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nca kabul edilen Dünya Radyo Günü ile insanlığın ortak hafızasına kazınmıştır. Bugün, sesiyle dünyayı birleştiren, görünmeyeni görünür kılan, duyulmayanı duyuran radyocuların günüdür.
Dijital teknolojiler, insanlık tarihinin belki de en hızlı ve en köklü dönüşüm araçlarıdır. Bu dönüşümden en fazla etkilenen kesimlerin başında ise çocuklar gelmektedir. Dünya Çocuklarının Durumu Raporu, dijital teknolojinin çocukların hayatlarını ve hayattaki şanslarını nasıl dönüştürdüğünü çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır. Ancak bu dönüşüm, kendiliğinden olumlu sonuçlar üretmemektedir; aksine, doğru yönlendirilmediği takdirde yeni eşitsizliklerin ve risklerin de kapısını aralamaktadır.
Türkiye’de üniversiteler üzerine yapılan tartışmalar çoğu zaman isimler etrafında şekillenir; yeni bir tabela, yeni bir kampüs ya da iddialı bir vizyon belgesi gündeme gelir. Oysa üniversite, yalnızca bir isimden ibaret değildir. Bu bağlamda asıl belirleyici olan, bu iddiayı taşıyabilecek güçlü bir akademik altyapının, nitelikli insan kaynağının ve kurumsal birikimin varlığıdır.
Bugün gençlerimize İslam medeniyetinin büyüklüğünden söz ettiğimizde, çoğu zaman romantize edilmiş bir geçmiş anlatısı sunduğumuz ya da ideolojik bir savunma yaptığımız düşünülüyor. Oysa mesele, İslam medeniyetinin büyük olup olmadığı değildir; büyüklüğü konusunda en küçük bir tereddüdümüz yoktur. Asıl sorun, bu büyüklüğü nasıl anlattığımız, hatta gerçekten anlayıp anlayamadığımızdır.
Modern çalışma hayatına dair en rahatsız edici sorulardan biri şudur: Yaptığımız işler gerçekten dünyaya anlamlı bir katkı sağlıyor mu? Antropolog David Graeber, 2013’te yayımladığı ve kısa sürede küresel ölçekte yankı uyandıran “Anlamsız İşler (Bullshit Jobs)” makalesinde bu soruyu merkeze alır. Tartışma, 2018’de kitaplaştığında artık yalnızca akademik bir iddia değil; milyonlarca çalışanın gündelik deneyiminde karşılığını bulan bir huzursuzluğun adı haline gelmiştir.
Bugün üniversite sıralarında oturan gençler, yalnızca bir meslek seçimi yapmıyor; aynı zamanda henüz tam olarak şekillenmemiş bir geleceğe hazırlanıyor. 2030’lara doğru ilerlerken yapay zekâ, otomasyon ve dijitalleşme; iş dünyasını olduğu kadar eğitim sistemini, kamu politikalarını ve bireyin hayata bakışını da köklü biçimde dönüştürüyor.
İçinde bulunduğumuz çağ, yalnızca yeni teknolojilerin hayatımıza girmesiyle açıklanabilecek bir dönem değildir. Bu çağ, aynı zamanda emeğin ne olduğu, çalışmanın ne anlama geldiği ve insanın üretim sürecindeki yerinin nasıl tanımlanacağına dair köklü bir sorgulamayı da beraberinde getirmektedir. Yapay zekâ, otomasyon ve dijitalleşme, iş dünyasını hızla dönüştürürken, uzun yıllar boyunca sorulan “hangi meslekler yok olacak?” sorusu yerini çok daha temel bir soruya bırakmaktadır: hangi işler gerçekten anlamlı kalacak?
“Günün manşetleri ve en çok okunan haberlerinden ilk siz haberdar olmak istiyorsanız e-posta adresinizi Gazete ANKARA e-bültenine kayıt edebilirsiniz!”
Nasuh Akar Mah. Türk Ocağı Cad. No:28/3, 06520 Çankaya/ ANKARA
+90 (312) 285 63 33
+90 (312) 285 63 33
www.gazeteankara.com.tr
bilgi@gazeteankara.com.tr
Haber Sisteminin Android/ iPhone/ iPad Uygulamaları mobil cihazlar üzerinden anlık olarak takip edilebilmesi amacıyla tasarlanmıştır.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK kapsamında toplanıp işlenir. Detaylı bilgi almak için Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz.