2026’ya Girerken: Zamanın Eşiğinde Umudu Yeniden Kurmak
Yeni bir yıl, takvimlerde yalnızca bir rakam değişikliğinden ibaret değildir. 31 Aralık gecesiyle 1 Ocak sabahı arasındaki o ince çizgide, insanın sol yanında- kalbinde- de bir şeyler değişir. Geride bırakılan yorgunluklar, sevinçler, hayal kırıklıkları ve kazanımlar; hepsi sessizce bir tatil bavuluna yerleştirilir. İşte 2026 yılı, 2025’in bıraktıklarından böyle doğuyor: Bir önceki yılın tecrübelerinden beslenerek, henüz söylenmemiş cümlelerin, yaşanmamış anların ve kurulmayı bekleyen umutların eşiğinde.

İnsanlık, zamanı yalnızca ölçmek için değil; ona dayanabilmek için de parçalara ayırdı. Yeni yıl fikri tam olarak bu ihtiyaçtan doğdu. Gökyüzüne bakarak yaşayan ilk topluluklar, Güneş’in ve Ay’ın döngülerini izlerken aslında yalnızca takvim yapmıyorlardı; hayatlarını anlamlandırıyorlardı. Bir döngünün bitmesi, yalnızca astronomik bir olay değil, aynı zamanda “buraya kadar” diyebilmenin ve “yeniden” diyebilmenin imkânıydı.
Yeni yılın kökeni, binlerce yıl öncesine, tarım toplumlarının doğayla kurduğu derin ilişkiye uzanır. Mezopotamya’da Babilliler için yıl, ilkbaharda başlardı. Bu dönem, toprağın uyanışı, bereketin gelişi ve umudun yeniden filizlenmesi demekti. Antik Mısır’da Nil Nehri’nin taşması yeni yılın habercisiydi; çünkü yaşam, suyla birlikte yeniden başlıyordu. Yani yeni yıl, önce doğanın ritmiydi; insan, bu ritme kulak vererek kendi zamanını kurdu.
Bugün dünyada yaygın olarak kabul edilen 1 Ocak tarihi ise Roma’dan mirastır. Jül Sezar’ın düzenlediği Jülyen Takvimi ile yılın başlangıcı Ocak ayına alındı. Ocak ayı, adını ikiyüzlü Roma tanrısı Janus’tan alır: Yüzlerinden biri geçmişe, diğeri geleceğe bakar. Bu simge, yeni yılın anlamını kusursuz biçimde anlatır. İnsan, aynı anda hem geride bıraktıklarına, çöpe attıklarına bakar hem de henüz yaşanmamış olana yönelir.
Zamanla takvimler değişti, hesaplar hassaslaştı; ancak yeni yılın insana hissettirdikleri pek değişmedi. Çünkü yeni yıl, matematiksel bir eşikten çok, uzaklara gitmek için beklenilen duygusal bir limandır. İnsan, bir gecede değişmeyeceğini bilse bile, takvim değiştiğinde içinden bir şeylerin değişebileceğine inanmak ister. Bu inanç, hayatta kalmanın basit ama güçlü yollarından biridir.
Yeni yıl bu yüzden vardır. Geçmişin yükünü biraz olsun hafifletmek, yapılan hataları bir çöp tenekesine içine bırakabilmek ve “henüz bitmedi” diyebilmek için. Zamanı baştan başlatamazsınız; ama ona yeni bir anlam verebilirsiniz. İnsanlık bunu binlerce yıldır yapıyor. Her yeni yılda aynı umutla soruyor: Daha iyisi mümkün mü? Ve belki de daha önemlisi, birlikte mümkün mü?
Bu yeni yılın oluşumunda yalnızca zamanın akışı yoktur; kolektif bir duygunun mayalanması da vardır. Yaşadıklarımız bizi daha temkinli, ama aynı zamanda daha bilge kılıyor. Umut artık yüksek sesle bağırılan bir beklenti değil; emekle, sabırla ve dayanışmayla büyütülen sakin bir kararlılıktır. 2026’ya dair temenniler de bu yüzden süslü vaatlerden çok, insanî gerçekliğin içinden konuşur.
Hepimizin ortak dileği aslında çok sadedir: Sağlık, huzur ve sevdiklerimizle çoğalan küçük anlar. Akademik takvimlerin sıkıştırdığı günlerde, yoğun programların arasında nefes alabilmek; bir kahvenin buharında dostça bir sohbeti saklayabilmek; bir tebessümün günün yükünü hafiflettiğini fark edebilmek… Yeni yılın gerçek zenginliği tam da burada gizlidir.
Bir yılı daha birlikte geride bırakmanın minnettarlığı, paylaşılan anıların sükûnetinde anlam kazanır. Zorluklar kaçınılmaz olabilir; fakat son yıllar bize şunu açıkça öğretti: Dayanışma varsa yük bölünür. Birlikte gülünebiliyorsa, karanlık biraz daha aydınlanır. “Mutluk ve bol kahkaha” dileği bu yüzden basit bir neşe çağrısı değildir; kalpler arasında kurulan görünmez bir köprüdür.
Metnin satır aralarında hissettirmeye çalıştığım güçlü insani bağ, belki de en kıymetli mirasımızdır. Yüz yüze tanışmanın veya olmasa da yolların bir şekilde kesişmesinin, “iyi ki varsınız” diyebilmenin değeri… Akademik dünyanın soğuk görünen yüzünün ardında, her şeyi ayakta tutan işte bu ilişkiler ağı vardır. Bilgi, bu bağlarla anlam kazanır; başarı, ancak birlikte yüründüğünde kalıcı olur.
Elbette gerçekçilikten kopmadan. Hayat, her zaman takvimle uyumlu ilerlemez. Eğer önceki yılların zor sınavları bu kez biraz mola verirse, 2026’yı daha keyifle karşılarız. Vermezse? O zaman temenni, mizahla karışır: “Hiç gelmese de olur!” Bu cümle bir karamsarlık değil; yorgunluğun dürüst bir itirafıdır. Gülümseyerek söyledim ama samimi olarak …
Sonuçta 2026’ya bakarken ne kör bir iyimserliğe ne de umutsuz bir kabullenişe ihtiyacımız var. İhtiyacımız olan; sağlık, dayanışma, kahkaha ve birlikte yürümeye devam etme iradesidir. Yeni yıl, bu değerleri çoğaltabildiğimiz ölçüde gerçekten “mutlu” olacaktır. Başarabilirseniz, mutlu olmayı deneyin! 2025 yılını tamamlayıp, 2026’ın eşiğinde dururken, kalbinizi de yeni takvim yılına açmanız dileğiyle… Mutlu yıllar.
Saygılarımla,
Prof. Dr. Ayhan ERDEM
Köşe Yazarı
aerdem@gazeteankara.com.tr
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
Gazete Ankara Dijital Haber Portalı
.
YORUM YAP