Değerli okurlarımız; müsaadenizle, hafızamın tozlu raflarından çekip çıkardığım, lakin dünü bugünü fark etmeksizin her daim taze kalan, ailece yaşadığımız hakiki bir kıssayı sizinle paylaşmak isterim. Bu anlatacaklarım, sadece geçmişe dair bir yâd ediş değil; kulaktan kulağa aktarılması gereken, insanoğlunun o "çiğ süt emmiş" tabiatına ve saflığımıza dair kulaklara küpe olacak cinsten, ibretlik bir hayat dersidir.
İnsanlık tarihi, kelimelerin yer değiştirmesiyle altüst olan kavramların, zihinsel devrimlerin tarihidir. Bugün köşemizde, ilk bakışta sadece bir kelime oyunundan ibaretmiş gibi duran, ancak derinlerine indikçe insan psikolojisinin ve felsefesinin bambaşka dinamiklerini harekete geçiren muhteşem bir döngüyü masaya yatıracağız: "Başarmaya inanmak" ve "İnanmayı başarmak."
2026 Dünya Kupası, 24 yıllık uzun ve hasret dolu bir bekleyişin ardından tüm ülkenin kalbinin aynı ritimle attığı büyük bir umut sahnesiydi. Ancak futbolun o kendine has, bazen acımasız ve mantık sınırlarını zorlayan doğası, D Grubu'nda bizi hiç beklemediğimiz bir erken vedayla yüzleştirdi. Avustralya’ya karşı alınan 2-0’lık ve ardından Paraguay karşısındaki 1-0’lık mağlubiyetler, sokaktaki her bir vatandaşımızdan teknik heyete kadar hepimizde derin bir hüzün bıraktı. Fakat bugün yapmamız gereken şey, öfkeyle masaları devirmek ya da bu genç evlatlarımızı sosyal medyanın insafsız çarkları arasında linç etmek değil; sakin bir akılla, bilimin ve futbolun doğrularıyla resmi bütünüyle okumaktır. Çünkü yenilmek, her şeyin bittiği anlamına gelmez; asıl yenilgi, yenilgiden bir ders çıkaramamak ve kendi çocuklarını sahada yalnız bırakmaktır.
İslam dünyasının bugün karşı karşıya bulunduğu sorunları anlamak isteyen herkesin öncelikle şu soruya samimiyetle cevap vermesi gerekir: Biz Kur’an’a gerçekten ne kadar yakınız? Daha doğrusu, Kur’an bizim hayatımızın neresindedir? Evlerimizin en yüksek köşelerinde asılı duran, özenle muhafaza edilen, özel günlerde tilavet edilen kutsal bir hatıra mı; yoksa düşüncelerimizi, davranışlarımızı ve toplumsal ilişkilerimizi şekillendiren canlı bir rehber mi?
Değerli Okurlarımız, bugünkü konumuz oldukça önemli ve günümüz gençliğinin inanç dünyasındaki kırılmalar üzerine olacak. Mesele öylesine derin ve hayati ki, bu defa sınırları biraz zorlamak ve makalemizi uzun tutmak zorunda kalacağız. Sabrınıza ve ilginize sığınarak, sıkılmadan okumanız dileğiyle; buyurun, hiçbir kişiyi veya kurumu hedef almadan, ifadelerime aşırı anlamlar yüklemeden, sadece kelimelerin ve çıplak gerçeklerin izini birlikte sürelim.
Tarih, yalnızca savaşların ve zaferlerin değil; aynı zamanda insanın vicdanıyla yaptığı büyük hesaplaşmaların da kaydıdır. Bu hesabın en berrak sayfalarından biri ise Hz. Muhammed’in (s.a.v.) hayatıdır. O, İslam kaynaklarının ortak ifadesiyle “rahmet peygamberi”dir. Ancak bu rahmet, pasif bir hoşgörü değil; adaleti, hakkaniyeti ve yaratılmışa saygıyı merkeze alan güçlü bir ahlaki duruştur.
Ortadoğu… İnsanlık tarihinin en kadim medeniyetlerine ev sahipliği yapmış, peygamber kıssalarının izlerini taşıyan; fakat aynı zamanda savaşların, darbelerin ve bitmeyen güç mücadelelerinin gölgesinden kurtulamamış bir coğrafya…
İnsanlık tarihinin en derin anlam katmanlarından biri, fedakârlığın hangi alanda daha yüce olduğu tartışmasında değil; fedakârlığın hangi biçimlerinin bir medeniyet inşasında birbirini tamamladığı gerçeğinde gizlidir. İslam düşünce geleneğinde sıkça atıf yapılan “Âlimin mürekkebi şehidin kanından ağırdır” sözü de bu anlam dünyasının çarpıcı sembollerinden biridir.
İnsanın bu dünyadaki en soylu yanıdır iyiye meyil etmek. Bir yarayı sarmak, bir düşene el uzatmak, bir karanlığa ışık olmak… Hepimiz içimizdeki o saf, bozulmamış nüveyi korumak için çabalar, iyiliğin şifa olduğuna inanırız. Ancak hayatın ve insan doğasının o girintili çıkıntılı patikalarında yol alırken, yolumuza aniden o soğuk, yüzümüze tokat gibi çarpan o meşhur cümle çıkar: "Hiçbir iyilik cezasız kalmaz!"
Değerli okuyucularımız; bugünkü yazımızda Müslümanların tarih boyunca ve günümüzde maruz kaldığı çetin imtihanları, kendi iç zaaflarımızı, dış müdahaleleri ve tüm bu denklemin tam merkezinde yer alan Türkiye’nin İslam coğrafyasındaki stratejik ve çözüm odaklı rolünü ele alacağız. Konunun hayati önemine binaen, bu haftaki hasbihalimiz diğer yazılarımıza kıyasla biraz daha uzun ve detaylı olacak. Sıkılmadan, tefekkür ederek okumanız dileğiyle…
“Günün manşetleri ve en çok okunan haberlerinden ilk siz haberdar olmak istiyorsanız e-posta adresinizi Gazete ANKARA e-bültenine kayıt edebilirsiniz!”
Nasuh Akar Mah. Türk Ocağı Cad. No:28/3, 06520 Çankaya/ ANKARA
+90 (312) 285 63 33
+90 (312) 285 63 33
www.gazeteankara.com.tr
bilgi@gazeteankara.com.tr
Haber Sisteminin Android/ iPhone/ iPad Uygulamaları mobil cihazlar üzerinden anlık olarak takip edilebilmesi amacıyla tasarlanmıştır.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK kapsamında toplanıp işlenir. Detaylı bilgi almak için Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz.