Değişen Küresel Güç Dengeleri, Avrupa'nın Savunma Arayışı ve Ankara Zirvesi'nin Jeopolitik Anlamı Uluslararası sistem, XXI. yüzyılın ikinci çeyreğine girerken yeni bir güç dağılımı süreci yaşamaktadır. Yaklaşık otuz yıl boyunca devam eden tek kutuplu uluslararası düzen yerini, çok aktörlü ve çok merkezli bir jeopolitik rekabete bırakmaktadır. Bu dönüşüm yalnızca büyük güçler arasındaki askerî rekabeti değil; ticaretten enerjiye, teknolojiden uzaya, deniz yollarından dijital altyapılara kadar uzanan geniş bir alanı kapsamaktadır.
Savunma Sanayiinin Yükselişi, Teknoloji Rekabeti ve Yeni Caydırıcılık Anlayışı Yirminci yüzyılın büyük bölümünde devletlerin askerî gücü; sahip oldukları tank sayısı, savaş uçağı envanteri, deniz kuvvetlerinin büyüklüğü ve personel mevcudu üzerinden değerlendiriliyordu. Soğuk Savaş boyunca uygulanan klasik güç dengesi yaklaşımı da büyük ölçüde bu parametrelere dayanıyordu. Ancak son yıllarda yaşanan gelişmeler, özellikle Rusya-Ukrayna Savaşı, bu anlayışın tek başına yeterli olmadığını açık biçimde ortaya koymuştur.
Değerli Okurlarımız, Uluslararası sistem, Soğuk Savaş'ın sona ermesinden bu yana belki de en köklü güvenlik dönüşümünü yaşamaktadır. Devletler arasındaki güç dengeleri yeniden şekillenmekte; savaşların niteliği değişmekte; yapay zekâ, siber güvenlik, uzay teknolojileri ve savunma sanayii, ulusal güvenliğin vazgeçilmez unsurları hâline gelmektedir. Rusya-Ukrayna Savaşı, Orta Doğu'da derinleşen istikrarsızlıklar, enerji ve gıda güvenliğine ilişkin kırılganlıklar ile büyük güçler arasındaki rekabet, uluslararası ilişkilerde yeni bir dönemin kapılarını aralamıştır.
Günlük dilde sıklıkla birbirinin yerine kullandığımız iki kavram vardır: bilim ve ilim. Oysa bu iki kelime, yalnızca köken itibarıyla değil, insanın varlığı kavrayış biçimi açısından da farklı ufuklara işaret eder. Modern dünyanın kavram setiyle şekillenen “bilim” ile kadim medeniyetlerin derinlikli birikimini taşıyan “ilim” arasındaki nüansları doğru anlamak, bugün yaşadığımız zihinsel ve kültürel kırılmaları da daha iyi kavramamıza imkân sunacaktır.
Teknoloji dünyası son yıllarda baş döndürücü bir hızla dönüşüyor. Dün sadece veri işleyen sistemlerden söz ederken, bugün kendi kararlarını verebilen, görev planlayabilen ve belirli ölçüde otonom hareket edebilen yapay zekâ ajanlarını tartışıyoruz. Ancak teknolojik devrimlerin doğasında değişmeyen bir gerçek vardır: Her büyük yenilik, beraberinde büyük umutlar kadar büyük abartılar da getirir.
Bazı medeniyetler vardır; büyüklükleri yalnızca fethettikleri topraklarla, inşa ettikleri saraylarla veya kazandıkları savaşlarla ölçülmez. Asıl büyüklük, güçsüz olana nasıl davrandıklarında saklıdır. Bir toplumun medeniyet seviyesi; kimsesize, sahipsize, mazluma ve hatta dili olmayan canlılara gösterdiği merhametle anlaşılır. İşte Osmanlı medeniyeti, bu açıdan tarihe eşsiz bir miras bırakmıştır.
Toplumsal ilişkilerin, inanç dünyasının ve insanın nedensellik kurma biçimlerinin kesişim noktaları, sosyolojinin ve felsefenin her dönem ilgisini çeken en bakir alanlarından biridir. Geçtiğimiz günlerde önüme düşen, ilk bakışta mizahi bir fıkra gibi görünen ama derinlemesine incelendiğinde modern insanın zihniyet dünyasına dair adeta bir röntgen filmi sunan bir kıssayı, sosyolojik ve epistemolojik (bilgi felsefesi) açıdan masaya yatırmak farz oldu. Buyurun birlikte değerlendirelim.
Bir insanın hayatı, sadece doğduğu toprakların sınırları ya da aldığı unvanların basamaklarıyla ölçülemez. Gerçek bir münevverin biyografisi; aklın, emeğin ve koca bir coğrafyaya duyulan karşılıksız bir sevdanın hikâyesidir. Yozgat’ın bir köyünden çıkıp Türk dünyasının felsefi ve tarihi köklerini aramak üzere Bağdat kütüphanelerine, oradan Kırgızistan’ın Tanrı Dağları eteklerine uzanan; aklıyla bilimi, gönlüyle kadim Türk kültürünü harmanlayan bir ömür... Prof. Dr. Reşat Genç.
İnsanlığın en büyük trajedileri bazen kalın kitaplarda değil, birkaç satırlık bir cümlenin içinde saklıdır: "Ölülerin sevgiyle anıldığı, yaşayanların sevgisizlikten öldüğü bir dünya... Ölülerin toprağına çiçek ektiler, dirilerin bahçesini talan ettiler." Bu söz, yalnızca bireysel ilişkilerimizin değil, çağımızın vicdan muhasebesini yapan güçlü bir toplumsal eleştiridir. Çünkü modern insan, teknolojide ilerledikçe duygularında yoksullaşmış; iletişim araçları çoğaldıkça gönül köprülerini zayıflatmıştır.
Dünya, yükseköğretimin bildiğimiz tüm ezberlerini bozan, "diploma odaklı" hantal ve statik yapıyı tarihe gömen devasa bir kırılmaya şahit oluyor. Çin’in yükseköğretim kürsülerinde attığı radikal adımlar, ne alelade bir müfredat makyajı ne de sıradan bir kontenjan ayarıdır; bu, tam anlamıyla bir "insan kaynağı operasyonudur!" Yapay zekânın, otomasyonun ve acımasız küresel güç rekabetinin hükmettiği bu yeniçağda, bir ülke kendi insan gücünü sıfırdan ve dikey olarak yeniden inşa ediyor. Karşımızdaki bu sert tablo, statik diplomaların artık birer kâğıt parçasından ibaret kaldığını, yeni dünyanın tek geçer akçesinin "stratejik çıktı ve ekonomik katma değer" olduğunu açıkça ilan ediyor.
“Günün manşetleri ve en çok okunan haberlerinden ilk siz haberdar olmak istiyorsanız e-posta adresinizi Gazete ANKARA e-bültenine kayıt edebilirsiniz!”
Nasuh Akar Mah. Türk Ocağı Cad. No:28/3, 06520 Çankaya/ ANKARA
+90 (312) 285 63 33
+90 (312) 285 63 33
www.gazeteankara.com.tr
bilgi@gazeteankara.com.tr
Haber Sisteminin Android/ iPhone/ iPad Uygulamaları mobil cihazlar üzerinden anlık olarak takip edilebilmesi amacıyla tasarlanmıştır.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK kapsamında toplanıp işlenir. Detaylı bilgi almak için Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz.