Ortadoğu coğrafyasında yaşanan her kırılma, sadece ilgili ülkenin iç meselesi olarak kalmaz; bölgesel dengeleri ve komşu devletlerin güvenlik algılarını da doğrudan etkiler. Bugün İran’da yaşanan savaş, ekonomik daralma, hayat pahalılığı, çevresel krizler ve sosyal huzursuzlukların birleşimiyle ortaya çıkan protesto dalgaları da bu çerçevede değerlendirilmelidir. Zaman zaman sert güvenlik tedbirleriyle bastırılan bu gösteriler, ülkede siyasi tansiyonun yüksek seyrettiğini göstermekte; devlet-toplum ilişkilerinin gerilimli bir evreye girdiğine işaret etmektedir.
Doğu Akdeniz ve Orta Doğu sahnesinde son yıllarda sıkça dile getirilen “Altıgen İttifakı” kavramı, resmi bir devletler arası örgüt veya askeri bloktan ziyade, stratejik iş birliği ve jeopolitik dayanışma olarak yorumlanmaktadır. İsrail öncülüğünde şekillenen bu iş birliği, en sık İsrail, Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Fransa ve zaman zaman Hindistan ekseninde tartışılmaktadır. Bazı analizlerde Ürdün ve Suudi Arabistan gibi ülkeler de bu çerçevenin içine dahil edilmekte; böylece kavramın resmi sınırları netlik kazanmaktan çok, esnek bir yorum alanına bırakılmaktadır.
Ortadoğu yeniden kritik bir dönemeçten geçiyor. İran’dan gelen son açıklamalar, olası bir çatışmanın iki ülke ile sınırlı kalmayabileceğini; İsrail’den bölgedeki Amerikan üslerine kadar geniş bir alanı etkileyebileceğini gösteriyor. Bu durum yalnızca bir askerî restleşme değil, bölgesel dengelerin geleceğine dair bir güç mücadelesidir.
Tarih bazen bir milletin hafızasına kor gibi düşer. Öyle acılar vardır ki, takvim yaprakları değişse de yüreklerdeki yangın sönmez. Gönül o tarihin takvim yaprağından koparılıp atılmasını ister. 26 Şubat 1992 gecesi, Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölgesindeki Hocalı kasabasında yaşanan ve tarihe kara bir leke olarak kazınan Hocalı Katliamı, yalnızca Azerbaycan Türklerinin değil, bütün insanlığın vicdanını kanatan böyle bir hadisedir.
Üniversite gençliğinin %64’ünün dersleri işlevsiz ve verimsiz bulması (TÜMA), basit bir “memnuniyetsizlik oranı” değildir; bu, sistemin temel işleyişine dair ciddi bir alarmdır.Çünkü bu düzeyde bir oran, birkaç öğretim üyesinin performansıyla ya da belirli bölümlerdeki aksaklıklarla açıklanamaz. Bu tablo, yapısal bir soruna işaret eder. Eğer öğrencilerin yarıdan fazlası derslerden beklediği karşılığı alamadığını düşünüyorsa, burada bireysel değil kurumsal ve sistemsel bir mesele vardır.
Her yıl Ramazan gelir; takvim yaprakları değişir ama insanın gönlünde açılan o rahmet mevsimi hep aynı yerden başlar: Vicdandan… Ramazan, sadece midenin değil, nefsin de terbiye edildiği bir irfan mektebidir. Açlıkla incelen ruh, susuzlukla berraklaşan idrak ve sabırla olgunlaşan bir kalp…
Türkiye’de öğretmenlik eğitiminin yeterince önemsenmediği yönündeki algı, tek bir nedene indirgenemeyecek kadar çok katmanlı bir meseledir. Bu algının kökleri tarihsel dönüşümlerde, ekonomik gerçekliklerde ve kültürel kabullerde iç içe geçmiş durumdadır. Sorunu sağlıklı analiz edebilmek için, hamasetten uzak; tarihsel süreklilik ve yapısal kırılmaları birlikte değerlendiren bir bakışa ihtiyaç vardır.
Cumhuriyet, yalnızca siyasal egemenliğin el değiştirmesi değil; düşünce dünyasının, toplumsal yapının ve insan tasavvurunun köklü biçimde dönüşmesidir. 29 Ekim 1923’te Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanı ile birlikte yeni devlet, varlığını kalıcı kılacak en stratejik alanın eğitim olduğunu açık biçimde ortaya koymuştur. Bu bilinç, “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” nesiller yetiştirme idealini dillendiren Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde somut kurumsal adımlara dönüşmüştür.
Cumhuriyet, 1930’lu yıllarda genç ve kararlı bir irade ile ayağa kalkarken, ülkenin kalkınması yalnızca yasalar ve kurumlarla değil; bilgili ve üretken insanlarla mümkündü. İşte bu vizyonun en önemli simgesi olarak, Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle 1937 yılında Ankara’da bir okul kuruldu: Erkek Meslek Öğretmen Okulu, daha sonra Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu ve nihayet Ankara Yüksek Teknik Öğretmen Okulu olarak tarih sahnesine çıktı. Bu okul, Cumhuriyet’in modernleşme ve sanayileşme ideallerinin en somut temsilcisi ve Türkiye’nin teknik eğitimdeki öncüsü oldu.
Ramazan geldiğinde güzel memleketim yine klasik refleksini gösterir: İkiye ayrılır. Bir tarafta orucu hem takvimine hem adabına uygun yaşayanlar; diğer tarafta ise orucu adeta “görüntü yönetimi” şeklinde tutanlar. Gün boyu mutfakta iftar nöbeti tutanlar vardır; ama aynı sofralarda, sabah kul hakkına girip akşam ezanında bir yudum suyu “manevî başarı madalyası” alacakmış edasıyla yudumlayanlar da eksik olmaz.
“Günün manşetleri ve en çok okunan haberlerinden ilk siz haberdar olmak istiyorsanız e-posta adresinizi Gazete ANKARA e-bültenine kayıt edebilirsiniz!”
Nasuh Akar Mah. Türk Ocağı Cad. No:28/3, 06520 Çankaya/ ANKARA
+90 (312) 285 63 33
+90 (312) 285 63 33
www.gazeteankara.com.tr
bilgi@gazeteankara.com.tr
Haber Sisteminin Android/ iPhone/ iPad Uygulamaları mobil cihazlar üzerinden anlık olarak takip edilebilmesi amacıyla tasarlanmıştır.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK kapsamında toplanıp işlenir. Detaylı bilgi almak için Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz.