YAZARLAR

22 Haziran 2026 Pazartesi, 00:00

Kulaklara Küpe Bir Dolandırıcılık Hikâyesi: Ağabeyimin Cesareti

Değerli okurlarımız; müsaadenizle, hafızamın tozlu raflarından çekip çıkardığım, lakin dünü bugünü fark etmeksizin her daim taze kalan, ailece yaşadığımız hakiki bir kıssayı sizinle paylaşmak isterim. Bu anlatacaklarım, sadece geçmişe dair bir yâd ediş değil; kulaktan kulağa aktarılması gereken, insanoğlunun o "çiğ süt emmiş" tabiatına ve saflığımıza dair kulaklara küpe olacak cinsten, ibretlik bir hayat dersidir.

Zaman akıp gidiyor elbette… O vakitler, henüz hayatın alfabesini yeni sökmeye çalışan, ilkokul birinci sınıfa giden toy bir çocuktum. Ağabeyim ise benden iki yaş büyük; üçüncü sınıfın verdiği o çocuksu gururla arz-ı endam ediyordu. Her şey sükûnet içinde, kendi hâlinde ve sıradan bir gündü. Ankara’da Yenihayat Mahallesi, Kaledibi Sokak’taki evimizin sıcaklığında; annem, ağabeyim ve ben baş başa, hayatın o telaşsız ritmine uyum sağlamaya çalışarak oturuyorduk.

Derken, sessizliği bölen o malum kapı sesi yankılandı.

Kapıyı açtığımızda karşımızda, tahminen 25-26 yaşlarında, çehresine masumiyet maskesi takmış genç bir kadın ve elinden sımsıkı tuttuğu, beş yaşlarında günahsız bir sübyan duruyordu.

İşte tam bu noktada, hikâyenin arka planını besleyen o can alıcı detayı aktarmam gerekir: Rahmetli peder, o dönemlerde maişet motorunu döndürmek, iş güç için koşturmak sebebiyle sık sık Zonguldak yollarına düşer, orada uzun uzadıya kalırdı. Kadın, adeta bir satranç ustası gibi ilk hamlesini tam da bu hassas noktadan, yani pederin yokluğundan yaptı.

"Zonguldak'tan geliyorum," dedi. " Babanızın selamını getirdim, beni size o gönderdi..."

O an öyle bir illüzyon, öyle muazzam bir güven iklimi yarattı ki, kelimeler adeta ruhumuza işledi. Bir an bile durup, "Yahu bu yabancı kadın, babamızın Zonguldak’ta olduğunu nereden biliyor?" diye sorgulamak, o saf zihinlerimizin ucundan dahi geçmedi. İnsan bazen duymak istediği hakikate öyle bir teslim olur ki, basireti bağlanır derler ya, aynen o misal...

Tabii, madalyonun arkasındaki o acı ve sinsi gerçek, çok sonraları, sis perdesi aralandığında çıkacaktı ortaya. Meğer bu hanımefendi, mahalleye gelip yan komşumuzun o saf, ağzında bakla ıslanmayan kızıyla ayaküstü bir sohbete tutuşmuş. Kadın, adeta bir istihbarat ajanı gibi sinsice; pederin nerede olduğunu, ne iş yaptığını, evde kimlerin kaldığını bir bir laf arasında öğrenmiş, cebe atmış. Sonrasında da bu kıymetli verileri, bizim saflığımızı vuracak birer silaha dönüştürmüş.

İşte aziz dostlar, hayatın en büyük dersleri bazen en masum görünen kapı tıklamalarıyla gelir. Şimdi arkanıza yaslanın ve bu hikâyenin devamında insan evladının çiğ süt emmiş tarafının bizi nerelere sürüklediğini hep birlikte görelim...

Kadın içeri buyur edildi ve anneme son derece dramatik, inandırıcı bir hikâye anlatmaya başladı:

"Abla, benim kolumdaki altın bileziklerimi çaldılar. Kocam şu an asker ve benden kolumda bileziklerle çekilmiş bir fotoğraf bekliyor. Eğer bileziklerin çalındığını öğrenirse askerde çok üzülür, aklı burada kalır, belki de firar eder, askerliği yanar. Ne olur bana bir iyilik yap; şu senin bileziklerini ödünç ver, koluma takıp hemen şuradaki fotoğrafçıda resim çektireyim. Kocama gönderdikten sonra hemen getirip sana teslim ederim."

Kadın o kadar içten, o kadar aileden biri gibi davranıyordu ki, annem hem askerdeki bir gence kıyamadı hem de kadının babamla olan sözde tanışıklığına güvendi. Annem kolundaki tüm altın bilezikleri çıkarıp kadına teslim etti. Kadın bilezikleri koluna taktı, teşekkürler ederek evden çıktı.

Kadın gittikten birkaç dakika sonra evin içine ağır bir sessizlik çöktü. Annemin içine bir kurt düşmüştü, biz de duruma anlam veremiyorduk. "Acaba dolandırıldık mı?" şüphesi bir anda hepimizi sardı.

İşte o an, benden sadece iki yaş büyük olan rahmetli ağabeyim, çocuk kalbiyle müthiş bir cesaret gösterdi. Hiç tereddüt etmeden evden fırladı ve kadının peşinden koşmaya başladı. Bereket versin ki kadın henüz mahalleden tamamen uzaklaşmamıştı. Ağabeyim birkaç sokak ötede kadını gözden kaçırmadan yakalamayı başardı.

Ağabeyim kadının bir dolandırıcı olduğundan artık emindi. Kaçmasını engellemek için kadının ellerine sımsıkı sarıldı ve avazı çıktığı kadar bağırmaya başladı: "Hırsız var! Annemin bileziklerini çaldı, bırakmayın!"

Ağabeyimin çığlıkları üzerine mahalleli bir anda kadının etrafını sardı. Kadın köşeye sıkışmıştı; yalanları, oyunları son buldu. Olay yerine çağrılan polis ekipleri kadını gözaltına alarak karakola götürdü. Bileziklerimiz de sağ salim anneme teslim edildi.

Burada yapılan incelemede acı bir gerçek daha ortaya çıktı: Bu kadın, meğer aynı yöntemi kullanarak çevre illerde çok sayıda aileyi dolandırmış, insanların iyi niyetini sömürmüş profesyonel bir yankesiciymiş. Gözüne kestirdiği son kurban biz olmuştuk ama rahmetli ağabeyimin o günkü cesareti ve dikkati sayesinde bu seri dolandırıcının oyunu bozuldu. Kadın tutuklandı; bu sayede daha önce mağdur ettiği yüzlerce insanın da adalete olan güveni tazelendi, mağduriyetleri giderildi.

Bu hikâyeden bize kalan en büyük ders şudur: Kim olursa olsun, hakkımızda doğru bilgiler veriyor olsa bile, iyi niyetimizi suiistimal etmek isteyen yabancılara karşı her zaman uyanık olmalı ve adımlarımızı şüpheyi elden bırakmadan atmalıyız.

Bu yaşanmış olay; dolandırıcıların, ceza kanunlarındaki adıyla "nitelikli dolandırıcılık" suçunu işlerken insanların en hassas noktalarını (aile bağları, dini/milli duygular, askerlik ve yardımlaşma arzusu gibi) nasıl acımasızca manipüle ettiğini gözler önüne seren evrensel bir örnektir.

Sonuç ve Değerlendirme

Aziz dostlar, çocukluk hafızamın bu silinmez sahnesini masaya yatırdığımızda, karşımıza bugünün dünyasına da ışık tutan çok çarpıcı bir tablo çıkıyor. Yaşadığımız bu hadiseyi, kulaklara küpe olması temennisiyle üç temel sacayağı üzerinde tahlil etmek mümkündür:

·         Sosyal Mühendislik ve İstihbaratın Kadim Taktiği: Failin, gözüne kestirdiği ailemize nüfuz edebilmek için o dönem komşumuzdan ayaküstü kopardığı malumatlar (yani pederin Zonguldak’taki mevcudiyeti), aslında günümüzde siber dünyayı kasıp kavuran "sosyal mühendislik" taktiğinin ta kendisidir. Suç zekâsı, kurbanın zihnine sızmak için her zaman doğru gibi görünen tek bir referans bilgiyi anahtar olarak kullanır. Sistem öyle sinsidir ki, o tek doğru bilgi, insanın rasyonel savunma mekanizmalarını bir anda felç edebilir ve içeri sızmak için kapıyı ardına kadar açtırır.

·         Toplumsal İyi Niyetin ve Mukaddesatın İstismarı: Burada validemizin gösterdiği o sarsılmaz kabul, esasen Anadolu insanının ruh kökünde yer alan yardımlaşma duygusunun ve hane mahremiyetine, dosta duyulan o derin hürmetin tecellisidir. Ne acıdır ki suç profilleri, her dönemde toplumun bu en saf, en temiz ve en asil duygularını kendilerine bir zırh, bir manipülasyon kalkanı olarak seçerler. Onlar bizim iyiliğimizi, kendi emelleri için bir zafiyet olarak kullanırlar.

·         Küçük Bir Yüreğin Gösterdiği Büyük Refleks: Henüz ilkokul üçüncü sınıf sıralarında olan rahmetli ağabeyimin o an gösterdiği ani reaksiyon, hepimizde bulunması gereken "şüphe kasının" ne denli hayati olduğunu ispatlar niteliktedir. Onun o çocuk yaşta sergilediği cesur takip ve feraset, yalnızca kendi ailesinin ocağına incir ağacı dikilmesini engellemekle kalmamış; ağlarını ören profesyonel bir suçlunun adaletin pençesine teslim edilmesini sağlayarak adeta bir kamu hizmetine dönüşmüştür.

Sonuç olarak; bir insanın, bizim hayatımıza yahut geçmişimize dair birtakım doğru bilgilere vakıf olması, ona ceketimizi ilikleyip hemen itimat etmemiz gerektiği manasına gelmez. Güven dediğimiz mefhum, hissi rüzgârlarla değil, somut ve doğrulanabilir kanıtlarla inşa edilmelidir.

Bu hikâye; suçla ve art niyetle mücadelede toplumsal uyanıklığın, erken farkındalığın ve doğru zamanda gösterilen cesaretin ne kadar hayati olduğunu ortaya koyan, ailemizin sonraki nesillere bıraktığı, ders alınması gereken bir mirastır. Kulaklarımıza küpe, zihnimize rehber olsun...


Saygılarımla,

Prof. Dr. Ayhan ERDEM
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
aerdem@gazeteankara.com.tr
Gazete Ankara DHP-Köşe Yazarı
“Türkiye’nin kalbi Ankara’nın sesi”

 

 

 

 

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)