YAZARLAR

20 Temmuz 2026 Pazartesi, 10:00

Akıllı Kentte Gerçekliğin Yeni Katmanları: Sanal, Artırılmış, Karma ve Genişletilmiş Gerçeklikten Simbiyotik Gerçekliğe

Bir kent, sakinlerini yalnız izlemekle kalmayıp onlardan öğrenebilir mi? Yeni gerçeklik teknolojileri, kentleri sayısal olarak görünür kılmanın ötesine geçmekte; bireyin gereksinimlerine karşılık veren, seçenek üreten ve birlikte gelişen yeni bir kent anlayışını gündeme getirmektedir.



Kentler uzun süredir ulaşımı hızlandırmak, kamu hizmetlerini düzenlemek ve altyapıyı daha etkin yönetmek amacıyla teknolojiye yönelmektedir. Ancak günümüzde tartışma, araçların sayısından çok teknolojinin kent hayatını nasıl biçimlendirdiğine odaklanmaktadır. Teknoloji kente sonradan eklenen nötr bir unsur olarak kalmamakta; neyin görünür olacağını, hangi bilginin dikkate alınacağını ve kararların nasıl üretileceğini de etkilemektedir. Bu nedenle akıllı kentin niteliği, topladığı veri miktarıyla açıklanamamaktadır. Belirleyici olan, sayısal sistemlerin insanı nasıl konumlandırdığı, farklı gereksinimlere nasıl karşılık verdiği ve kentli ile yönetim arasındaki ilişkiyi nasıl dönüştürdüğüdür (ITU, 2026; OECD, 2020).

 

Sanal, artırılmış, karma ve genişletilmiş gerçeklik teknolojileri bu dönüşümün mekânsal boyutunu görünür kılmaktadır. Bu sistemler, insanın kenti gözlemlemesini sağlamanın yanı sıra; mekânı algılama, olası değişiklikleri sınama ve fiziksel çevreyle ilişki kurma biçimlerini yeniden düzenlemektedir. Bu teknolojiler, kenti sabit bir fiziksel çevre olmaktan çıkararak verilerle okunabilen, farklı olasılıkların sınanabildiği ve insan katılımıyla yeniden yorumlanan çok katmanlı bir sisteme dönüştürmektedir. Simbiyotik gerçeklik ise bu dönüşümü insan, teknoloji ve çevre arasında karşılıklı öğrenmeye dayanan yeni bir ilişki düzeyine taşımaktadır.

 

KENTİN SAYISAL KATMANLARI: SANALDAN GENİŞLETİLMİŞ GERÇEKLİĞE

Bir kent meydanının yeniden düzenleneceğini düşünelim. Proje henüz uygulanmadan belediye çalışanları, şehir plancıları ve kent sakinleri alanı sanal gerçeklik aracılığıyla gezebilmektedir. Kullanıcı, sanal gerçeklik başlığını taktığında bilgisayar tarafından oluşturulan çevrenin içine girmekte; bankların konumunu, yaya yollarını, aydınlatmayı ve yeşil alanları inceleyebilmektedir. Böylece kent, fiziksel olarak ortaya çıkmadan önce görülmekte ve sınanabilmektedir. Aynı teknoloji, afet ekiplerinin deprem sonrasında karşılaşabilecekleri koşullara güvenli sanal senaryolarla hazırlanmasına da olanak sağlamaktadır.

 

Meydanın mevcut kent dokusu içinde nasıl görüneceği ise artırılmış gerçeklik ile incelenebilmektedir. Bu teknoloji, kullanıcıyı fiziksel çevreden ayırmamakta; bulunduğu alanın üzerine sayısal bilgiler eklemektedir. Kent sakini telefonunu meydana yönelttiğinde yeni durakları, ağaçları veya yaya yollarını mevcut sokak üzerinde görebilmektedir. Teknik ekipler de yer altındaki su, enerji ve iletişim hatlarını kazı yapmadan izleyebilmektedir. Kent yerinde kalmakta, görünmeyen veriler erişilebilir hâle gelmektedir.

 

Karma gerçeklik, sayısal unsurların görülmesini, değiştirilmesini ve fiziksel çevreyle etkileşmesini sağlamaktadır. Bir şehir plancısı, toplantı masasının üzerinde beliren üç boyutlu mahalle modelindeki yolu değiştirebilmekte; sistem bu kararın trafik, yaya hareketi ve çevredeki kamusal alanlar üzerindeki etkisini eş zamanlı gösterebilmektedir. Bu teknolojiler ortak bir sistem içinde birbirini tamamlamaktadır. Bir vatandaş yeni yapıları artırılmış gerçeklikle mevcut çevre üzerinde inceleyebilmekte, karma gerçeklikle farklı seçenekleri karşılaştırabilmekte ve sanal gerçeklikle tamamlanmış mahallenin içinde dolaşabilmektedir. Genişletilmiş gerçeklik; sanal, artırılmış ve karma gerçekliği kapsayan bu ortak alanı tanımlamaktadır.

 

Bütün bu teknolojiler kenti görünür, sınanabilir ve etkileşimli hâle getirmektedir. Simbiyotik gerçeklik ise bu teknolojilerin insanla nasıl ilişki kurduğuna odaklanmaktadır.

 

SİMBİYOTİK GERÇEKLİK: İNSAN, TEKNOLOJİ VE KENTİN BİRLİKTE ÖĞRENMESİ

Biyolojide simbiyoz, farklı canlıların karşılıklı ilişki içinde yaşamlarını sürdürmesini anlatmaktadır. Simbiyotik gerçeklik de bu karşılıklılık düşüncesine dayanmaktadır. İnsan, yapay zekâ, sensörler, fiziksel çevre ve sayısal sistemler sürekli bilgi alışverişinde bulunmakta; her unsur yeni koşullara göre davranışını düzenlemektedir. Bu yaklaşım, genişletilmiş gerçeklik ailesine eklenen yeni bir gözlük ya da görüntüleme teknolojisi olarak düşünülmemelidir. Sistem, kişinin gereksinimlerini, tercihlerini, hareketlerini ve içinde bulunduğu çevreyi değerlendirmekte; sunduğu seçenekleri bu bilgilere göre yenilemektedir. İnsan teknolojiye uyum sağlamaya zorlanmamakta, teknoloji insanın ritmine ve hayat koşullarına göre kendisini düzenlemektedir.

 

Kent merkezinde yürüyen yaşlı bir bireyi düşünelim. Geleneksel bir yönlendirme uygulaması en kısa yolu göstermektedir. İnsan merkezli simbiyotik yapı ise kişinin yürüme hızını, yolun eğimini, kaldırımın durumunu, hava sıcaklığını, kalabalığı ve dinlenme noktalarını değerlendirmektedir. Yazıları büyütebilmekte, sesli yönlendirme sunabilmekte ve daha uygun bir güzergâh önerebilmektedir. Kişi başka bir yol seçtiğinde sistemi bozmuş sayılmamakta; hesaplama yeni tercihe göre güncellenmektedir. Afet sırasında da benzer bir karşılıklı uyum kurulmaktadır. Öğrenen kent sistemi; bina hasarlarını, yolların açıklığını, sağlık birimlerinin kapasitesini ve sahadan gelen yeni bilgileri işlemektedir. Koşullar değiştikçe güvenli güzergâhları yenilemekte, yardım ekiplerini gereksinimin arttığı bölgelere yönlendirmekte ve vatandaşlara ulaşılabilir seçenekler sunmaktadır. Teknoloji karar desteği üretmekte; ancak sorumluluğu insandan devralmamaktadır.

 

Bizim önerdiğimiz insan-teknoloji ortaklığı üç ilkeye dayanmaktadır: İlki, insan ile sistemin birbirinden öğrendiği karşılıklı öğrenmedir. İkincisi, bilginin kişiye, mekâna, zamana ve koşullara göre düzenlendiği bağlama uyumdur. Üçüncüsü ise teknolojinin seçenek sunduğu; ancak insanın karar alanını koruduğu insan iradesidir. Bu yaklaşım; kamu hizmetlerinin değişen gereksinimlere göre uyarlanmasını, yaşlıların, çocukların, engelli bireylerin ve farklı dijital becerilere sahip kentlilerin şehir hayatına daha rahat katılmasını desteklemektedir (ITU, 2026; OECD, 2020). Ulaşım, sağlık ve afet yönetiminde daha hızlı tepki verilmesini; enerji, zaman ve kamu kaynaklarının daha bilinçli kullanılmasını sağlamaktadır. Vatandaş ile yerel yönetim arasındaki ilişkiyi tek yönlü bildirimden sürekli geri beslemeye taşımaktadır.

 

Simbiyotik kent, insanı sabit bir kullanıcı olarak görmemektedir. Her insanın hareketi, algısı ve tercihi sistemin öğrenmesi gereken bir değer olarak kabul edilmektedir. Akıllı kentler teknolojiyi kullanmaktadır. Simbiyotik kentler ise teknolojiyle birlikte öğrenmekte, insanla birlikte gelişmekte ve hayatı birlikte biçimlendirmektedir.

 

Prof. Dr. Gülsün KURUBACAK ÇAKIR

“Her pazartesi zihne bir yolculuk…”

Ankara HBV Üniversitesi Öğretim Üyesi

Gazete Ankara DHP Köşe Yazarı

gkcakir@gazeteankara.com.tr

 

KAYNAKÇA

ITU. (2026). Digital transformation for people-centered cities. Erişim: https://www.itu.int/cities/about

OECD. (2020). Smart cities and inclusive growth. Erişim: https://www.oecd.org/content/dam/oecd/en/publications/reports/2020/08/smart-cities-and-inclusive-growth_332850c0/8a4ce475-en.pdf 

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)