YAZARLAR

17 Aralık 2025 Çarşamba, 08:00

Beden Dili Eğitimiyle Yapaylaşan Davranışlar

Beden dili eğitimleri, insanı daha etkili kılmayı vaat ederken, çoğu zaman doğallığı zedeleyen, kültürle çatışan yapay davranışlar üretiyor.

Giriş

Sözlü iletişimin temel malzemesi kelimeler ve kavramlardır. Somut ya da soyut bir durumu, düşünceyi ve duyguyu kelimelerle ifade ederiz. Kelimelerin tertibi ve anlam örgüsü sayesinde iç dünyamızda oluşan düşünceyi karşı tarafa yansıtma imkânı buluruz. Bu yönüyle sözlü iletişim, iletişimin en geniş alanını oluşturur.

Bunun yanında bir de sözsüz iletişim vardır. Ses tonunun kullanımı, vurgular, jest ve mimikler, el, kol, yüz ve göz hareketleri, giyim tarzı, kullanılan koku ve hatta kişisel eşyalar bile iletişimin bir parçasıdır.

 Beden Dili Eğitimi ve İlk Şüphe

İletişim fakültesinde öğretim üyesi olan bir arkadaşım, bir bakanlıkta beden dili eğitimi verileceğini ve bu eğitimi benim verip veremeyeceğimi sordu. Kendisine, beden dili eğitimlerinin çoğu zaman yanlış anlamalara yol açtığını, samimiyetten uzak ve eğreti davranışlar ürettiğini düşündüğümü söyledim. Bu nedenle ancak beden dili eğitiminin sakıncalarını anlatabileceğimi ifade ettim.

 Doğallıktan Karikatüre

Bir dönem görev yaptığım bakanlıkta, müsteşar konuşma yapmak üzere kürsüye çıkarken başını dik tutar, burnunu hafif havaya kaldırır, göğsünü ileri çıkarır ve robotik adımlarla yürürdü. Görüntü, adeta bir çizgi filmin komik karakterini andırıyordu.

Müsteşarın yakınlarından birine, “Kürsüye çıkarken doğal olsun, karikatüre dönmesin. Üst makam sahiplerinin çevresi genellikle dalkavuklarla doludur, kimse bunu söyleyemez. Siz söyleyebilirsiniz” dedim. Aldığım cevap düşündürücüydü:
“Bunu kişisel gelişimciler böyle öğretti. Beden dili eğitimi almış, böyle tavsiye etmişler.”

Nasreddin Hoca’nın leyleğin gagasını ve bacaklarını kesip “Şimdi bir kuşa benzedin” demesi gibi, adamı doğallığından koparıp komik hale getirmişlerdi.

 Seminer Salonunda Gerçek Hayat

Bir gün beden dili eğitimi seminerine katıldım. Konuşmacı birçok davranışı etiketliyor, “sakın bunları yapmayın” diyordu. Örneğin, ellerin göğüs üzerinde çapraz bağlanmasının iletişime kapalı bir tavır olduğunu iddia ediyordu.

Söz alarak bunun mutlak doğru olmadığını söyledim. Soğuk havalarda donmanın kadınlarda göğüslerden, erkeklerde ise testislerden başladığını, bu hareketin fizyolojik bir korunma refleksi olduğunu, zamanla alışkanlığa dönüşebileceğini anlattım. Başka bir katılımcı, ergenlik dönemindeki kız çocuklarının utanma duygusuyla bu hareketi yaptığını ekledi. Konuşmacı ise “Bunları bilmiyordum, kaynaklarımda yok” demekle yetindi.

 Psikoloji mi, Mizansen mi?

İç dünyamızın davranışlara yansıması psikoloji biliminin konusudur. Davranışların elbette bir arka planı vardır. Psikoloji biliminin sunduğu verilerle, iç dünya ile dış davranış arasındaki etkileşimden yararlanarak ruh halini ya da davranış biçimini rehabilite etmek mümkündür.

Oysa beden dili eğitimlerinde çoğu zaman bu arka plan göz ardı edilir ve mizansen davranışlar önerilir. Dale Carnegie, “Dost kazanmanın yolu insanlara gülümsemektir” der. Ancak içtenlik, sevgi ve hoşgörü olmadan yapılan gülümseme, gülümseme değil sırıtmadır. İlişkiyi güçlendirmek yerine zayıflatır.

 Bizim Kültürde Esas Olan

Bizim kültürümüzde insan davranışlarında esas olan samimiyet, içtenlik ve gönüldenliktir. Davranışlar, niyetlere göre anlam kazanır.

İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed’e birçok şair kasideler sunmuş, karşılığında bahşiş almıştır. Türkmen bir saz şairinin söylediği şu beyit dikkat çekicidir:
“Devletli Hünkârım, sabahınız hayırlı olsun,
Yediğiniz bal ile kaymak, güzergâhınız çayır olsun.”

Padişah bu şiiri çok beğenmiş ve yüksek bir bahşiş vermiştir. Sebebini soranlara ise şu cevabı vermiştir:
“Bu şair samimi ve yalandan arınmış. Zavallı ömründe hiç iyi yemek ve yumuşak yatak görmemiş. En iyi yemeğin bal ile kaymak, en iyi yerin çayır olduğunu sanıyor.”

 Kültürle Çatışan Kalıplar

Beden dili eğitimlerinde anlatılan davranışların büyük bölümü yabancı kaynaklardan tercüme edilmiştir. Çoğu bizim kültürel yapımızla örtüşmez. El sıkışırken eli üste koymanın ya da karşıdakinin kolundan tutmanın üstünlük göstergesi sayılması, rekabetçi kültürlerin ürünüdür.

Biz ise yardımlaşma ve dayanışma kültüründen geliyoruz. Onlarda özgüven adı altında baskın duruş makbulken, bizde özsaygılı ama mütevazı olmak esastır.

Nasıl ki konuşulan dil bir milletin kültürünü taşıyorsa, beden dili de aynı şekilde kültürün aynasıdır. Başka toplumların davranış kalıplarını, kendi kültürel süzgecimizden geçirmeden uygulamak bilimin değil, ancak mizahın konusu olur.

 Nasreddin Hoca ile Son Söz

Konuyu bir Nasreddin Hoca fıkrasıyla bitirelim.

Bir keşiş, dünyanın en akıllı adamını bulmak için köy köy dolaşır. Nasreddin Hoca’nın köyüne gelir. Köylüler onu işaret eder. Keşiş, yerde bir daire çizer. Hoca daireyi ikiye böler. Keşiş dörde böler, Hoca üç dilimi çarpılar. Keşiş yukarı doğru el hareketi yapar, Hoca aşağı doğru karşılık verir. Keşiş hayran kalır.

Keşişe göre dünya, ekvator, sular ve yağmur anlatılmıştır.
Hoca’ya göre ise ortada bir tepsi baklava vardır ve paylaşım mücadelesi yaşanmaktadır.

 Sonuç

Beden dili eğitimleri, insanı daha etkili kılmak iddiasıyla yola çıkarken, çoğu zaman doğallığı bozan, kültürle çatışan ve yapay davranışlar üretmektedir. İnsanı güçlü kılan beden hareketleri değil, samimiyetidir.

 

Av. Durdu GÜNEŞ
Gazete Ankara DHP | Köşe Yazarı
dgunes@gazeteankara.com.tr

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)