YAZARLAR

15 Aralık 2025 Pazartesi, 00:00

UNESCO’nun 15 Aralık’ı “Dünya Türk Dili Ailesi Günü” Kararı Üzerine Bir Değerlendirme

UNESCO’nun 3 Kasım 2025’te gerçekleştirdiği 43. Genel Konferansı’nda aldığı kararla 15 Aralık’ınDünya Türk Dili Ailesi Günü olarak ilan edilmesi, bir dil topluluğunun tarihsel yolculuğunda ender rastlanabilecek kadar derin ve anlamlı bir dönüm noktasıdır.

Diller, insanlık tarihinin en eski tanıklarıdır; kimi zaman coğrafyaların kaderini belirlemiş, kimi zaman medeniyetlerin karakterini şekillendirmiştir. Türk dili ailesi ise bu tanıklığı bin yılları aşan bir devamlılık ve güçlü bir kültürel hafıza ile sürdürmüştür. Bu nedenle UNESCO’nun söz konusu kararı yalnızca diplomatik bir kazanım değil; Türk dillerinin uluslararası düzeyde taşıdığı bilimsel, kültürel ve tarihî değerin açık bir tescili niteliğindedir.


UNESCO’nun 15 Aralık’ı “Dünya Türk Dili Ailesi Günü” olarak ilan etmesi, Türk dilinin tarihsel yolculuğunda uluslararası saygınlığı artıran yeni bir halka olmuştur. Bu karar, sadece bir diplomatik başarı değil; aynı zamanda Türk dillerinin insanlık mirasına yaptığı katkının sembolik bir kabulü olarak büyük da önem taşımaktadır.  

Bu tarihî adım, Türkçenin ve tüm Türk dillerinin sesini dünyaya yeniden duyuran kolektif bir çağrıdır: Dilimiz geçmişimizdir; geleceğimiz ise onu yaşatma kararlılığımızdadır.

UNESCO gibi uluslararası kültür ve bilim kuruluşlarının özel gün ilan ederken uyguladığı kriterler oldukça titizdir. Bir dilin veya kültürel varlığın bu kapsama alınması, onun yalnızca tarihî bir kıymete sahip olduğunu değil; aynı zamanda çağdaş dünyaya anlamlı bir katkı sunduğunu da göstermektedir.

Bu bağlamda 15 Aralık’ın Dünya Türk Dili Ailesi Günü olarak kabul edilmesi, Türk dillerinin:

  • Binlerce yıllık süreklilik içeren yapısal bütünlüğünü,
  • Farklı coğrafyalara yayılan kültürel çeşitliliğini,
  • Bilimsel araştırmalara konu olan tarihî derinliğini,
  • Uluslararası düzeyde büyüyen akademik önemini,
  • Geniş bir coğrafyayı bir kimlik çatısı altında birleştirebilme gücünü, dünya kamuoyuna hatırlatan güçlü bir karardır.

Bu kararın oluşmasında Türkiye Cumhuriyeti başta olmak üzere Türk devletlerinin koordineli ve vizyoner diplomatik çalışmaları, akademisyenlerin bilimsel katkıları ve kültür kurumlarının titiz çabaları etkili olmuştur. Ortaya çıkan sonuç, Türk dünyasının ortak aklının bir ürünüdür.

15 Aralık tarihinin seçilmiş olması kesinlikle rastlantı değildir. Bu gün, Danimarkalı dilbilimci Wilhelm Thomsen’in 1893 yılında Orhun Yazıtlarını çözdüğünü dünyaya ilan ettiği gündür. Orhun Yazıtları yalnızca Türk dilinin değil, insanlık tarihinin en eski ve en sistematik yazılı kültür miraslarından biridir.

Thomsen’in çözümüyle:

  • Dilimizin en eski dönemlerine açılan bir kapı aralanmış,
  • Türkçenin bin yılları aşan sürekliliği somut belgelerle kanıtlanmış,
  • Türk kimliğinin kültürel ve tarihî temelleri bilimsel olarak görünür hâle gelmiştir.

Dolayısıyla UNESCO’nun belirlediği bu tarih, Türk dillerinin geçmişe dönük hafızasına saygı duruşu niteliği taşır. Bu gün, bir dilin yeniden fark edildiği; taşlara kazınmış seslerin modern dünyaya yeniden ulaşmayı başardığı gündür.

Kararın Semerkant’ta ilan edilmiş olması da başlı başına derin bir anlam taşımaktadır. Semerkant, yalnızca tarihsel bir şehir değil; Türk-İslâm medeniyetinin gelişiminde ilim, sanat, düşünce ve kültür alanlarında en parlak dönemlerin yaşandığı bir başkenttir.

Bu kutsal mekânda duyurulan karar, Türk dil ailesinin:

  • Coğrafyalar ötesi bir kültürel birliktelik kurduğunu,
  • Yüzyıllar boyunca doğudan batıya taşınan bir hikâyenin taşıyıcısı olduğunu,
  • Kökleri derinlerde olan bir medeniyet çınarının bugün hâlâ göğe uzandığını, bir kez daha tüm insanlığa göstermiştir.

Semerkant’ta alınan karar, yalnızca dilin değil; dilin ardındaki toplumsal hafızanın, ortak duygunun ve tarihsel kimliğin de tanınması anlamına gelir.

Bu gün, yalnızca takvimlere işlenecek bir tarih değildir. Türk dünyasının milyonlarca ferdinin ortak bir duygu etrafında birleştiği, Türkçenin tüm lehçeleriyle birlikte bir “aile” olduğunu hatırlayacağı bir gündür.

Türk dili ailesi, bugünkü hâliyle:

  • Yaklaşık 300 milyonu aşkın konuşura,
  • Onlarca lehçe ve şiveye,
  • Çok geniş bir kültürel coğrafyaya,
  • Akademik çalışmalarla desteklenen güçlü bir araştırma geleneğine

sahip köklü bir dil topluluğudur. UNESCO’nun bu kararı, Türk dillerinin yalnızca kültürel değil, aynı zamanda evrensel bir değer olduğunu ilan etmektedir. Türk Dil Kurumu’nun bu anlamlı kararın oluşmasındaki emekleri, UNESCO Türkiye Millî Komisyonu’nun titiz sürece katkısı ve diğer tüm paydaşların özverisi, Türk dilinin geleceği için güçlü bir irade ortaya koymuştur. Çünkü bir milletin varlığı, en çok dilinde şekillenir. Dil yaşarsa, kültür nefes alır. Kültür nefes alırsa, millet kendini geleceğe taşıyabilir.

Bu nedenle 15 Aralık yalnızca bir kutlama değil; dilimize sahip çıkma sorumluluğunu yeniden hatırlatan bir çağrıdır.


Sonuç

Bugün, 15 Aralık Dünya Türk Dili Ailesi Günü vesilesiyle bir kez daha anlıyoruz ki; zamanın önüne geçip asırları aşan tek gerçek, milletlerin bıraktığı kültürel izlerdir. Bizler de bugün, atalarımızın binlerce yıl önce sert taşların yüzeyine kazıdığı o kadim harflerin, çağımızın dijital ufuklarında yeniden canlandığını hayranlıkla izliyoruz. Bu görüntü bize yalnızca geçmişimizi hatırlatmıyor; aynı zamanda geleceğe nasıl tutunduğumuzu da açıkça gösteriyor. Çünkü teknoloji değişir, dünya değişir; ama kökleri derin olan bir dil, her değişimin içinde kendine yeni bir yaşam alanı açmayı başarır.

Dilimizin bu gücü, sadece tarihî bir mirasa sahip olmamızdan değil; onu yaşatan bir bilince, bir ruha, bir sadakate sahip olmamızdan gelir. Dil, bir milletin hafızasında saklanan en saf ve temiz duygudur: Acının sessizliği de oradadır, umudun aydınlığı da, yarınlara dair kararlılığımız da… Biz konuştukça, düşündükçe, yazdıkça; dilimiz yalnızca söz değil, aynı zamanda bir yaşam iradesi hâline gelmeye devam eder.

Bu yüzden inanıyoruz ki: Dilimiz yaşadıkça biz de var olacağız. Sesimiz kısıldığında  değil; sözümüz anlamını yitirdiğinde yok oluruz. Oysa biz, anlamını asla kaybetmeyecek kadar derin bir tarihten ve güçlü bir kültürel birikimden- hafızadan- geliyoruz.

Bugün atalarımızın taşlara emanet ettiği o kutlu harflerin, modern dünyanın ekranlarında yankılanıyor olması; dilimizin sadece geçmişimizin değil, geleceğimizin de ana omurgası olduğunu kanıtlıyor.

Ve tüm bu gerçeklerin ışığında biliyoruz ki: Dilimiz sadece bir iletişim aracı değil; bizim varlığımızı çağlara mühürleyen, en duygu yüklü ve en kalıcı mirastır. Dilimiz var oldukça; biz, de bu dünyanın her döneminde dimdik durmaya devam edeceğiz.

Saygılarımla,
Prof. Dr. Ayhan ERDEM – Köşe Yazarı
aerdem@gazeteankara.com.tr
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
Gazete Ankara Dijital Haber Portalı

 

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)