Pakistan-Afganistan Gerilimi: Sınırın Ötesindeki Tarih, Güvenlik ve Jeopolitik Hesaplaşma
Pakistan ile Afganistan arasındaki gerilim, yüzeyde sınır çatışmaları ve karşılıklı güvenlik suçlamaları olarak görünse de, arka planında tarihsel kırılmalar, kimlik siyaseti ve bölgesel güç mücadelesi yatmaktadır. Bu mesele iki komşu ülkenin anlaşmazlığından ibaret değildir; Güney Asya jeopolitiğinin en kırılgan fay hatlarından biridir
Sorunun tarihsel temeli 1893 tarihli Durand Hattı’na dayanır. Britanya Hindistanı döneminde çizilen bu sınır, Peştun nüfusu ikiye bölmüş ve ilerleyen yıllarda Afgan yönetimlerinin önemli bir kısmı tarafından kalıcı ve meşru bir uluslararası sınır olarak kabul edilmemiştir. Pakistan ise bu hattı resmî sınır olarak görmektedir. Dolayısıyla mesele yalnızca toprak değil, kimlik ve egemenlik meselesidir.
Günümüzde gerilimin en belirleyici boyutu güvenlik ekseninde şekillenmektedir. Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Taliban ile Pakistan arasındaki ilişki, basit bir “müttefiklik” ya da “husumet” çerçevesine indirgenemeyecek kadar karmaşık ve çok katmanlıdır. Tarihsel olarak Pakistan’ın, özellikle 1990’lı yıllarda Taliban üzerindeki nüfuzu ve Afganistan’daki gelişmelerde oynadığı rol sıkça tartışma konusu olmuştur. Bu nedenle uluslararası kamuoyunda İslamabad’ın Taliban yönetimi üzerinde etkili olduğu yönünde yaygın bir kanaat oluşmuştur.
Ancak 2021 sonrası süreç, bu ilişkinin sanıldığı kadar tek yönlü ve kontrol edilebilir olmadığını göstermiştir. Taliban’ın Afganistan’da yeniden iktidara gelmesi, Pakistan açısından başlangıçta stratejik bir rahatlama olarak değerlendirilmiş olsa da, zamanla güvenlik kaygılarını artıran yeni bir tablo ortaya çıkmıştır. Özellikle Pakistan devleti için en ciddi tehditlerden biri olan Tehrik-i-Taliban Pakistan (TTP), Afganistan’daki siyasi dönüşümden sonra daha görünür ve daha hareketli hâle gelmiştir.
İslamabad yönetimi, TTP unsurlarının Afgan topraklarında barındığını, eğitim ve lojistik destek sağladığını ve buradan Pakistan’ın özellikle Hayber Pahtunhva ve Belucistan bölgelerine yönelik saldırılar düzenlediğini ileri sürmektedir. Taliban yönetimi ise Afganistan topraklarının başka ülkelere karşı kullanılmasına izin vermeyeceğini beyan etmekle birlikte, TTP üzerindeki etkisinin sınırlı olduğunu ima eden açıklamalar yapmaktadır. Bu durum, iki taraf arasında “kontrol kapasitesi” ve “niyet” tartışmasını beraberinde getirmiştir.
Karşılıklı suçlamalar diplomatik kanallarda gerilim yaratmakla kalmamış, zaman zaman sınır ötesi hava saldırıları, top atışları ve sınır kapılarının kapatılması gibi fiilî adımlara dönüşmüştür. Pakistan’ın sınır hattına duvar inşa etmesi ve güvenlik tahkimatını artırması da Kabil yönetimi tarafından egemenlik ve tarihsel sınır meselesi bağlamında eleştirilmiştir. Böylece güvenlik krizi, yalnızca terörle mücadele boyutunda değil; aynı zamanda sınırın meşruiyeti ve devlet egemenliği tartışmaları çerçevesinde de derinleşmiştir.
Sonuç olarak Taliban-Pakistan ilişkisi, ideolojik yakınlık iddialarına rağmen, sahadaki güvenlik gerçeklikleri nedeniyle gerilimli ve kırılgan bir dengeye oturmaktadır. Bu denge, herhangi bir provokasyon ya da büyük çaplı saldırı sonrasında hızla tırmanabilecek bir potansiyel barındırmakta; iki ülke arasındaki ilişkileri sürekli olarak “kontrollü kriz” seviyesinde tutmaktadır.
Bölgedeki kırılganlığı derinleştiren bir diğer temel unsur, küresel ve bölgesel güçler arasındaki rekabetin Güney Asya hattında yoğunlaşmasıdır. Pakistan’ın Çin ile geliştirdiği stratejik ortaklık, yalnızca iki ülke arasındaki ikili ilişkilerin ötesine geçerek küresel güç dengelerinin bir parçası hâline gelmiştir. Özellikle Çin’in “Kuşak ve Yol Girişimi” çerçevesinde hayata geçirdiği Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru (CPEC) projeleri, Pakistan’ı Pekin açısından kritik bir lojistik ve enerji hattına dönüştürmüştür. Gwadar Limanı’ndan kara ulaşım ağlarına kadar uzanan bu yatırımlar, Çin’in Hint Okyanusu’na erişimini güvence altına alma hedefiyle doğrudan bağlantılıdır.
Bu çerçevede Pakistan, Çin için yalnızca bir komşu değil; stratejik derinlik sağlayan bir ekonomik ve jeopolitik ortak konumundadır. Ancak bu hattın hemen yanı başındaki Afganistan’daki istikrarsızlık, Pekin açısından ciddi bir güvenlik riski doğurmaktadır. Afganistan’daki radikal unsurların Orta Asya üzerinden Çin’in Sincan bölgesine sirayet etme ihtimali, Çin’in güvenlik perspektifinde özel bir hassasiyet yaratmaktadır. Dolayısıyla Afganistan’daki her güvenlik dalgalanması, Çin yatırımlarının sürdürülebilirliği açısından da risk anlamına gelmektedir.
Öte yandan ABD’nin 2021’de Afganistan’dan çekilmesi, bölgede uzun yıllar boyunca var olan askerî ve siyasi dengeyi köklü biçimde değiştirmiştir. Washington’ın sahadan çekilmesiyle oluşan güç boşluğu, yalnızca Taliban’ın iktidara dönüşünü değil; aynı zamanda bölgesel aktörlerin daha görünür ve aktif hâle gelmesini beraberinde getirmiştir. ABD’nin yokluğunda güvenlik mimarisinin nasıl şekilleneceği sorusu, hâlen net bir karşılık bulmuş değildir.
Bu yeni denklemde Rusya ve İran da dikkatle pozisyon almaktadır. Rusya, özellikle Orta Asya cumhuriyetlerinin güvenliği ve radikal örgütlerin kuzeye doğru yayılma ihtimali konusunda hassastır. İran ise hem Afganistan’daki Şii nüfusun durumu hem de sınır güvenliği ve uyuşturucu kaçakçılığı gibi meseleler nedeniyle süreci yakından izlemektedir. Ayrıca enerji koridorları ve ticaret yolları üzerindeki rekabet, bölgedeki jeoekonomik hesapları daha karmaşık hâle getirmektedir.
Sonuç olarak Pakistan-Afganistan hattındaki her gerilim, artık yalnızca iki ülkenin iç meselesi olarak değerlendirilemez. Büyük güç rekabeti, ekonomik projeler, enerji güzergâhları ve güvenlik kaygıları bu coğrafyayı çok katmanlı bir satranç tahtasına dönüştürmüş durumdadır. Bu nedenle bölgedeki istikrar, yalnızca yerel aktörlerin değil, küresel güçlerin stratejik hesaplarıyla da doğrudan bağlantılıdır.
Bu gerilimin en hassas ve küresel yankı uyandıran boyutu ise nükleer denge meselesidir. Pakistan’ın nükleer silaha sahip olması, Afganistan kaynaklı her güvenlik krizini yalnızca sınır hattında yaşanan bir çatışma olmaktan çıkararak uluslararası güvenlik gündeminin parçası hâline getirmektedir. Zira nükleer kapasiteye sahip bir devletin uzun süreli istikrarsızlık, yoğun terör tehdidi ve iç güvenlik baskısı altında kalması, küresel ölçekte stratejik kaygıları artırır.
Pakistan’ın nükleer doktrini büyük ölçüde Hindistan’la olan denge üzerine kurulmuş olsa da, devlet otoritesinin aşırı zorlanması ya da güvenlik kurumlarının sürekli alarm hâlinde tutulması, karar alma süreçlerinde risk üretme potansiyeline sahiptir. Afganistan’daki istikrarsızlık, özellikle sınır bölgelerinde radikal örgütlerin hareket alanını genişlettiğinde, Pakistan’ın askerî reflekslerini sertleştirmekte; bu da bölgedeki tansiyonu yükseltmektedir. Böyle bir ortamda yanlış hesaplama, istihbarat hatası ya da kontrolsüz bir tırmanma ihtimali, uluslararası toplum açısından ciddi bir endişe kaynağıdır.
Öte yandan Afganistan’ın kronik iç istikrarsızlığı ile Pakistan’ın güvenlik kaygıları birleştiğinde, ortaya asimetrik ve çok katmanlı bir tehdit tablosu çıkmaktadır. Devlet dışı silahlı aktörlerin varlığı, sınırın geçirgen yapısı ve karşılıklı güvensizlik ortamı, krizin klasik devletler arası caydırıcılık dengesiyle yönetilmesini zorlaştırmaktadır. Nükleer silahların varlığı doğrudan kullanılma ihtimalinden ziyade, kriz anlarında psikolojik ve stratejik baskı unsuru olarak devreye girmekte; bu da bölgesel gerilimleri küresel güvenlik mimarisinin konusu hâline getirmektedir.
Sonuç itibarıyla Pakistan’ın nükleer kapasitesi, Afganistan kaynaklı her güvenlik dalgalanmasını daha geniş bir çerçeveye taşımakta; yerel bir istikrarsızlık ihtimalini dahi uluslararası sistem açısından dikkatle izlenen bir güvenlik meselesine dönüştürmektedir. Bu durum, tarafların kriz yönetiminde daha temkinli ve çok boyutlu bir strateji izlemelerini zorunlu kılmaktadır.
Ekonomik açıdan değerlendirildiğinde, Pakistan ile Afganistan arasındaki gerilim yalnızca güvenlik alanında değil, ticari ve sosyo-ekonomik düzlemde de ciddi sonuçlar doğurmaktadır. İki ülke arasındaki sınır kapıları, Orta Asya’yı Güney Asya’ya bağlayan önemli ticaret arterleri niteliğindedir. Bu hatlarda yaşanan her askerî hareketlilik, sınır kapılarının geçici olarak kapatılması ya da lojistik güvenlik sorunları; taşımacılık maliyetlerini artırmakta, ticaret hacmini daraltmakta ve bölgesel kalkınma projelerinin sürdürülebilirliğini zora sokmaktadır.
Özellikle transit ticaret ve kara taşımacılığı, Afganistan’ın denize açılan en önemli güzergâhlarından biri olan Pakistan limanları üzerinden yürütülmektedir. Bu nedenle siyasi gerilim, Afgan ekonomisini doğrudan etkilediği gibi Pakistan’ın sınır bölgelerinde yaşayan yerel halkın geçim kaynaklarını da olumsuz etkilemektedir. Sınır ekonomisi büyük ölçüde küçük ve orta ölçekli ticarete dayandığından, istikrarsızlık en çok bu kırılgan kesimleri etkilemektedir.
Bunun yanında Afganistan kaynaklı düzensiz göç meselesi, Pakistan’ın hem ekonomik hem de toplumsal dengelerini zorlamaktadır. On yıllardır milyonlarca Afgan mülteciye ev sahipliği yapan Pakistan’da, ekonomik daralma dönemlerinde göçmen meselesi iç siyasetin önemli tartışma başlıklarından biri hâline gelmektedir. İş gücü piyasasında rekabet, kamu hizmetleri üzerindeki yük ve güvenlik kaygıları, toplumsal hassasiyetleri artırmaktadır.
Uyuşturucu kaçakçılığı ise ayrı bir güvenlik-ekonomi kesişim alanı oluşturmaktadır. Afganistan’ın küresel ölçekte önemli bir afyon üretim merkezi olması, sınır hattını yalnızca ticaret için değil, yasa dışı faaliyetler için de cazip kılmaktadır. Bu durum hem organize suç ağlarını beslemekte hem de Pakistan’ın güvenlik harcamalarını artırarak ekonomik kaynakların farklı alanlara yönelmesini engellemektedir.
Sonuç olarak iki ülke arasındaki gerilim, ekonomik kalkınma perspektifini daraltmakta; sınır ticareti, bölgesel entegrasyon projeleri ve toplumsal istikrar üzerinde zincirleme etkiler üretmektedir. Güvenlik temelli krizler çözülemediği sürece, ekonomik iş birliği potansiyeli de tam anlamıyla hayata geçirilememektedir.
Sonuç ve Değerlendirme
Pakistan-Afganistan gerilimi, klasik anlamda iki düzenli ordunun cephe hattında karşı karşıya geldiği konvansiyonel bir savaş değildir. Ancak bu durum, çatışma dinamiğinin hafif ya da önemsiz olduğu anlamına gelmez. Aksine, düşük yoğunluklu fakat süreklilik arz eden; tarihsel kökleri derinlere uzanan ve güvenlik, kimlik, sınır ve jeopolitik rekabet unsurlarını aynı potada eriten karmaşık bir kriz alanıyla karşı karşıyayız. Bu hat, dönemsel olarak alevlenen fakat hiçbir zaman bütünüyle sönmeyen bir gerilim üretmektedir.
Sorunun temelinde yalnızca sınırın teknik statüsü değil; devlet egemenliği algısı, etnik aidiyetler, silahlı örgütlerin hareket alanı ve büyük güçlerin bölgeye dönük stratejik hesapları bulunmaktadır. Bu nedenle mesele, iki başkent arasındaki diplomatik anlaşmazlıktan ibaret değildir. Her sınır ihlali iddiası, her terör saldırısı ve her askerî operasyon, tarihsel hafızayı ve karşılıklı güvensizliği yeniden üretmektedir. Böylece kriz, kendini besleyen bir güvenlik sarmalına dönüşmektedir.
En büyük risk, tarafların kısa vadeli güvenlik refleksleriyle hareket ederek uzun vadeli bölgesel istikrarı göz ardı etmeleridir. Güvenlik merkezli ani ve sert tepkiler, iç kamuoyuna yönelik güçlü mesajlar verebilir; ancak bu adımlar çoğu zaman karşı tarafta benzer refleksleri tetikleyerek gerilimi tırmandırır. Bu coğrafyada yaşanacak her ciddi tırmanma, yalnızca iki devleti değil; Orta Asya’dan Hint Okyanusu’na uzanan ticaret yollarını, enerji hatlarını ve küresel güvenlik mimarisini de etkileyebilecek zincirleme sonuçlar doğurabilir.
Dolayısıyla kalıcı çözümün askerî yöntemlerde değil, çok katmanlı bir diplomatik zeminde aranması gerekmektedir. Sınır güvenliği konusunda ortak mekanizmalar kurulması, istihbarat paylaşımının kurumsallaştırılması, ekonomik karşılıklı bağımlılığın artırılması ve bölgesel platformların etkinleştirilmesi bu sürecin temel ayakları olabilir. Aksi hâlde Pakistan-Afganistan hattındaki bu kırılgan fay, yalnızca iki ülkenin değil, daha geniş bir bölgesel düzenin istikrarını sarsmaya devam edecektir.
Saygılarımla,
Prof. Dr. Ayhan ERDEM - Köşe Yazarı
aerdem@gazeteankara.com.tr
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
Gazete Ankara DHP- www.gazeteankara.com.tr
YORUM YAP