YAZARLAR

11 Nisan 2026 Cumartesi, 00:00

Kızılcahamam Üzerinden Yükselen Kritik Soru: Yeşil Enerji Adı Altında Doğa Ne Kadar Feda Edilebilir?

Kimi kararlar vardır ki yalnızca bir yatırım dosyasına sığmaz; bir şehrin değil, bir coğrafyanın geleceğini belirler. Kızılcahamam ve çevresine yönelik rüzgâr enerjisi santrali (RES) planları da işte tam olarak böyle bir eşiği temsil etmektedir. Çünkü mesele artık sadece enerji üretimi değil; suyun, ormanın, toprağın ve yaşamın kendisidir.

Ankara’nın kuzeyinde yer alan Kızılcahamam havzası, sıradan bir yerleşim alanı değildir; başkentin en kritik doğal yaşam ve su kaynaklarından biridir. Orman dokusu, yeraltı su rezervleri, yaban hayatı ve mikroklimatik dengesiyle bu bölge, ekolojik anlamda bir “stratejik koruma alanı” niteliğindedir. Böylesine hassas bir yapıya yapılacak her müdahale, yalnızca lokal değil, bölgesel ölçekte sonuçlar doğurur.

Bu nedenle RES projelerinin burada gündeme gelmesi, teknik bir enerji planlaması olarak değil; çok boyutlu bir çevresel risk analizi olarak değerlendirilmelidir.

Rüzgâr türbinleri çoğu zaman çevreci bir simge olarak sunulmaktadır. Ancak sahadaki gerçeklik çok daha karmaşıktır. Türbinlerin kurulumu için açılan yollar, ormanlık alanların parçalanması, habitat bütünlüğünün bozulması ve insan eliyle yaratılan yeni erişim koridorları; ekosistem üzerinde kalıcı etkiler bırakmaktadır.

Bu noktada özellikle bölgenin hassas türleri açısından risk daha da büyüktür. Kara Akbaba (Kızılcahamam Kara Akbabaları), Avrupa’nın en büyük yırtıcı kuşlarından biri olup, başta Soğuksu Milli Parkı olmak üzere çevredeki ormanlık alanlarda yaşayan, nesli tehlike altındaki türler arasında yer almaktadır. Kanat açıklıkları 2,5-3 metreyi bulabilen ve ağırlıkları 10 kg’ı aşabilen bu tür, özellikle yaşlı çam ormanlarında yuvalanmakta ve oldukça hassas bir ekolojik dengeye bağımlı yaşamaktadır.

Yaklaşık 1.469 hektarlık bir alanda koruma altında bulunan bu popülasyonun, Türkiye genelinde sayılarının 200’ün üzerinde olmadığı tahmin edilmektedir. Bu nedenle tür, Ankara Kara Akbaba Yaban Hayatı Geliştirme Sahası kapsamında özel koruma altına alınmış olup, son 10 yılda yürütülen bilimsel ve koruma odaklı çalışmalar sayesinde sınırlı da olsa artış eğilimi göstermektedir.

Ancak habitat bütünlüğünün bozulması, özellikle bu tür için doğrudan bir tehdit oluşturmaktadır. Çünkü kara akbabalar, yaşlı ağaçların tepesine büyük yuvalar kurar ve insan kaynaklı rahatsızlıklara karşı son derece duyarlıdır. Orman içi yol açma faaliyetleri, gürültü ve sürekli insan hareketliliği; bu kuşların üreme başarısını ciddi biçimde düşürebilir.

Bu müdahaleler yalnızca ağaç kaybı değildir. Aynı zamanda su döngüsünün değişmesi, mikroklimanın etkilenmesi, yerel yağış rejimlerinde bozulma ve biyolojik çeşitliliğin zayıflaması gibi zincirleme sonuçlar doğurur. Bir kez bozulan ekolojik dengeyi yeniden kurmak ise çoğu zaman mümkün değildir. Kısacası, “Yeşil Enerji, Her Zaman Masum Değildir!

Kızılcahamam yalnızca doğasıyla değil, aynı zamanda kırsal üretim kültürüyle de önemlidir. Hayvancılık, arıcılık ve küçük ölçekli tarımsal faaliyetler bu ekosistemin doğal bir parçasıdır. Ancak habitat parçalanması ve çevresel baskı, bu üretim modellerini doğrudan zayıflatmaktadır.

Dolayısıyla mesele yalnızca çevre değil; aynı zamanda ekonomik ve sosyal sürdürülebilirlik meselesidir.

Daha önce benzer projelerin bilimsel gerekçelerle iptal edilmiş olması, bölgenin kırılgan yapısının açık bir göstergesidir. Bu durum, Kızılcahamam’ın enerji yatırımları açısından “serbest kullanım alanı” olmadığını net biçimde ortaya koymaktadır. Bu aşamada “Bilimsel Uyarılar Göz Ardı Edilmemelidir!”

Yenilenebilir enerjiye karşı olmak elbette bilimsel bir yaklaşım değildir. Ancak her yenilenebilir enerji projesini, her coğrafyaya uygun kabul etmek de aynı derecede hatalıdır. Asıl mesele, doğru enerji değil; doğru yer seçimidir.

Sonuç ve Değerlendirme

Kızılcahamam’a yönelik RES projeleri, enerji politikaları açısından yalnızca teknik bir tercih değil; aynı zamanda doğa ile kalkınma arasında kurulan hassas dengenin en kritik sınavlarından biridir. Bu noktada ortaya çıkan tablo, kısa vadeli enerji üretim kazanımları ile uzun vadeli çevresel kayıplar arasında giderek derinleşen bir tercih zorunluluğunu işaret etmektedir.

Söz konusu tercih yanlış yönlendirildiğinde, ortaya çıkacak sonuç yalnızca görsel ya da yüzeysel bir doğa tahribatı ile sınırlı kalmayacaktır. Çok daha derin ve geri dönüşü zor etkiler; su kaynaklarının zayıflaması, kırsal yaşamın giderek çözülmesi ve ekolojik bütünlüğün parçalanması şeklinde kendini gösterecektir. Bu etkiler, yalnızca bugünün değil, gelecek nesillerin yaşam kalitesini de doğrudan belirleyecek niteliktedir.

Bu nedenle konu, dar anlamda bir teknik yatırım dosyası olarak ele alınamaz. Aksine mesele; doğrudan kamu yararı, çevresel etik ilkeler ve gelecek kuşakların yaşam hakkı ile bağlantılı stratejik bir karar alanıdır. Enerji üretimi ne kadar önemli olursa olsun, bu önem ekosistem bütünlüğünü zedeleyecek bir yaklaşımın gerekçesi haline getirilemez.

Karar vericilerin sorumluluğu bu noktada son derece açıktır. Bilimsel verilerin, ekolojik gerçeklerin ve uzun vadeli kamu yararının göz ardı edilmediği bir değerlendirme süreci zorunludur. Çünkü bazı kararlar yalnızca bugünü şekillendirmekle kalmaz; aynı zamanda geri dönüşü olmayan bir geleceğin de yönünü belirler.

Prof. Dr. Ayhan ERDEM- Köşe Yazarı
aerdem@gazeteankara.com.tr
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
Gazete Ankara DHP – 
www.gazeteankara.com.tr


İlgili haber için bağlantıya tıklayınız.  
https://www.kizilcahamamhaber.com/haber-kizilcahamamda-res-tartismasi-koyluler-ruzgar-turbinlerine-karsi-cikiyor-97652.html

 

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)