YAZARLAR

07 Eylül 2026 Pazartesi, 21:45

Hacı Bayram-ı Veli’nin İzinde Bir Medeniyet Hafızası

Bazı geziler vardır; yalnızca bir yerden başka bir yere gitmek değildir. Bazı ziyaretler vardır; insanı geçmişle, kültürle ve kendi hafızasıyla yeniden buluşturur. Solfasol’da (Zülfazıl) gerçekleştirdiğimiz ziyaret de böyle anlamlı bir buluşmaydı.

 

 

Bu özel program; Gazete Ankara Genel Yayın Koordinatörü Dr. Oğuz Poyrazoğlu, Gazete Ankara yazarları ve Gazi Üniversitesi öğretim üyeleri; emekli öğretim üyesi Prof. Ahmet Mahiroğlu, Prof. Dr. Güray Kırpık, Prof. Dr. Ayhan Erdem, programın moderatörlüğünü ve yönlendirmelerini başarıyla gerçekleştiren Dr. Necati Yalçın, Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Tarih Bölümü emekli Öğretim Üyesi Ahmet Cebeci, Ankaralılar ve Ankara’yı Tanıtma Vakfı Başkanı Veteriner Hekim Seyfettin Aslan, Ressam Şükran Pekmezci, Prof. Dr. Hasan Pekmezci, Heykeltraş Aslan Başpınar, Fotoğraf Sanatçısı Mustafa Taşkın, Galeri Z’den Tuna Çifti, Türkiye Biyologları Derneği Başkanı Birsel Gonca ve eşi Murat Gonca, Öğretmen Tane Alper ve Öğretmen Bilge Aygünoğlu gibi Ankara’nın kültür, sanat, akademi ve basın dünyasından çok seçkin isimlerin katılımıyla gerçekleşti.

Programın planlanması, organizasyonu ve tüm ayrıntılarıyla hayata geçirilmesinde gösterdiği üstün gayret, özveri ve titiz çalışma ile Ankaralılar ve Ankara’yı Tanıtma Vakfı Başkanı Seyfettin Aslan’ın özel bir katkısı bulunmaktadır. Ankara’nın tarihî ve kültürel değerlerini yaşatmayı, tanıtmayı ve bu değerler etrafında seçkin insanları bir araya getirmeyi kendisine önemli bir görev edinen Seyfettin Aslan, programın başarılı bir şekilde gerçekleştirilmesinde gösterdiği öncü ve yapıcı gayretleriyle ayrıca takdiri hak etmiştir. Onun samimi çabaları ve güçlü organizasyon anlayışı, bu anlamlı buluşmanın yalnızca bir gezi olmaktan çıkıp Ankara’nın kültür, tarih ve sanat değerlerinin yeniden hatırlandığı özel bir gönül buluşmasına dönüşmesini sağlamıştır.

Programın akıcı, anlamlı ve verimli bir şekilde ilerlemesinde Dr. Necati Yalçın’ın moderatörlüğü ve yönlendirmeleri ayrı bir önem taşıdı. Konuya hâkimiyeti, yerinde müdahaleleri, zamanlamaya gösterdiği özen ve katılımcılar arasındaki iletişimi güçlendiren yaklaşımı, programın bütünlüğünü ve dinamizmini korumasını sağladı. Yalçın, yalnızca program akışını yöneten bir moderatör olmanın ötesinde, farklı alanlardan gelen akademisyen, sanatçı, yazar ve kültür insanlarının bilgi ve düşüncelerini ortak bir zeminde buluşturan bir iletişim ve fikir köprüsü işlevi gördü.

Özellikle konuşmaların doğru zamanda ve doğru bağlamda yönlendirilmesi, farklı görüşlerin birbirini tamamlamasına imkân sağlaması ve programın temel amacından uzaklaşmadan ilerlemesi, onun moderatörlükteki başarısını açıkça ortaya koydu. Dr. Necati Yalçın’ın dikkatli, özenli ve yapıcı yönetimi, bu özel buluşmanın bilimsel ve kültürel değerini daha da artırdı. Bu nedenle, programa sunduğu kıymetli katkılar, gösterdiği titizlik ve üstlendiği başarılı moderatörlük görevi dolayısıyla Dr. Necati Yalçın’a ayrıca teşekkür etmek gerekir.

Geziye farklı alanlardan gelen akademisyenler, yazarlar ve tarih gönüllüleri olarak bizi aynı yerde buluşturan ise ortak bir meraktı: Hacı Bayram-ı Veli’nin doğduğu toprakların hikâyesini yerinde görmek ve bu büyük mirası daha yakından tanımak…

Solfasol’a ulaştığımız andan itibaren, Hacı Bayram Veli Derneği Başkan Yardımcısı Nurettin Erol, Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Dernek Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Abdulkadir Akay ile derneğin diğer yönetim kurulu üyeleri ve yetkililerinin samimi, sıcak ve içten karşılamaları, ziyaretimizin anlamını daha da derinleştirdi.

Dernek yetkilileri, bizleri yalnızca misafir etmekle kalmadılar; bölgenin tarihini, kültürel mirasını ve manevi değerlerini tanıtmayı da önemli bir sorumluluk olarak üstlendiler. Gün boyunca gösterdikleri yakın ilgi, içtenlik ve misafirperverlik, Solfasol ziyaretimizi unutulmaz ve anlamlı bir buluşmaya dönüştürdü.

İlk durağımız derneğin karşılama binası oldu. Burada sıcak bir çay eşliğinde yapılan sohbet, aslında uzun ve anlamlı bir tarih yolculuğunun ilk adımıydı. Ardından hep birlikte yapılan güzel bir kahvaltı, yalnızca sofranın değil, gönüllerin de paylaşılması anlamına geliyordu. Çünkü Anadolu’da misafir ağırlamak hiçbir zaman yalnızca bir ikram meselesi değildir. Sofraya konulan her lokmada bir gönül vardır.

Kahvaltının ardından bizi bu toprakların doğal ve kültürel zenginlikleriyle buluşturan farklı bir hikâye başladı.

Yaşar Tufan ve “Tarhun”un Hikâyesi

Ziyaretimizin en ilginç duraklarından biri, Yaşar Tufan’ın yetiştirdiği ve tarhananın içine katılan, aynı zamanda tarhana aşının adını aldığı “tarhun” bitkisi hakkında verdiği bilgiler oldu.

Yaşar Tufan'ın "tarhun" üzerine anlattıkları yalnızca bir bitkinin hikâyesi değildi. O anlatırken aslında bize Anadolu’nun unutulmaya yüz tutmuş bilgi hazinesinden bir sayfa açıyordu. Toprağı bilen insanın bilgisi, çoğu zaman kitaplarda yazmaz. Nesilden nesile aktarılır. Bazen bir tarlada öğrenilir. Bazen bir mutfakta… Bazen de yıllardır aynı toprağı işleyen bir insanın dilinden dinlenir. Yaşar Tufan’ın verdiği bilgiler de bu açıdan son derece değerli ve çarpıcıydı. Bir bitkinin, bir yemeğin ve bir yöresel geleneğin arkasında nasıl büyük bir kültürel hafıza bulunduğunu bir kez daha gördük. Anadolu’nun zenginliği yalnızca taşında, toprağında ve tarihî yapılarında değil; mutfağında, bitkisinde, üretim kültüründe ve insanının hafızasında da saklıdır.

Hacı Bayram-ı Veli’nin İzinde

Ardından asıl tarih yolculuğumuz başladı. Hacı Bayram-ı Veli’nin doğduğu ev… Tarihî cami… Müze… Kur’an kursları… Külliye kapsamında bulunan ve geçmişle bugün arasında bağ kuran diğer yapılar…

Bütün bu mekânları dernek yetkililerinin verdiği değerli bilgiler eşliğinde gezdik. Her yapı, her duvar ve her mekân bize farklı bir hikâye anlatıyordu…

Ancak bu ziyaretin en önemli özelliği, gördüklerimizin yalnızca birer yapı olarak kalmamasıydı. Dernek yetkililerinin anlatımları sayesinde taşın, kerpicin, ahşabın ve toprağın arkasındaki insan hikâyesini anlamaya çalıştık. Bir başka ifadeyle sadece Hacı Bayram-ı Veli’nin doğduğu evi görmedik; onun doğduğu dünyanın izlerini görmeye çalıştık.

İşte gerçek kültür gezilerinin farkı da burada ortaya çıkıyor. Bir mekâna bakmak başka şeydir. O mekânın bize ne söylediğini anlamak başka…

Solfasol’da gördüğümüz her ayrıntı, bizi yüzyıllar öncesine götürdü. Hacı Bayram-ı Veli’nin çocukluğunun geçtiği mekanları düşünürken, onun daha sonra Ankara’nın ve Anadolu’nun manevi hayatında nasıl büyük bir iz bıraktığını da yeniden hatırlamış olduk.

Ziyaretin Son Durağı: Hacı Bayram Veli Hz. Annesi (Ümmi Hacı Bayram Veli) Türbesi

Gezimizin son durağı ise Hacı Bayram-ı Veli Hazretlerinin muhterem annesi Ümmi Hanım’ın türbesi oldu.

Günün sonunda bu mütevazı mekânda yapılan ziyaret, bütün gezinin duygusal anlamını daha da derinleştirdi. Çünkü büyük insanların hayatını anlamaya çalışırken çoğu zaman onların yetiştiği aileyi, annelerini ve içinde büyüdükleri çevreyi unutuyoruz. Oysa bir insanın hayatındaki ilk öğretmen çoğu zaman annesidir.

Hacı Bayram-ı Veli gibi büyük bir gönül insanının dünyaya geldiği aileyi ve annesini hatırlamak da bu nedenle ayrı bir anlam taşımaktadır. Ümmi Hanım’ın türbesi başındaki ziyaretimiz, gün boyunca yaptığımız tarih ve kültür yolculuğunu sessiz ama güçlü bir duyguyla tamamladı. O anda hepimiz bir kez daha şunu hissettik: Geçmiş yalnızca kitaplarda okunmaz. Bazen bir evde görülür. Bazen bir caminin duvarında hissedilir. Bazen bir annenin mezarı başında hatırlanır. Bazen de bir Anadolu insanının anlattığı küçük bir hikâyede yeniden hayat bulur. Solfasol gezimiz işte böyle bir gündü.

Bilginin, tarihin, kültürün, dostluğun, misafirperverliğin ve gönül dünyasının bir araya geldiği anlamlı bir yolculuk…

Bu güzel programın gerçekleşmesinde emeği bulunan başta Altındağ Solfasol Köyü Hacı Bayram Veli Hazretleri Sevenler Derneği Başkanı Mustafa Mert ve Başkan Yardımcısı Nurettin Erol olmak üzere bütün dernek yöneticilerine ve gönüllülerine teşekkür ediyor, gösterdikleri içten misafirperverlik ve paylaştıkları değerli bilgiler için minnetlerimizi sunuyoruz. Çünkü onlar bize yalnızca bir gezi yaptırmadılar. Bir şehrin hafızasına açılan kapıyı birlikte araladılar. Ve o kapının ardında bize yalnızca Hacı Bayram-ı Veli’nin doğduğu evi değil; Ankara’nın, Anadolu’nun ve insanımızın yüzyıllardır taşıdığı büyük bir kültür ve medeniyet mirasını gösterdiler.

Bir kerpiç evde başlayan gönül yolculuğu, yüzyıllar sonra Ankara’nın hafızasını yeniden ayağa kaldırıyor!

Bazı şehirlerin tarihi vardır; bazı şehirlerin ise bir ruhu… Bazı topraklarda insanlar yalnızca doğmaz; düşünceler, inançlar, ahlak anlayışları ve medeniyet tasavvurları da doğar. Bazı evler vardır; duvarları kerpiçten, çatısı mütevazı, odaları küçüktür. Fakat o evlerin içine sığan hatıra, yüzyılları aşar. Bazı mahalleler vardır; bugün modern şehrin içinde sıradan bir yerleşim yeri gibi görünür. Fakat toprağının altında bir milletin manevi hafızası uyur. Ankara da böyle bir şehirdir.

Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti olarak geniş bulvarları, kamu kurumları, üniversiteleri, modern yapıları ve kalabalık caddeleriyle tanıdığımız Ankara’nın bir de görünmeyen yüzü vardır.

Bu yüz, şehrin taşlarında değil yalnızca; hafızasında, gönlünde ve ruhunda saklıdır. İşte o gönül haritasının en önemli duraklarından biri Solfasol’dur. Bugünkü tarihî adıyla Solfasol… Ve bu topraklarda dünyaya gelen büyük bir gönül insanı: Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri.

Bugün Altındağ Belediyesi tarafından yürütülen Hacı Bayram Veli Külliyesi ve ihya çalışmalarının son aşamasına gelmiş olması, bu nedenle sıradan bir restorasyon veya çevre düzenlemesi olarak görülmemelidir. Burada yeniden ayağa kaldırılan yalnızca birkaç yapı değildir. Burada Ankara’nın hafızası yeniden ayağa kaldırılmaktadır.

Kaynak metindeki anlatıma göre Hacı Bayram-ı Veli, 1352 yılında Solfasol’de, tarihî adıyla Solfasol köyünde dünyaya gelmiştir. Ve şimdi, yüzyıllar sonra, onun doğduğu topraklarda yalnızca eski yapılar restore edilmiyor. Bir medeniyetin hatırası yeniden görünür hâle getiriliyor.

Bir Kerpiç Evde Başlayan Büyük Hikâye

Hacı Bayram-ı Veli’nin doğduğu ev gösterişli bir saray değildi. Bir kerpiç evdi. Fakat tarihin bize öğrettiği en önemli gerçeklerden biri şudur: Büyük fikirlerin doğması için büyük saraylara ihtiyaç yoktur.

Bazen bir medeniyetin tohumu, Anadolu’nun mütevazı bir köy evinde toprağa düşer. Bazen bir insanın dünyaya gelişi, yalnızca bir ailenin değil, yüzyıllar sonra bir milletin hafızasının parçası olur. Hacı Bayram-ı Veli’nin doğduğu evin orijinal mimari dokusuna sadık kalınarak ihya edilmesi bu açıdan yalnızca mimari bir çalışma değildir.

Bir duvarı yeniden yapmak başka şeydir. Bir hatırayı yeniden ayağa kaldırmak başka…

Bugün o kerpiç eve bakarken yalnızca kerpiç duvarlar görmemeliyiz. O duvarlarda Anadolu’nun sadeliğini, kanaatkârlığını, alın terini, toprağa bağlılığını ve bütün bunların içinden yükselen büyük bir gönül medeniyetini görmeliyiz. Çünkü bazı evler insanları barındırır. Bazı evler ise tarihi barındırır. Hacı Bayram-ı Veli’nin doğduğu ev, işte böyle bir hafızanın mekânıdır.

Solfasol’dan Zülfazıl’a: Bir İsmin Hafızası

Bugün Solfasol olarak bilinen bölgenin tarihî adı Zülfazıl olduğu söylenmektedir. Bu nedenle, bölgenin yeniden Zülfazıl adıyla anılması yönünde hukuki süreç yürütülmektedir. Geçmiş kayıtlarda Hacı Bayram-ı Veli’nin doğduğu yerin Zülfadl adıyla anıldığı belirtilmektedir. “Zülfazıl” ifadesinin taşıdığı anlam ise çok faziletli olarak aktarılmaktadır.

Bu nedenle isimler üzerinde düşünmek gerekir. Çünkü isimler yalnızca kelimelerden ibaret değildir. İsimler, mekânların hafızasıdır. Bir yere verilen isim, o yerin hikâyesini gelecek kuşaklara anlatır. Bir isim unutulduğunda bazen yalnızca bir kelime kaybolmaz; o kelimenin taşıdığı tarih de görünmez hâle gelir. Bu nedenle Solfasol’dan Zülfazıl’a uzanan isim meselesini yalnızca idari bir değişiklik olarak değerlendirmek eksik olacaktır.

Bu aynı zamanda tarih ile bugün arasında kurulmaya çalışılan bir hafıza köprüsüdür. Geçmişe dönmek değildir bu. Tam tersine… Geleceğe daha sağlam yürüyebilmek için nereden geldiğini hatırlamaktır.

Numan’dan Bayram’a: Bir İnsanın Yeniden Doğuşu

Hacı Bayram-ı Veli’nin hayatı yalnızca doğduğu yerle değil, geçirdiği büyük manevi dönüşümle de anlaşılabilir. Onun hayatındaki en önemli kırılmalardan biri, hocası Somuncu Baba, yani Şeyh Hamid-i Veli ile karşılaşmasıdır. Ankara’nın saygın müderrisi Numan, zahirî ilimlerde önemli bir mevkiye ulaşmıştı. Bilgi sahibiydi. Makam sahibiydi. Saygınlığı vardı. Fakat insan hayatında bazen kitapların cevaplayamadığı sorular ortaya çıkar. Bilgi vardır ama huzur yoktur. Makam vardır ama gönül tatmin olmamıştır. İnsan başkalarına cevap verirken kendi içindeki soruların cevabını bulamayabilir. İşte Numan’ın arayışı onu Somuncu Baba’ya götürür. Kayseri’de gerçekleştiği aktarılan bu buluşma, onun hayatında yeni bir dönemin başlangıcı olur. Makamını, şöhretini ve dünyevi itibarını geride bırakarak başka bir yolculuğa çıkar. Numan, Bayram olur. Bu yalnızca bir isim değişikliği değildir. Bu, bir insanın kendi nefsinden başlayarak yeniden doğmasının sembolüdür. Zahirî ilimden gönül bilgisine… Bilmekten anlamaya… Makamdan hizmete… Benlikten insanlığa… Hacı Bayram-ı Veli’nin hayatındaki bu dönüşüm, bugün için de üzerinde düşünülmesi gereken derin bir mesaj taşır. Çünkü insanın asıl yolculuğu dışarıdan içeriye doğrudur. İnsan dünyayı değiştirmeye çalışmadan önce kendi gönlünü değiştirmeyi öğrenmelidir.

Solfasol İle Ulus Arasında Bir Ömür

Hacı Bayram-ı Veli’nin hayatını anlamanın en güzel yollarından biri, Solfasol ile Ankara’nın merkezindeki Ulus arasında uzanan manevi hattı takip etmektir. Solfasol onun doğduğu yerdir. Ulus ise Ankara’ya bıraktığı büyük mirasın merkezidir. Biri doğuşu temsil eder. Diğeri olgunlaşmayı ve ebediyeti… Solfasol’de toprakla buluşan bir hayat, Ankara’nın merkezinde gönüllere ulaşan bir mirasa dönüşmüştür. Bu nedenle Hacı Bayram-ı Veli’nin doğduğu ev ile Hacı Bayram Camii ve Türbesi arasında kurulacak kültürel ve tarihî bağ, yalnızca turistik bir rota değildir. Bu hat, bir insanın doğuşundan arayışına, dönüşümünden hizmetine ve nihayet ebediyete uzanan yolculuğunun mekânsal karşılığıdır. Bugün bir ziyaretçinin Hacı Bayram-ı Veli’nin doğduğu evi görmesi, külliyeyi gezmesi, tarihî camideki sanat eserlerini incelemesi ve ardından Ankara’nın merkezindeki Hacı Bayram Camii ve Türbesi’ne ulaşması, birkaç kilometrelik bir yolculuğu yüzyıllar arasında yapılan bir tarih yolculuğuna dönüştürebilir.

Solfasol’dan Zülfazıl’a, oradan Ulus’a uzanan bu hat, Ankara’yı yalnızca siyasi bir başkent olmaktan çıkarıp inanç, kültür ve medeniyet merkezi olarak da yeniden düşünmemize imkân verebilir.

Hacı Bayram-ı Veli’yi Anmak mı, Anlamak mı?

Burada durup kendimize önemli bir soru sormamız gerekiyor: Biz Hacı Bayram-ı Veli’yi neden yaşatmak istiyoruz?

Sadece geçmişte yaşamış büyük bir mutasavvıf olduğu için mi? Sadece Ankara’nın manevi tarihinde önemli bir yere sahip olduğu için mi? Yoksa onun insan, ahlak, emek, paylaşma ve dayanışma anlayışına bugün her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz için mi? Asıl cevap üçüncüsüdür. Çünkü çağımızın en büyük problemi bilgi eksikliği değildir.

  • Bugün dijital dünyada insanlık tarihinde hiç olmadığı kadar büyük bir bilgi birikimine sahibiz.
  • Fakat bilgi arttıkça hikmet aynı ölçüde artmıyor.
  • İletişim arttıkça birbirimizi anlamakta zorlanıyoruz.
  • Teknoloji gelişiyor ama insanın vicdanı aynı hızla gelişmiyor.
  • İşte Hacı Bayram-ı Veli’nin mirası tam burada yeniden anlam kazanmaktadır. Çünkü onun dünyasında bilgi, insanı büyütmek içindir.
  • İbadet, ahlakla anlam kazanır.
  • Zenginlik, paylaşılmadığında eksilir.
  • Üretim, topluma karşı sorumlulukla birleşir.
  • İnsan, insana emanettir ve şehir, yalnızca binalardan değil, insanların birbirine duyduğu sorumluluktan meydana gelir.
  • Bugün yapay zekâ bilgi üretebilir.
  • Bir algoritma hesaplayabilir.
  • Bir makine öğrenebilir.

Ama merhamet, vicdan ve ahlaki sorumluluk hâlâ insanın omuzlarındadır. Bu nedenle Hacı Bayram-ı Veli’nin yüzyıllar önce sorduğu temel insanlık soruları bugün de karşımızdadır:

  • Nasıl daha iyi bir insan olacağız?
  • Nasıl daha adil bir toplum kuracağız?
  • Nasıl ürettiklerimizi paylaşacağız?
  • Bilgiyi nasıl hikmete dönüştüreceğiz?
  • Geçmişimizi unutmadan geleceğe nasıl yürüyeceğiz?

İşte gerçek mesele budur.

Hacı Bayram-ı Veli ve Ahilik: Çalışmadan İrfan Olur Mu?

Hacı Bayram-ı Veli’yi yalnızca bir tasavvuf büyüğü olarak okumak, onun Ankara üzerindeki etkisini eksik anlamaktır. Onun düşüncesinde çalışmak, üretmek ve alın teriyle kazanmak önemli bir yere sahiptir. Müderrisliği bıraktıktan sonra tarımla uğraşması ve müritleriyle birlikte üretim faaliyetlerinde bulunması, tasavvuf ile hayat arasında kurduğu ilişkinin dikkat çekici örneklerinden biri olarak anlatılmaktadır. Burada son derece önemli bir düşünce ortaya çıkar: İnsan dünyadan elini çekerek değil, dünyayı güzelleştirerek olgunlaşır.

Çalışmak yalnızca para kazanmak değildir. Üretmek yalnızca ekonomik faaliyet değildir.  Alın teri, insanın topluma karşı sorumluluğudur. Bu anlayış Ankara’nın güçlü Ahilik geleneğiyle de kesişmektedir. Esnafın dürüstlüğü… Kaliteli üretim… Haksız rekabetten kaçınma… Dayanışma… Yoksulu gözetme… Kazancı paylaşma… Bunların tamamı yalnızca ekonomik kurallar değildir. Bunlar ahlakın ekonomiye yansımasıdır.

Bugün ekonomik büyümeyi rakamlarla ölçüyoruz. Millî geliri hesaplıyoruz. Üretim miktarlarını açıklıyoruz. Teknolojik gelişmeleri konuşuyoruz. Fakat çoğu zaman temel bir soruyu unutuyoruz: Ürettiğimiz şey kadar, üretirken nasıl bir insan olduğumuz da önemli değil mi? Hacı Bayram-ı Veli’nin mirası burada yeniden konuşmaya başlıyor. Çünkü onun dünyasında ekonomi ile ahlak birbirinden kopuk değildir. Kazanç ile paylaşma arasında bağ vardır. Üretim ile sorumluluk arasında bağ vardır. İnsan ile toplum arasında bağ vardır. Bugün dünyanın ihtiyaç duyduğu şeylerden biri de belki tam olarak budur: Ahlakını kaybetmemiş bir kalkınma anlayışı.

Solfasol’da Yükselen Külliye

Altındağ Belediyesi tarafından yürütülen Hacı Bayram Veli Külliyesi ve ihya çalışmaları, bölgenin tarihî ve manevi kimliğini yeniden görünür hâle getirecek kapsamlı bir dönüşümün son aşamasına gelmiştir. Bir zamanlar gecekonduların bulunduğu yaklaşık 15–20 dönümlük alan, bugün bütüncül bir külliye anlayışıyla yeniden düzenlenmektedir. Burada yapılan çalışmayı yalnızca kentsel dönüşüm olarak değerlendirmek büyük bir yanılgı olur. Çünkü kentsel dönüşüm çoğu zaman eski yapıların yerine yenilerinin yapılmasıdır. İhya ise geçmişin ruhunu geleceğe taşımaktır. Aradaki fark tam da budur. Külliye alanının merkezinde oluşturulan Solfasol Meydanı, bölgenin sosyal hayatına yeni bir soluk getirmeyi hedeflemektedir. Meydan; insanların dinlenebileceği, kültürel etkinliklerin yapılabileceği ve farklı yaş gruplarının bir araya gelebileceği kamusal bir alan olarak tasarlanmaktadır. Çünkü meydanlar yalnızca taş döşeli alanlar değildir. Meydanlar şehirlerin kalbidir. İnsanların birbirlerini gördüğü, konuştuğu, dinlediği ve birlikte yaşama kültürünü yeniden ürettiği yerlerdir. Hacı Bayram-ı Veli’nin insan merkezli anlayışı düşünüldüğünde böyle bir meydanın anlamı daha da büyümektedir. Çünkü onun mirasında: İnsan insana emanettir.

Kütüphane, Gençlik Merkezi ve Mahalle Konağı

Külliye alanında yalnızca tarihî yapılar korunmuyor. Yeni sosyal ve kültürel donatılar da oluşturuluyor. Kütüphane… Mahalle konağı… Kafeterya… Kur’an kursu… Gençlik merkezi… Bütün bunlar tarihî mirasın günlük hayatla buluşmasını sağlayacak alanlardır. Bu son derece önemlidir. Çünkü tarihî bir yapıyı korumanın en kolay yolu onu cam bir fanusun içine koymaktır. Oysa gerçek koruma, geçmişi hayatın içine yeniden katabilmektir. Bir çocuk kütüphaneye girdiğinde… Bir gençlik merkezinde gençler bir araya geldiğinde… Bir öğrenci Hacı Bayram-ı Veli’nin hayatını öğrendiğinde… Bir aile meydanda oturup sohbet ettiğinde… Bir ziyaretçi bu toprakların hikâyesini hissederek buradan ayrıldığında… İşte o zaman tarih gerçekten yaşamaya başlar. Çünkü tarih yalnızca geçmiş değildir. Doğru aktarıldığında geleceğin öğretmenidir.

Sıvanın Altından Çıkan Tarih

Solfasol’daki tarihî caminin restorasyonu sırasında ortaya çıkarılan ince kalem işleri ve bezemeler, bu ihya çalışmasının en dikkat çekici ayrıntılarından biridir. Yıllarca sıvanın altında kalan sanat eserleri, restorasyon çalışmalarıyla yeniden gün ışığına çıkarılmıştır. Bu görüntü bize çok önemli bir gerçeği hatırlatıyor: Tarih yok olmaz; bazen yalnızca üzeri örtülür.

Tıpkı insan hafızası gibi… Bir toplum geçmişini unutmuş olabilir. Fakat geçmiş, bir gün yeniden karşısına çıkmak üzere sessizce bekler. Bir duvarın altında… Bir kitabın sayfasında… Bir mezar taşında… Bir caminin kalem işinde… Bir kerpiç evin duvarında ve onu yeniden görmek için dikkat gerekir. Sabır gerekir. Bilgi gerekir. En önemlisi de geçmişe saygı gerekir. Bugün o sıvaların altından çıkarılan sanat eserleri yalnızca estetik değere sahip değildir. Onlar, geçmişte yaşayan insanların dünyaya bakışlarının sessiz belgeleridir. Çünkü bir toplumun sanat anlayışı, aslında onun ruh dünyasının aynasıdır.

Hacı Bayram-ı Veli Müzesi: Geçmişin Gelecek İçin Konuşması

Bu büyük mirasın korunmasında bir başka önemli adım da Altındağ Belediyesi ile Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi iş birliğiyle oluşturulan Hacı Bayram-ı Veli Müzesidir.

Hamam arkası’nda geleneksel Ankara mimarisine uygun üç konaktan oluşan müze, 11 Ekim 2022 tarihinde ziyarete açılmıştır. Müzeyi önemli kılan yalnızca mimarisi değildir. Hacı Bayram-ı Veli’ye ait hırka, külah ve tacı gibi şahsi eşyaların konservasyon çalışmalarının ardından ziyaretçilerle buluşturulması, bu somut mirasın gelecek kuşaklara aktarılması bakımından büyük önem taşımaktadır. Müze aynı zamanda Hacı Bayram-ı Veli’nin tasavvuf anlayışını, Ankara’nın Ahi şehri olarak sosyal ve ticari yapısını ve Bayramiye geleneğinin Anadolu’daki etkisini çağdaş müzecilik anlayışıyla anlatmaktadır. Böylece geçmiş yalnızca vitrinin arkasında bırakılmamakta; geleceğin insanına konuşan bir dile dönüştürülmektedir. Müzenin ücretsiz olması da ayrıca anlamlıdır. Çünkü kültürel miras, yalnızca belli bir kesimin ulaşabileceği bir ayrıcalık olmamalıdır. Bir çocuk… Bir öğrenci… Bir aile… Ankara’ya gelen herhangi bir ziyaretçi… Bu mirasa ulaşabilmelidir. Müze, pazartesi hariç haftanın her günü 10.00–17.00 saatleri arasında ziyaret edilebilmektedir.

Adres: Hacettepe Mahallesi, Koyungözü Sokak No: 2/1, Altındağ / Ankara.

Böylece Ankara’nın modern yüzünden birkaç adım uzaklaşarak şehrin yüzyıllar önceki ruhuna doğru bir yolculuğa çıkmak mümkündür.

Bir Tabak Aşure, Bir Tas Helva ve Birlik Duygusu

Bazen büyük kültürel değerleri yaşatmak için büyük cümlelere ihtiyaç yoktur. Bir tabak aşure yeter. Bir tas helva yeter. Birlikte edilen bir dua yeter. Çünkü kültür yalnızca kitaplarda ve müzelerde yaşamaz. Kültür, insanların birbirine ikram ettiği lokmada yaşar. Aynı sofrada oturmakta… Birlikte dua etmekte…Geçmişi anarken geleceği birlikte düşünmekte…Derneğin geleneksel ikramlarla sosyal dayanışmayı güçlendirmesi bu nedenle küçük görünen fakat büyük anlam taşıyan bir çalışmadır. Çünkü medeniyet yalnızca büyük yapılarla kurulmaz. Medeniyet, insanın insana verdiği değerin toplamıdır. Bir lokmayı paylaşabilmek… Bir yaşlının elinden tutabilmek… Bir çocuğa geçmişini anlatabilmek… Bir komşunun derdine ortak olabilmek… Bütün bunlar medeniyetin görünmeyen taşlarıdır.

Bir Derneğin Özverili Sorumluluğu

Böylesine büyük bir tarihî mirasın yaşatılması yalnızca belediyelerin veya kamu kurumlarının görevi değildir. Sivil toplumun da burada önemli bir sorumluluğu vardır. Altındağ Solfasol Köyü Hacı Bayram Veli Hazretleri Sevenler Derneği, düzenlediği anma ve kültürel faaliyetlerle bu hafızanın toplum içerisinde canlı tutulmasına katkı sağlamaktadır. Dernek Başkanı Mustafa Mert ve yönetiminin yürüttüğü çalışmalar; anma programları, kültürel etkinlikler, ziyaretler ve sosyal dayanışma faaliyetleriyle Hacı Bayram-ı Veli mirasının toplumun ortak değeri olduğunu göstermektedir. Derneğin güncel Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Mert olmakla birlikte yönetimde öne çıkan isimlerden biri de Nurettin Erol’dur. Fakat burada asıl önemli olan isimlerin ötesindeki büyük mesele: Bir şehrin hafızasını koruma sorumluluğudur. 

Devlet korur. Belediye yaşatır. Üniversite araştırır. Sivil toplum sahiplenir ve toplum bütün bunları kendi hafızasına yerleştirirse miras gerçekten geleceğe ulaşır. Çünkü tarih yalnızca arşivlerde saklanırsa eksik kalır. Tarih toplumun hafızasına yerleştiğinde yaşar.

Hacı Bayram-ı Veli’yi Anlama’nın Ötesinde

Derneğin düzenlediği ve paydaşı olduğu “Hacı Bayram-ı Veli’yi Anlama” programları da bu açıdan önemlidir. Bu etkinliklerde Hacı Bayram-ı Veli’nin doğduğu ev ziyaret edilmekte, Kur’an-ı Kerim tilavetleri gerçekleştirilmekte, dualar edilmekte; ney ve tasavvuf musikisi eşliğinde ilahiler seslendirilmektedir. Ancak bu programların asıl kıymeti, Hacı Bayram-ı Veli’nin yalnızca dini şahsiyetinin değil, Ankara’nın sosyal, ekonomik ve kültürel hayatına yaptığı katkıların da ele alınmasıdır. Çünkü Hacı Bayram-ı Veli’yi yalnızca tekke ve tasavvuf çevresi içinde değerlendirmek, onun toplum üzerindeki etkisini eksik okumaktır. O, insanı eğiten bir gönül insanıdır. Aynı zamanda toplumsal dayanışmanın önemini bilen bir düşünce insanıdır. Ankara’nın Ahi kültürüyle ilişkisi de bu nedenle ayrı bir önem taşımaktadır. Onu anmak kolaydır. Adına etkinlik düzenlemek kolaydır. Türbesini ziyaret etmek kolaydır. Doğduğu evi restore etmek de mümkündür. Fakat onu anlamak çok daha zordur. Çünkü anlamak, hayatımıza dokunmasını sağlamaktır. Çalışmayı anlamaktır. Paylaşmayı anlamaktır. Ahlakı anlamaktır. İnsana değer vermeyi anlamaktır. İlim ile irfan arasındaki farkı kavramaktır. Gösterişten uzak bir hayatın nasıl büyük bir medeniyet üretebildiğini fark etmektir. Hacı Bayram-ı Veli’yi gerçekten yaşatmak, onun adını taşlara yazmak değil; onun değerlerini insanların gönlüne yazmaktır.

Ankara’nın Kayıp Değil, Unutulmuş Ruhu

Ankara’yı yalnızca Kızılay’dan, Çankaya’dan, Ulus’tan veya modern kent siluetinden ibaret sanmak büyük bir eksikliktir. Ankara’nın bir de gönül haritası vardır. O haritada Hacı Bayram-ı Veli vardır. Solfasol vardır. Ulus vardır. Hamamönü vardır. Hacı Bayram Camii ve Türbesi vardır. Ahilik vardır. Tasavvuf vardır. Dayanışma vardır ve bütün bunların üzerinde insanı insan yapan bir ahlak anlayışı vardır. Ankara’nın modernleşmesi elbette gereklidir. Şehir büyümelidir. Teknoloji gelişmelidir. Üniversiteler güçlenmelidir. Yeni yollar, yeni yapılar, yeni merkezler kurulmalıdır. Ama bütün bunlar yapılırken bir soru asla unutulmamalıdır: Büyüyen şehir, ruhunu da büyütebiliyor mu? Çünkü şehir yalnızca beton değildir. Şehir hafızadır. Şehir insandır. Şehir hikâyedir. Şehir, geçmiş ile geleceğin birbirine söylediği sözdür. Bu nedenle Solfasol’daki ihya çalışmaları, Ankara’nın modernleşmesiyle geçmişi arasında bir çatışma oluşturmak yerine ikisini buluşturabilecek önemli bir imkân sunmaktadır. Modernleşirken hafızasını kaybetmemek… Büyürken köklerinden kopmamak… Teknolojiye yürürken insanı unutmamak… Belki de bugün Ankara’nın en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri budur.

Solfasol Meydanı’ndan Ankara’nın Geleceğine

Solfasol’da oluşturulan meydan, külliye ve sosyal alanların anlamı yalnızca bugünün ihtiyaçlarıyla sınırlı değildir. Buralar yarının çocuklarının hafızasının oluşacağı mekânlar olabilir. Bir çocuk burada Hacı Bayram-ı Veli’nin doğduğu evi görebilir. Bir öğrenci kütüphanede onun hayatını okuyabilir. Bir gençlik merkezinde arkadaşlarıyla kültür ve tarih üzerine konuşabilir. Bir aile meydanda oturabilir. Bir ziyaretçi tarihî caminin sanatını inceleyebilir. Ve bütün bunların sonunda bir çocuk belki de şu soruyu sorabilir: Hacı Bayram-ı Veli kimdi?” İşte tarih o anda yeniden doğar. Çünkü tarih, bir çocuğun merakıyla geleceğe taşınır. Bir neslin diğerine bıraktığı en büyük miras yalnızca binalar değildir. Anlamlı sorular ve değerlerdir.

Bir Şehir Kendi Hafızasını Yeniden Kuruyor

Bugün Solfasol’da yapılan çalışmaları izlerken aslında daha büyük bir dönüşüme tanıklık ediyoruz. Bir kerpiç ev ayağa kaldırılıyor. Bir caminin sıvalarının altındaki sanat yeniden ortaya çıkarılıyor. Gecekonduların bulunduğu yaklaşık 15–20 dönümlük alan yeniden düzenleniyor. Bir meydan oluşturuluyor. Kütüphane kuruluyor. Gençlik merkezi oluşturuluyor. Mahalle konağı ve sosyal alanlar planlanıyor. Kur’an kursu ve kafeterya gibi yapılarla külliyenin günlük hayatla bütünleşmesi hedefleniyor. Tarihî bir isim yeniden hatırlanıyor. Bir müze geçmişi geleceğe taşıyor. Bir dernek toplumsal hafızayı canlı tutuyor. Belediye, üniversite, sivil toplum ve toplum aynı hedef etrafında buluşuyor. Ve bütün bunların merkezinde, yüzyıllar önce burada doğmuş bir gönül insanının mirası bulunuyor: Hacı Bayram-ı Veli. Bu nedenle burada olan biteni yalnızca bir yapılaşma olarak görmek, yapılan çalışmanın ruhunu anlamamak olur. Burada bir şehir kendisini yeniden hatırlamaktadır.

Gerçek İhya Nedir?

Bütün bu çalışmaların sonunda insanın zihninde tek bir soru kalıyor:

Gerçek ihya nedir?

  • Eski bir evi yeniden yapmak mı?
  • Bir camiyi restore etmek mi?
  • Bir meydan düzenlemek mi?
  • Bir müze kurmak mı?
  • Bir külliye inşa etmek mi?
  • Bunların hepsi değerlidir.
  • Ama bunlar tek başına yeterli değildir.
  • Çünkü bir ev yeniden yapılabilir.
  • Bir meydan yeniden düzenlenebilir.
  • Bir cami restore edilebilir.
  • Bir müze kurulabilir.

Fakat bir medeniyet anlayışını yeniden inşa etmek çok daha büyük bir iştir.

  • Gerçek ihya, yapıların yanında insanı da yeniden inşa etmektir.
  •  Ahlakı yeniden hatırlatmaktır.
  • Vicdanı yeniden uyandırmaktır.
  • Paylaşmayı yeniden öğretmektir.
  • Çalışmayı ve üretmeyi yeniden değer hâline getirmektir.
  • Bilgiyi hikmete dönüştürmektir.
  • İnsanın insana emanet olduğunu yeniden hatırlatmaktır.

Hacı Bayram-ı Veli’nin mirası tam da burada önem kazanmaktadır. Çünkü onun bıraktığı miras yalnızca bir türbe, bir cami, bir dergâh veya bir doğum evi değildir. Onun asıl mirası bir hayat anlayışıdır. İlimsiz irfan eksiktir. Ahlaksız bilgi tehlikelidir. Üretimsiz ekonomi yoksuldur. Dayanışmasız toplum yalnızdır ve gönülsüz medeniyet, ne kadar büyük binalara sahip olursa olsun eksiktir.


Son Söz: Geçmişi İhya Edenler Geleceğini İnşa Eder

Hacı Bayram-ı Veli’nin doğduğu Solfasol’dan Ankara’nın merkezindeki türbesine kadar uzanan hat, Ankara’nın yalnızca tarihî değil, aynı zamanda manevi ve kültürel omurgasıdır. Bir ucunda dünyaya gözlerini açtığı mütevazı kerpiç ev vardır. Diğer ucunda ömrünü adadığı Ankara ve bıraktığı büyük manevi miras… Bu iki nokta arasında bir insanın bütün hayatı vardır: Doğuş… Arayış… Dönüşüm… Hizmet… Ve ebediyet…

Bugün Solfasol’da gerçekleştirilen ihya çalışmaları, bu nedenle gelecek kuşaklara bırakılacak önemli bir mirastır. Fakat gerçek başarı restore edilen yapıların güzelliğiyle ölçülmeyecektir. Asıl başarı, o yapıların taşıdığı değerlerin yeni kuşaklara aktarılmasıyla ortaya çıkacaktır. Çünkü şehirleri binalar büyütür. Ama medeniyetleri değerler büyütür. Bir şehri imar etmek binalar yapmakla mümkündür. Fakat bir şehri medeniyet hâline getirmek, onun ruhunu yaşatmakla mümkündür. Solfasol’dan Ulus’a uzanan Hacı Bayram-ı Veli yolu, Ankara’nın yalnızca geçmişini değil, geleceğini de aydınlatabilecek güçlü bir manevi ve kültürel aks olabilir. Bu yol, Ankara’nın kendisine yeniden bakmasını sağlayabilir. Nereden geldiğini… Hangi değerlerle büyüdüğünü… Hangi insanları yetiştirdiğini…Ve geleceğe ne bırakması gerektiğini…Belki de bugün bize düşen en büyük görev, Hacı Bayram-ı Veli’yi yalnızca anmak değil, anlamaktır. Çünkü onu anlamak; çalışmayı anlamaktır. Paylaşmayı anlamaktır. Ahlakı anlamaktır. İnsana değer vermeyi anlamaktır. İlim ile irfan arasındaki dengeyi kavramaktır. Alın terinin kutsallığını bilmektir. Kazandığını paylaşabilmektir. Toplumun yükünü kendi yükü kadar önemsemektir. Ve insanın en büyük imarının kendi gönlünde başladığını bilmektir. Gerçek ihya, eski yapıları ayağa kaldırmakla başlamaz. İnsanın gönlünü, ahlakını ve vicdanını yeniden inşa etmekle başlar. Solfasol’da bugün yükselen külliye bu bakımdan yalnızca taş, kerpiç, ahşap, meydan ve yapılardan ibaret değildir. O, Ankara’nın kendi hafızasına yeniden dönmesidir. Bir şehrin geçmişiyle yeniden konuşmasıdır. Bir milletin kendi köklerine yeniden bakmasıdır. Bir medeniyetin unutulmuş değerlerini yeniden hatırlamasıdır. Ve belki de en önemlisi, geleceğe yalnızca daha yüksek binalarla değil, daha yüksek bir insanlık anlayışıyla yürüyebilme arzusudur. Çünkü bir şehrin gerçek zenginliği, sahip olduğu binaların yüksekliğiyle değil; geçmişinden geleceğine taşıdığı değerlerin derinliğiyle ölçülür. Köklerini bilen şehirler, geleceğe daha sağlam basar. Geçmişini ihya eden milletler, geleceğini inşa eder. Ve Solfasol’dan yükselen sessiz mesaj belki de tam olarak budur: Bir şehrin hafızasını korumak, aslında insanlığın hafızasını korumaktır. Hacı Bayram-ı Veli’nin doğduğu o mütevazı kerpiç evden yükselen hikâye, yüzyıllar sonra yeniden Ankara’ya seslenmektedir:  Şehri imar edin; ama önce gönlü ihya edin. Çünkü gönlü ihya edilmeyen şehir ne kadar büyürse büyüsün, eksik kalır. Ama gönlünü, ahlakını, vicdanını ve hafızasını koruyan bir şehir; geçmişiyle barışık, geleceğiyle umutlu ve medeniyet iddiası taşıyan bir şehir olur. Solfasol’dan Solfasol’a uzanan yol işte bu yüzden yalnızca bir isim değişikliğinin, bir restorasyonun veya bir külliye projesinin hikâyesi değildir. Bu, Ankara’nın kendi ruhunu yeniden keşfetme hikâyesidir.

Saygılarımla,

Prof. Dr. Ayhan ERDEM
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
aerdem@gazeteankara.com.tr
Gazete Ankara DHP-Köşe Yazarı
“Türkiye’nin kalbi Ankara’nın sesi”

 

 

 

 

 

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)