Başkent’te “Ankara Teknik Üniversitesi” Kurulması İçin Altyapı ve Akademik Çekirdek Hazır
Türkiye’de üniversiteler üzerine yapılan tartışmalar çoğu zaman isimler etrafında şekillenir; yeni bir tabela, yeni bir kampüs ya da iddialı bir vizyon belgesi gündeme gelir. Oysa üniversite, yalnızca bir isimden ibaret değildir. Bu bağlamda asıl belirleyici olan, bu iddiayı taşıyabilecek güçlü bir akademik altyapının, nitelikli insan kaynağının ve kurumsal birikimin varlığıdır.
Nitekim Türkiye’nin birçok ilinde, şehrin kendi adıyla anılan Teknik Üniversiteler bulunmaktadır ve bu modelin yaygınlığı artık yerleşik bir yapıya işaret etmektedir. Bu çerçevede Ankara Teknik Üniversitesi’nin kurulması fikri hem isimlendirme geleneği açısından son derece uygun hem de başkent olmanın getirdiği akademik ve stratejik potansiyel düşünüldüğünde elzemdir. Üstelik Ankara’da böyle bir üniversiteyi hayata geçirmek için her şeye sıfırdan başlamak da gerekmemektedir; Başkent Ankara’nın mevcut akademik birikimi ve insan kaynağı bu iddiayı taşıyabilecek ve gerçekleştirebilecek güçtedir.
Türkiye’de “teknik üniversite” modeli yeni ya da istisnai bir yapı değildir. İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ), bu modelin en köklü ve en başarılı örneği olarak, mühendislik ve teknoloji odaklı ihtisaslaşmanın bir üniversiteye nasıl uluslararası itibar kazandırabildiğini göstermektedir. Daha yakın dönemde kurulan Bursa Teknik Üniversitesi ve Erzurum Teknik Üniversitesi ise, sınırlı sayıda fakülte ve bölümle yola çıkmalarına rağmen, bulundukları şehirlerin sanayi ve bölgesel ihtiyaçlarıyla uyumlu bir teknik üniversite kimliği inşa edebileceklerini ortaya koymuştur. Dikkat çekici olan nokta şudur: Bu üniversitelerin hiçbiri, Ankara’nın sahip olduğu ölçekte bir sanayi, savunma ve kamu Ar-Ge ekosistemine sahip değildir.
Ankara, yalnızca Türkiye’nin başkenti değil; aynı zamanda savunma sanayii, enerji, bilişim ve ileri teknoloji alanlarında ülkenin en yoğun Ar-Ge ekosistemine sahip kentidir. ASELSAN, TUSAŞ, ROKETSAN, HAVELSAN ve TÜBİTAK ekseni, fiilen bir teknik üniversite çevresi üretmektedir. Buna karşın, İstanbul’da İTÜ; Bursa’da Bursa Teknik Üniversitesi, sanayi ile üniversite arasında açık bir teknik odak oluşturmuştur. Ancak Ankara’da bu rolü üstlenen, adı ve misyonu net bir “teknik üniversite”nin bulunmaması önemli bir yapısal boşluk olarak karşımızda durmaktadır.
Bu noktada kritik soru şudur: Türkiye’nin savunma ve ileri teknoloji üssü olan bir başkentte neden hâlâ bir Ankara Teknik Üniversitesi yoktur?
Tam da bu noktada Gazi Üniversitesi Teknoloji Fakültesi, sahip olduğu bölümler, altyapısı ve yetişmiş akademik kadrosuyla dikkat çekici bir başlangıç zemini sunmaktadır. Bursa Teknik Üniversitesi’nin kuruluş sürecinde sınırlı sayıda mühendislik bölümüyle yola çıktığı, Erzurum Teknik Üniversitesi’nin ise başlangıçta dar bir akademik çekirdek üzerine inşa edildiği hatırlanırsa; Gazi Üniversitesi Teknoloji Fakültesi’nin mevcut durumu, Ankara Teknik Üniversitesi için çok daha güçlü ve hazır bir çekirdek sunduğu açıkça görülmektedir.
Gazi Üniversitesi Teknoloji Fakültesi bünyesinde yer alan: Ağaçişleri Endüstri Mühendisliği, Bilgisayar Mühendisliği, Elektrik-Elektronik Mühendisliği, Endüstriyel Tasarım Mühendisliği, Enerji Sistemleri Mühendisliği, İmalat Mühendisliği, İnşaat Mühendisliği, Metalurji ve Malzeme Mühendisliği ile Otomotiv Mühendisliği bölümleri; klasik teorik-kuramsal- mühendislik anlayışının ötesine geçen, uygulama ve üretim odaklı bir eğitim geleneğini temsil etmektedir. Bu yapı, İTÜ’nün tarihsel olarak benimsediği “mühendis yetiştirme” geleneğiyle; Bursa Teknik Üniversitesi’nin sanayiye yakın, uygulamalı eğitim yaklaşımıyla önemli benzerlikler taşımaktadır.
Uzun yıllardır uygulamalı mühendislik eğitimi veren bu fakülte, doğru bir yeniden yapılanma ve kurumsal dönüşümle kurulması muhtemel bir Ankara Teknik Üniversitesi’nin çekirdek yapısı hâline gelebilir. Böylece yeni bir üniversite, yalnızca bir idari karar ya da sembolik bir adlandırma ile değil; hazır bir akademik birikim, yerleşik bölümler ve çalışan bir sistemle yola çıkmış olur. Bu yaklaşım, Erzurum Teknik Üniversitesi ve Bursa Teknik Üniversitesi örneklerinde de görüldüğü üzere, kısa sürede kurumsal kimlik oluşturmanın en sağlıklı yolu olacaktır.
Elbette tek başına isim yeterli değildir. “Ankara Teknik Üniversitesi” uluslararası karşılığı olan, iddialı bir isimdir; ancak bu ismin altını dolduracak olan şey, az ama güçlü bölümler, donanımlı laboratuvarlar, zorunlu ve sürekli sanayi işbirlikleri ile nitelikli akademik kadrodur. İTÜ’nün küresel ölçekte tanınmasını sağlayan temel unsur da tam olarak budur. Gazi Üniversitesi Teknoloji Fakültesi’nin mevcut bölüm çeşitliliği ve altyapısı, bu gerekliliklerin önemli bir kısmını şimdiden karşılamaktadır.
Bu üniversitenin ODTÜ’ye rakip olarak kurgulanması da doğru değildir. ODTÜ, köklü ve kapsamlı bir araştırma üniversitesidir. Ankara Teknik Üniversitesi ise; Ağaçişleri ve Endüstri, Bilgisayar, Elektrik-Elektronik, Enerji Sistemleri, İmalat, Otomotiv, İnşaat, Metalürji ve Malzeme ve Endüstriyel Tasarım gibi alanlarda daha uygulamalı, daha proje bazlı ve daha sanayi-odaklı bir çizgide konumlanmalıdır. Bu yaklaşım, İTÜ–ODTÜ farkında olduğu gibi, rekabetten ziyade tamamlayıcılığı esas almalıdır.
Ancak riskler de açıktır. Eğer bu süreç yalnızca bir idari ayrışma, bir isim değişikliği ya da yeni bir tabela olarak ele alınırsa sonuç kaçınılmazdır. Bursa Teknik Üniversitesi ve Erzurum Teknik Üniversitesi örnekleri, sınırlı ama net bir teknik misyonla ilerlemenin önemini gösterirken; bu misyonun sulandırılması hâlinde “teknik” adının içinin hızla boşalabileceğini de ortaya koymaktadır. Ankara gibi bir şehirde böyle bir hata affedilmez.
Bu nedenle ideal model nettir: Devlet üniversitesi olacak, öğrenci sayısı sınırlı tutulacak ve lisansüstü eğitime ağırlık verilecektir. Savunma teknolojileri, yapay zekâ, veri bilimi, enerji, üretim teknolojileri ve havacılık gibi alanlarda derinleşilecektir. ASELSAN, HAVELSAN, ROKETSAN, TUSAŞ ve TÜBİTAK ile kurumsal ve kalıcı işbirlikleri kurulacak; Gazi Üniversitesi Teknoloji Fakültesi’nin mevcut bölümleri ve akademik kadrosu bu yapının omurgasını oluşturacaktır.
Sonuç
Sonuç olarak tablo açıktır: İsim doğrudur. Altyapı hazırdır. Akademik çekirdek mevcuttur. Türkiye’de İstanbul Teknik Üniversitesi başta olmak üzere Bursa Teknik Üniversitesi ve Erzurum Teknik Üniversitesi örnekleri, doğru kurgulandığında teknik üniversite modelinin başarıyla işleyebildiğini açık biçimde ortaya koymuştur. Buna rağmen, savunma sanayii, ileri teknoloji ve kamu Ar-Ge kapasitesi açısından ülkenin merkezinde yer alan başkent Ankara’nın hâlâ müstakil bir teknik üniversiteye sahip olmaması, artık yalnızca bir eksiklik değil; stratejik bir boşluktur.
Burada ihtiyaç duyulan şey yeni bir tabela değil, güçlü bir kurumsal karar ve kararlı bir iradedir. Gazi Üniversitesi Teknoloji Fakültesi’nin mevcut bölümleri, akademik kadrosu ve uygulama temelli eğitim geleneği; Ankara Teknik Üniversitesi’nin kâğıt üzerinde değil, fiilen kurulabileceğini göstermektedir. Bu potansiyeli görmezden gelmek, hazır bir akademik ve kurumsal birikimi atıl bırakmak anlamına gelecektir.
Karar vericilerin önünde bugün tarihsel bir fırsat bulunmaktadır. Ankara Teknik Üniversitesi; plansız bir büyümenin değil, sınırlı ama nitelikli bir yapının, sanayiyle iç içe bir mühendislik eğitiminin ve lisansüstü odaklı bir araştırma vizyonunun adı olabilir. Böyle bir karar, yalnızca yeni bir üniversite kurmak değil; Türkiye’nin teknoloji üretme kapasitesini, insan kaynağını ve stratejik bağımsızlığını güçlendirmek anlamına gelecektir.
Artık mesele “kurulabilir mi?” sorusu değildir. Altyapı, insan kaynağı ve örnekler ortadadır. Asıl mesele, bu potansiyelin arkasında duracak cesareti, vizyonu ve sürekliliği gösterecek bir iradenin ortaya konulup konulamayacağıdır. Başkent Ankara, bunu fazlasıyla hak etmektedir.
Saygılarımla,
Prof. Dr. Ayhan ERDEM - Köşe Yazarı
aerdem@gazeteankara.com.tr
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
Gazete Ankara DHP- www.gazeteankara.com.tr
YORUM YAP