Ankara Ağzının En Temiz Seslerinden BiriYağcıoğlu Fehmi Efe (1927–1996), Ankara yöresi halk müziğinin en özgün seslerinden biridir. Sadece icracı değil; taşıyıcı, aktarıcı ve koruyucudur. Onu farklı kılan, yöresel müziği stilize etmeden, doğallığını bozmadan, dinleyiciyle samimi bir bağ kurarak yorumlamasıdır. Bugün “Ankara ağzı” diye bilinen müzikal üslubun en yalın ve karakteristik örnekleri onun icralarında yankılanır. O, sadece türkü okuyan biri değil; bir geleneğin canlı temsilcisidir.
“Öz” kavramı, felsefeden sanata kadar pek çok alanda temel bir tartışma konusu olmuştur. Bugün bile özünden uzaklaşmak tabiri kendi kültürel kimliğinden uzaklaşma ile yakın ilişkili olup tartışılmaya devam edilmektedir. “ÖZ” bireyin doğumundan ölümüne kadar edindiği kültürel kimlik birikimlerinin tamamıdır. Müzik bağlamında öz, bir müziği diğerlerinden ayıran, onun kimliğini ve "hakikiliğini" oluşturan temel unsurlar bütünü olarak ele alınabilir. Örneğin Serenler Zeybeğini aynı anda onlarca kişinin birlikte ve figürleri hatasız olarak oynayabilmesi “ÖZ” e verilebilecek en güzel örnektir.
Türkiye'deki müzik eğitimi sistemi, özellikle de konservatuarlar ve Güzel Sanatlar Liseleri devamında Yüksek Öğretim Müzik programları bağlamında, uzun yıllardır devam eden bir paradoksu içinde barındırmaktadır. Bu sistem, 1926’dan beri temellerini büyük ölçüde Avrupa merkezli klasik müzik geleneklerinden alırken, kendi zengin ve köklü geleneksel müzik kültürünü ise çoğu zaman ikincil bir konuma itmiştir. Bu durum, yalnızca müzik pedagojisi açısından değil, aynı zamanda kültürel kimlik ve sanatçı yetiştirme felsefesi açısından da derin bir sorgulamayı gerektirmektedir.
Beyin göçü, en genel tanımıyla, bir ülkenin yetiştirdiği yüksek nitelikli, eğitimli ve yetenekli profesyonellerin, daha iyi kariyer fırsatları, daha yüksek yaşam standartları, daha özgür akademik ve sosyal ortamlar gibi nedenlerle başka ülkelere göç etmesi olgusudur.[1] Bu olgu, yalnızca bir ülkenin beşerî sermayesini kaybetmesi anlamına gelmez; aynı zamanda sosyal, kültürel ve eğitim alanlarında derin ve uzun vadeli sonuçlar doğuran karmaşık bir süreçtir. Türkiye, son yıllarda artan bir ivmeyle bu sorunu yaşayan ülkelerin başında gelmektedir. Bu analiz, beyin göçünün Türkiye bağlamındaki çok boyutlu yapısını ve ülkenin gelecekteki gelişimine olan potansiyel etkilerini incelemektedir.
Türkiye’de akademik ücretlendirme konusu uzun süredir hem akademisyenler hem de karar vericiler tarafından dikkatle izleniyor. Ancak ne yazık ki bu izleme, çoğunlukla sessiz bir bekleyişle sınırlı kalıyor. Oysa akademik ücretler yalnızca bireysel gelirler değil; aynı zamanda bir ülkenin bilimsel kapasitesini, kültürel dinamizmini ve toplumsal gelişimini belirleyen temel göstergelerdendir.
Türkü kavramı Türklerin dünyasında sembolik bir anlamından öte derin kültürel anlamlar yüklüdür. Çanakkale Türküsü de sadece Anadolu değil bütün Balkan coğrafyasında farklı sözler ve ezgilerle bilinen masalımsı kültürel bir hazinedir.
Ezginin Hafızası: Kültür, Sanat ve Müzik Üzerine Notlar-10 Kışlanın önünde redif sesi varBakın çantasında acep nesi varBir çift kundurayla bir de fesi varAh o Yemen'dir gülü çimendirGiden gelmiyor acep nedendirBurası Huş'tur yolu yokuşturGiden gelmiyor acep ne iştir
(Ezginin Hafızası: Kültür, Sanat ve Müzik Üzerine Notlar – 9)Son yirmi yılda Türkiye'de dizi film sektörü, yalnızca iç pazarda değil, küresel ölçekte de büyüyen bir kültürel ve ekonomik güç haline gelmiştir. Balkanlar’dan Orta Asya’ya, Latin Amerika’dan Orta Doğu’ya kadar uzanan geniş bir izleyici kitlesi, Türk dizilerini düzenli olarak takip etmektedir. Bu kapsamda Türkiye, görsel hikâye anlatıcılığı yoluyla “yumuşak güç”ünü dünya sahnesine taşımaktadır.
(Ezginin Hafızası: Kültür, Sanat ve Müzik Üzerine Notlar – 8)Türkiye, müzik kültürü bakımından eşsiz bir medeniyet katmanına sahiptir. Yalnızca estetik bir zenginlikten değil, aynı zamanda tarihsel hafızadan, kimlikten ve toplumsal birliktelikten söz ediyoruz. Türk Halk Müziği’nden Sanat Müziği’ne, Alevi-Bektaşi nefeslerinden tasavvuf ezgilerine, Mehter'den Âşık edebiyatına kadar uzanan bu köklü yapı hem yerli hem evrensel değerler üretmeye devam ediyor.
Kentler, yaşayan organizmalar gibi sürekli bir değişim ve dönüşüm içindedir. Bu dinamik süreçte en büyük zorluklardan biri, kentin tarihi dokusunu ve kültürel mirasını koruyarak onu modern yaşamın ihtiyaçlarıyla bütünleştirmektir. Geçmişin ihmal edilmiş, yıkılmaya yüz tutmuş yapılarının yeniden işlevlendirilerek kültüre ve topluma kazandırılması, kentsel belleğin korunması ve sürdürülebilirliği açısından hayati bir önem taşır. Ankara'nın Beypazarı ilçesi ve merkez Hamamönü'nün geçirdiği restorasyon ve dönüşüm süreci tipik örnek model olarak öne çıkan yerlerdir. Bir zamanların harabe, viran, metruk ve güvensiz bölgeleri, bugün sanatın, zanaatın ve sosyal hayatın merkezi haline gelerek, tarihi yapıların nasıl başarılı bir şekilde sanat merkezlerine dönüştürülebileceğini gözler önüne sermekle birlikte kimsenin hayal bile edemeyeceği kadar ekonomik ve kültürel hayata yansımaları olmaktadır. Bugünkü yazımızda Hamamönü’ndeki değişimleri konu edeceğiz.
“Günün manşetleri ve en çok okunan haberlerinden ilk siz haberdar olmak istiyorsanız e-posta adresinizi Gazete ANKARA e-bültenine kayıt edebilirsiniz!”
Nasuh Akar Mah. Türk Ocağı Cad. No:28/3, 06520 Çankaya/ ANKARA
+90 (312) 285 63 33
+90 (312) 285 63 33
www.gazeteankara.com.tr
bilgi@gazeteankara.com.tr
Haber Sisteminin Android/ iPhone/ iPad Uygulamaları mobil cihazlar üzerinden anlık olarak takip edilebilmesi amacıyla tasarlanmıştır.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK kapsamında toplanıp işlenir. Detaylı bilgi almak için Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz.