Kültürel Kod Değişiminin Sosyo-Ekonomik Krizler Üzerindeki Etkileri: Tanzimat’tan Günümüze Bir Değerlendirme -1
Osmanlı İmparatorluğu’nun son iki yüzyılından devralınan ve Cumhuriyet döneminde radikalleşen Batılılaşma süreci, Türk toplumunun bin yıllık tarihsel birikimi ile modern dünya paradigmaları arasında derin bir gerilim hattı oluşturmuştur. Bu süreç, sadece devletin idari ve askeri yapısını değil, aynı zamanda toplumun en derin kültürel kodlarını, aile yapısını, sanat anlayışını ve ekonomik davranış kalıplarını hedef alan kapsamlı bir mühendislik projesi niteliğindedir.
Tanzimat Fermanı ile resmi bir kimlik kazanan bu değişim arzusu, toplumun kendi iç dinamiklerinden ziyade dış dünyadaki askeri ve teknik üstünlüğe bir yanıt olarak şekillenmiş; bu da kültürel değişimin "doğal" değil, "zorunlu" ve "tepeden inme" bir karakter kazanmasına yol açmıştır. Günümüzde Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı kronik sosyal sorunlar, kutuplaşma, ekonomik istikrarsızlık ve kurumsal kimlik arayışlarının temelinde, bu radikal kültürel makas değişiminin yarattığı ontolojik boşluk ve tarihsel süreklilikten kopuş yatmaktadır.
Tanzimat ve Batılılaşmanın Kökenleri
Osmanlı Devleti’nin Batı’nın teknik üstünlüğünü kabul etmesi, 17. yüzyılın sonlarından itibaren yaşanan toprak kayıpları ve askeri hezimetlerin doğal bir sonucudur. Karlofça Antlaşması ile başlayan bu süreç, devlet elitlerinde "eski düzenin" artık devleti koruyamadığına dair bir kanaat oluşturmuştur. Ancak başlangıçta sadece askeri teçhizat ve taktiklerle sınırlı kalan yenileşme çabaları, III. Selim ve özellikle II. Mahmut döneminde yön değiştirerek, devletin ve toplumun zihniyet yapısını hedef alan radikal bir dönüşüme evrilmiştir.
Tanzimat dönemi, bu dönüşümün kurumsallaştığı ve Batı normlarının hukuki ve idari birer referans noktası haline geldiği kritik bir eşiktir. Bu dönemde Batılılaşma, sadece bir "modernleşme" hamlesi değil, aynı zamanda devletin bekası için bir zorunluluk, bir "ayakta kalma" stratejisi olarak görülmüştür. Ancak bu strateji, Batı’nın gelişimini sağlayan bilimsel ve felsefi arka planı kavramak yerine, onun çıktılarını (hukuk, ordu yapısı, bürokrasi) taklit etmeye odaklanmıştır. Bu durum, Hilmi Ziya Ülgen’in de vurguladığı üzere, Türk düşünce hayatının Batı’nın derin köklerine nüfuz edemeden, yüzeysel bir etkileşim içinde kalmasına neden olmuştur. Tam aksine Batı kültürel kodların Osmanlı Türk toplumunun derinliklerine girme imkanına kavuşmuştur.
Kültürel Değişimde Tercüme ve Aydın Bürokrasisinin Rolü
Tanzimat ile birlikte Batı’ya açılan en önemli kanal tercüme faaliyetleri olmuştur. Tercüme Odası’nın kurulması, sadece dilsel bir aktarım değil, aynı zamanda yeni bir insan tipinin, "Batılılaşmış aydın" profilinin doğuşuna zemin hazırlamıştır. Bu aydın profili, Batı’nın edebi ve siyasi metinlerini Türkçeye aktarırken, aynı zamanda Batılı değer yargılarını da toplumsal yapıya zerk etmeye başlamıştır. Ancak bu süreçte, çevrilen metinlerin ait olduğu kültürel ve tarihsel bağlam genellikle göz ardı edilmiş; bu da toplumda "ithal" fikirlerin yarattığı bir kavram kargaşasına yol açmıştır.
|
Dönem |
Temel Motivasyon |
Öncü Aktörler |
Değişim Alanı |
|
III. Selim (Nizam-ı Cedid) |
Askeri Üstünlüğü Geri Kazanma |
Padişah ve Askeri Elit |
Ordu ve Teknik Eğitim |
|
II. Mahmut |
Merkezi Otoriteyi Güçlendirme |
Bürokrasi ve Padişah |
Kılık Kıyafet, Devlet Yapısı, Kültür Hayatı, Müzik |
|
Tanzimat (1839) |
Devletin Bekası ve Haklar |
Batılılaşmış Diplomatlar |
Hukuk, İdare, Eğitim, Sanat, Müzik |
|
Cumhuriyet (1923) |
Çağdaş Uygarlık Seviyesi |
Yeni Devlet Seçkinleri |
Kültür, Dil, Sanat, Yaşam Tarzı |
Mümtaz Turhan ve Kültür Değişmeleri Teorisi
Türk sosyolojisinin en önemli isimlerinden biri olan Mümtaz Turhan, Türkiye’deki modernleşme sancılarını "Kültür Değişmeleri" adlı eserinde derinlemesine analiz etmiştir. Turhan, Batılılaşmanın bir "milli eğitim davası" ve "zihniyet dönüşümü" olması gerektiğini savunurken, Türkiye’nin bu süreçte düştüğü en büyük hatanın "şekilcilik" ve "taklitçilik" olduğunu belirtir.
Turhan’a göre kültürel değişimler iki ana başlıkta incelenmelidir: serbest kültür değişmeleri ve zorunlu (mecburi) kültür değişmeleri. Serbest değişmeler, bir toplumun kendi ihtiyaçları doğrultusunda, fayda gördüğü yabancı unsurları rızasıyla bünyesine katmasıdır. Lale Devri’nden III. Selim’e kadar olan süreçte bu türden kısmi ve kendiliğinden gelişen etkileşimler gözlemlenmiştir. Ancak II. Mahmut ve Tanzimat sonrasında devreye giren "zorunlu değişmeler," devlet gücüyle toplumun kültürel dokusuna müdahale etmeyi esas almıştır.
Şekil ile Öz Arasındaki Kırılma
Turhan’ın en çarpıcı tespiti, Batı’nın üstünlüğünü sağlayan temel unsurun "bilim zihniyeti" ve "araştırma metodolojisi" olduğudur. Türkiye’de ise Batılılaşma, Batı’nın bu zihniyetini almak yerine, onun hayat tarzını, modasını ve sanat formlarını taklit etmek olarak algılanmıştır. Bu durum, Turhan’ın "yarım Batılılaşma" olarak adlandırdığı ne tam Doğulu ne de tam Batılı kalabilen bir kültürel hibritleşmeye ve beraberinde gelen kimlik krizine yol açmıştır.
Mümtaz Turhan, Erzurum’un köylerinde yaptığı saha araştırmalarında, halkın yeniliklere karşı sanıldığı kadar kapalı olmadığını, ancak bir yeniliğin kabul görmesi için onun gerçek bir ihtiyacı karşılaması gerektiğini saptamıştır. Şehirli elitlerin tepeden inme dayattığı kültürel normlar, halkın hayatında karşılık bulmadığı için reddedilmiş; bu da Türkiye’de "aydın" ile "halk" arasındaki uçurumu derinleştiren temel faktör haline gelmiştir.
Şerif Mardin ve Merkez-Çevre Teorisi
Kültürel kodlardaki değişimin toplumsal ve siyasal yansımalarını anlamak için Şerif Mardin’in "merkez-çevre" teorisi vazgeçilmez bir çerçeve sunar. Mardin’e göre Osmanlı toplumsal yapısı, bürokratik-askeri "merkez" ile geniş halk kitlelerini temsil eden "çevre" arasındaki gerilim üzerine inşa edilmiştir. Batılılaşma süreci, bu gerilimi kültürel bir boyuta taşımıştır.
Cumhuriyet dönemiyle birlikte merkez, Batı normlarını benimsemiş ve bu normları topluma yaymak için devleti bir araç olarak kullanmıştır. Çevre ise (geleneksel Anadolu insanı), kendi bin yıllık kültürel birikimine, dini değerlerine ve yaşam tarzına tutunarak bu müdahaleye direnmiştir. Bu durum, Türkiye’de "kültürel dualizm" (ikili yapı) olarak adlandırılan bir sosyal tabakalaşmaya neden olmuştur. Bir yanda modern, seküler ve Batılılaşmış şehirli sınıflar, diğer yanda geleneksel, dindar ve muhafazakâr kırsal-kasabalı kitleler oluşmuştur.
Kültürel Boşluk ve Sivil Dayanışma Ağları
Mardin, bu kültürel çatışmanın ekonomik ve sosyal güvenlik alanındaki sonuçlarına da dikkat çeker. Modernleşen devletin geleneksel kurumları (vakıflar, loncalar) tasfiye etmesi ancak onların yerine yeterli bir sosyal devlet mekanizması koyamaması, "çevre"nin kendi dayanışma ağlarını oluşturmasına yol açmıştır. Zekât, sadaka ve sivil yardımlaşma gibi pratikler, sadece dini birer vecibe değil, aynı zamanda merkezin kültürel ve ekonomik baskısına karşı bir ayakta kalma stratejisi olarak işlev görmüştür. Bu durum, günümüzdeki siyasi tercihlerin ve sosyal kutuplaşmanın tarihsel kökenlerini açıklamaktadır.
Sanat ve Estetik Alanında Yaşanan Radikal Değişimler
Kültürel kodlara müdahalenin en sembolik ve en sert yaşandığı alan şüphesiz sanat ve estetiktir. Bin yıllık Türk-İslam estetik geleneği, Batılılaşma adına "gericilik" veya "çağ dışılık" ile damgalanarak kamusal alandan silinmeye çalışılmıştır. Müzik, tiyatro, opera ve bale gibi Batılı sanat formları, "çağdaşlaşmanın" biricik göstergesi olarak toplumun önüne konmuştur.
Devam Edecek……
Dr. Murat Karabulut – Köşe Yazarı
Gazete Ankara Dijital Haber Portalı
E-posta: mkarabulut@gazeteankara.com.tr
www.gazeteankara.com.tr
“Türkiye’nin kalbi Ankara’nın sesi”
YORUM YAP