İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın Eserlerinde Türk Musikisi: Kurumsal Yapı, Eğitim Sistemleri ve Sanatçı Biyografileri Üzerine Bir İnceleme-1
İsmail Hakkı Uzunçarşılı (1888-1977), Osmanlı tarihini teşkilat, kültür ve siyaset açılarından bir bütün olarak ele alan nadir tarihçilerdendir. Mûsikî, onun için sadece bir sanat dalı değil, devlet teşkilatının ve saray kültürünün ayrılmaz bir parçasıdır. Osmanlı Devleti’nin kurumsal tarihini arşiv belgelerine dayanarak yeniden inşa eden İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Türk tarih yazımında bir dönüm noktasını temsil eder. Uzunçarşılı'nın çalışmaları yalnızca siyasi ve askeri tarihle sınırlı kalmamış, devletin estetik ve kültürel dokusunu oluşturan unsurları da içermiş; özellikle Türk musikisi üzerine yaptığı araştırmalar, müziği bir saray teşkilat unsuru olarak ele alması bakımından özgün bir nitelik kazanmıştır. Onun musikiyi bir eğlence aracı olmaktan öte, devletin hiyerarşik yapısı içinde bir eğitim ve temsil kurumu olarak tanımlaması, modern müzikolojinin tarihsel perspektifle birleştiği en sağlam zeminlerden birini oluşturur. Uzunçarşılı'nın 23 Ağustos 1888’de Eyüp’te başlayan hayat yolculuğu, Mercan İdadisi ve İstanbul Darülfünunu’nda şekillenen entelektüel derinliği, onun arşivlerdeki veriyi bir kültür tarihçisi titizliğiyle işlemesine olanak sağlamıştır.
Uzunçarşılı’nın Tarih Metodolojisinde Kültür ve Musiki
İsmail Hakkı Uzunçarşılı, tarih araştırmalarında devletin teşkilat yapısını merkeze alan bir yaklaşım sergiler. Bu yaklaşımın doğal bir sonucu olarak, Türk musikisini de "teşkilatın bir parçası" olarak değerlendirir. Onun musikiyi konu alan yazıları, genellikle genel Osmanlı tarihi serisi içinde bir alt başlık olarak veya müstakil makaleler şeklinde karşımıza çıkar. Uzunçarşılı, "Osmanlılar Zamanında Saraylarda Musiki Hayatı" gibi temel makalelerinde, padişahların sanata bakışını, saraydaki musiki heyetlerinin yapısını ve bu heyetlerde görev alan sanatçıların özlük haklarını arşiv belgeleriyle ortaya koyar. Bu belgeler arasında maaş defterleri, tayinat kayıtları ve saray protokol listeleri yer alır. Bu metodoloji, musikinin sadece notalardan ibaret olmadığını, aynı zamanda bir sosyal statü ve ekonomik döngü meselesi olduğunu kanıtlar.
Uzunçarşılı'nın biyografik çalışmaları da müzik tarihi açısından kritik veriler sunar. Kastamonulu bir aileden gelmesi ve İstanbul’un köklü mahallelerinde yetişmesi, onun geleneksel musiki kültürüne olan aşinalığını artırmıştır. Onun "Karesi Meşahiri" veya "Osmanlı Tarihinden Portreler" gibi eserlerinde, devlet adamlarının yanı sıra önemli bestekârların hayatlarına dair kesitlere rastlamak mümkündür. Bu biyografik veriler, bir bestekârın saraya nasıl kabul edildiğinden, hangi padişah döneminde hangi rütbeyle hizmet ettiğine kadar geniş bir yelpazeyi kapsar.
Osmanlı Sarayında Musikinin Başlangıcı ve Kurumsallaşması
Uzunçarşılı’nın tespitlerine göre, Osmanlı sarayında musikinin kurumsal bir disiplin olarak yerleşmesi tesadüfi bir gelişme değildir. O, saraydaki müzik ve çalgı derslerinin sistematik bir biçimde Sultan II. Murat Han (1421-1451) döneminde başladığını belirtir. Bu dönem, Osmanlı’nın beylikten imparatorluğa geçiş sürecinde kültürel bir kimlik inşasına girdiği evredir. Uzunçarşılı, bu dönemde Bursa ve Edirne saraylarının sadece idari merkezler değil, aynı zamanda musikîşinasların yetiştiği ve talebe yetiştirdiği önemli sanat merkezleri olduğunu vurgular.
Sultan II. Murat’ın kendisinin de bir sanat hamisi olması, sarayda musikinin "usta-çırak" ilişkisiyle kurumsallaşmasının önünü açmıştır. Uzunçarşılı, bu erken dönemdeki çalışmaların İstanbul’un fethinden sonra Topkapı Sarayı’na taşındığını ve Fatih Sultan Mehmet döneminde kurulan Enderun Mektebi bünyesinde bir "müzik okulu" fonksiyonu kazandığını ifade eder. Bu süreç, musikinin saray protokolünde meşrulaşmasını ve devletin resmi bir sanat dili oluşturmasını sağlamıştır.
|
Dönem |
Kurumsal Yapı |
Musikinin Fonksiyonu |
Yerleşim Merkezi |
|
II. Murat Dönemi |
Saray Dersleri |
Eğitim ve Himaye |
Bursa, Edirne |
|
Fatih Sultan Mehmet |
Enderun Meşkhânesi |
Kurumsallaşma |
İstanbul (Topkapı Sarayı) |
|
II. Mahmud Dönemi |
Mûzikâ-yı Hümâyun |
Modernleşme ve Temsil |
İstanbul |
Enderun-i Hümayun ve Meşkhâne Sistemi
Uzunçarşılı’nın Türk musikisi tarihine en büyük katkılarından biri, Enderun’daki müzik eğitiminin iç işleyişini deşifre etmesidir. Enderun Mektebi, padişaha en yakın hizmetlileri ve devlet adamlarını yetiştirirken, müziğe yetenekli olan gençlerin özel bir eğitimden geçmesini sağlıyordu. Uzunçarşılı, bu öğrencilerin "meşkhâne" adı verilen bölümlere gönderildiğini ve burada en az on dört yıllık, son derece disiplinli bir eğitim aldıklarını kaydeder. Bu uzun süreli eğitim, musikinin sadece bir yetenek değil, bir karakter terbiyesi ve derinlemesine bir uzmanlık alanı olarak görüldüğünün kanıtıdır.
Meşk usulü, bu eğitimin kalbinde yer alır. Uzunçarşılı bu yöntemi, bilgilerin üstattan dinlenerek öğrenilmesi, tekrarlanması ve ezberlenmesi esasına dayanan "hayat boyu eğitim" prensibiyle açıklar. Meşk sisteminde kesinlikle nota kullanılmamasının nedeni üzerine Uzunçarşılı’nın yaptığı tespitler dikkat çekicidir: Osmanlı geleneğinde notanın hafızayı körelttiği, icradaki duygusal derinliği (üslubu) yok ettiği ve eserin ruhunu kâğıda hapsederek öldürdüğü düşünülürdü. Bu durum, Türk musikisinin neden yüzyıllar boyunca sözlü bir gelenek olarak kaldığını ve özgünlüğünü nasıl koruduğunu açıklar.
Enderun'daki meşkhâneler, sabahın erken saatlerinden akşama kadar süren bir çalışma temposuna sahipti. Uzunçarşılı’nın anlatımına göre, öğrenciler "sazendebaşı" denilen şeflerin yönetiminde, ellerini dizlerine vurarak "usul" tutar ve eserleri üstatlarının karşısında diz çökerek icra ederlerdi. Bu fiziksel ve zihinsel disiplin, saray musikisinin neden "yüksek kültür" (high culture) kategorisinde değerlendirildiğini ortaya koyar.
Mehterhâne-i Hümâyûn: Askeri Musikinin Teşkilat Yapısı
İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı askeri teşkilatını incelediği çalışmalarında Mehterhâne’ye geniş bir alan ayırır. Türk askeri bandosunun tarihinin Türk tarihi kadar eski olduğunu belirten Uzunçarşılı, bu bandoların zamanla farklı kadro ve isimlerle geliştiğini ifade eder. Osmanlı döneminde "Mehter" adını alan bu yapı, sadece bir müzik grubu değil, aynı zamanda devletin egemenlik sembollerinden biri olan "tabl u alem" (davul ve sancak) geleneğinin bir parçasıydı.
Mehterhâne, dünya askeri bandolarına ilham kaynağı olmuş bir organizasyonel yapıya sahipti. Uzunçarşılı, Mehterhâne’nin Yeniçeri Ocağı ile olan sıkı bağını ve bu bağın 1826 yılındaki Vaka-i Hayriye ile nasıl koptuğunu detaylandırır. Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasıyla birlikte Mehterhâne-i Hümâyûn da kapatılmış, ancak bu durum askeri musiki geleneğinin tamamen yok olması anlamına gelmemiştir. Uzunçarşılı, modernleşme sancıları içinde bu geleneğin nasıl Mûzikâ-yı Hümâyun’a evrildiğini analiz eder. Ayrıca, yeni mehter takımı oluşturulma süreçlerinde İsmail Hakkı Bey, Hoca Kazım Uz ve Eyyubi Ali Rıza Bey gibi isimlerin besteleriyle repertuvarı zenginleştirme çabalarına değinir.
Mûzikâ-yı Hümâyun ve Batılılaşma Süreci
17.yüzyıl, Osmanlı Devleti’nin her alanda Batılılaşma temayülü gösterdiği bir dönemdir ve bu değişim Uzunçarşılı’nın eserlerinde musikideki dönüşüm üzerinden de okunabilir. 1826 yılında Mehterhâne’nin yerine kurulan Mûzikâ-yı Hümâyun, Osmanlı’da Batı tarzı bandonun ve çok sesli müzik arayışlarının resmi temsilcisi olmuştur. II. Mahmud’un himayesinde kurulan bu kurum, sadece askeri bir bando değil, zamanla bir "Saray Konservatuvarı" misyonu üstlenmiştir.
Uzunçarşılı, Mûzikâ-yı Hümâyun’un içindeki bölünmelere dikkat çekerek, gelenek ile yeninin nasıl bir arada yaşadığını gösterir. Kurum bünyesinde kurulan Türk mûsikîsi bölümü, "Fasl-ı Atîk" (Eski Tarz) ve "Fasl-ı Cedîd" (Yeni Tarz) olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Bu ayrım, Tanzimat modernleşmesinin karakteristik bir özelliğidir; bir yanda kadim gelenek korunmaya çalışılırken, diğer yanda Batılı formlarla yeni bir sentez aranmaktadır.
Kurumsal anlamda bu dönüşümü desteklemek için 1831 yılında Mûzikâ-yı Hümâyun Mektebi kurulmuştur. Uzunçarşılı’nın belirttiğine göre, bu okul Osmanlı’da kurumsal anlamda Batı müziği eğitiminin verildiği ilk resmi kurumdur. Eğitimin niteliğini artırmak için İtalyan uzmanlar davet edilmiş, bunların en bilineni olan Giuseppe Donizetti (Donizetti Paşa) 1828’de İstanbul’a gelmiş ve 1831’de okulun temellerini atmıştır. Bu dönemde yetişen müzisyenler, bando eğitiminin yanı sıra nota bilgisiyle de donatılmışlardır. Mûzikâ-yı Hümâyun kadrosunda bulunanlar, mûsikîşinas olmanın yanı sıra birer asker (nefer) olarak da görev yapmışlardır.
Devam edecek…..
Dr. Murat Karabulut – Köşe Yazarı
Gazete Ankara Dijital Haber Portalı
E-posta: mkarabulut@gazeteankara.com.tr
www.gazeteankara.com.tr
“Türkiye’nin kalbi Ankara’nın sesi”