Konuşmak, Yazmak ve Yapmak
Nasihat etmek kolay, yapmak zordur. Teoriyle pratik arasındaki farkı ise çoğu zaman ancak “musibet” öğretir. Asıl kazanç, bedel ödemeden ders alabilmektir.
KONUŞMAK, YAZMAK VE YAPMAK
İnsan yaşlanınca ya vasiyet ya nasihat ediyor. Hani bir şeyden zarar görenler “Benim halim âleme ibret olsun” diyerek hem hatalarına açıklık getirip kendini ifade eder, hem de öğüt vermenin ve tecrübeli olmanın verdiği üstünlük duygusunu yaşar.
Yaşlılar nasihat vermeyi severken gençler bundan pek hoşlanmaz. Çünkü nasihat etmek kolay, yapmak ise zordur. Yaşlılar biriktirdikleri anıları aktarırken hem faydalı olma düşüncesi hem hafızalarda yaşama duygusu hem de anlatarak terapik bir rahatlama hissi yaşarlar.
Gençlerin ise anılardan ziyade hayalleri vardır. Hayat onlar için henüz keşfedilmemiş güzelliklerle dolu bir serüven alanıdır. Enerjik bir ruhla geleceğe doğru adımlar atmanın hazzını yaşarlar.
Bilgi ile Enerjinin Buluşması
“Yaşlılar yapabilse, gençler bilebilse” olağanüstü başarılar elde edilebilir. Yaşlılarda biriken bilginin, gençlerdeki enerjiyle birleşmesi büyük bir sinerji oluşturur.
Yaşlıların nasihatini tutmayan gençlere hayat ders verir. Ama hayat bedelsiz ders vermez. Acı verir, zarar verir; ondan sonra ders verir. “Tecrübe zararla kaimdir” derler. Yine “Nasihat tutmayanı musibet tutar” diye bir atasözümüz var.
“Bir musibet bir nasihatten evladır” sözü de musibetin ağır bir bedel ödettiği için unutulmayacak bir ders bıraktığını anlatır. Yaşlıların verdiği nasihatin ise bir bedeli olmadığı için kolayca kulak ardı edilebilir.
Söylemek Başka, Yapmak Başka
Bir şeyi tavsiye etmekle yapmak arasında çok fark var. Söylemek kolay, yapmak zor çünkü.
Bir ilahiyat hocası arkadaşım anlatmıştı: Hastanede yatan kanserli meslektaşını ziyarete gitmiş. Hasta hoca şöyle demiş:
“Biz insanlara hep sabırlı olmalarını öğütlerdik. Sabırlı olmanın faziletinden bahsederdik. Oysa biz sabrın ne kadar zor olduğunu bilmeden öğütlermişiz. Bu hastalığım nedeniyle sabrın ne dayanılmaz bir durum olduğunu şimdi öğrendim.”
Yine aile danışmanı bir hanım arkadaşım hikayesini anlatmıştı:
“İyi giden bir aile hayatımız vardı. Bir gün eşim akşam beni karşısına aldı: ‘Sen iyi bir eşsin, iyi bir kadınsın, iyi bir annesin. Seni suçlayacak herhangi bir şey demiyorum. Ama ben seninle hikayemi bitirmek istiyorum. Bundan sonra yoluma başka biriyle devam edeceğim” dedi.
Arkadaşım şunu eklemişti:
“Ben aile danışmanıyım, bu alanda uzmanım. Eğer biri gelip bunu yaşadığını söylese ona ne hikayeler anlatır ne misaller veririm; bir sürü formül ve çözüm yolu gösterirdim. Ama bu başıma gelince söyleyecek tek bir cümle bulamadım.”
Belki de eğitim sistemimiz uygulamalı değil, teorik bilgi üzerine kurulu olduğu için hepimiz rahatlıkla konuşuyor, öğüt veriyor; uygulamaya gelince çuvallıyoruz.
Napolyon Fıkrası: Bedeli Hissederek Öğrenmek
Bir gün Napolyon düşman askerlerinden kaçarken bir bakkal dükkânına girmiş. Bakkala hemen kendisini saklamasını emretmiş. Bakkal da Napolyon’u uygun bir yere saklamış, biraz sonra gelen düşmanları da “Az evvel biri koşarak şu tarafa kaçtı” diye savuşturmuş.
Bir süre sonra Napolyon’un muhafızları yetişmiş. Bakkal, ömründe bir daha karşılaşamayacağı Napolyon’a sormuş:
“Efendim, af buyurun ama merak ettim; ölümle bu denli burun buruna gelmek nasıl bir duygu?”
Napolyon birden öfkelenmiş:
“Sen kim oluyorsun da benimle dalga geçercesine konuşabiliyorsun?” diye bağırmış. Hemen askerlerine adamcağızı kurşuna dizmelerini emretmiş.
Askerler bakkalın gözünü bağlayıp karşısına dizilmiş. Mermiler namlulara sürülmüş; artık “ateş” emri verilecek… Adamcağız içinden “Ah, ne yaptın sen? Şimdi ölüp gideceksin” diye düşünürken arkadan bir çift el uzanmış, gözündeki bağı açmış. Karşısında Napolyon varmış ve tek cümleyle cevaplamış:
“İşte böyle bir duygu!”
Başkalarının Tecrübesinden İstifade Etmek
Zaman zaman ben de klavyenin başına geçip henüz tecrübesini edinmediğim tavsiyelerde mi bulunuyorum diye düşündüğüm oluyor. Ama yaşayarak öğrenme, bedeli en ağır öğrenme biçimidir.
Başkalarının tecrübelerinden istifade ederek bedel ödemeden ödül alabilmenin de mümkün olduğunu düşünüyorum. Herhalde doğru olan; bir şeyi öğrenirken teori ve pratiği birlikte öğrenmek, musibetlere hazırlıksız yakalanıp büyük bedeller ödememektir.
Bahar Dönemi Başlarken: Küçük Bir Not
Yarın eğitimde bahar dönemi başlıyor. Öğrenci, öğretmen ve veliler için yeni bir başlangıç demek. Dilerim bu dönem, yalnız “konuştuğumuz” değil; öğrendiğimizi yazıya, emeğe ve davranışa dönüştürdüğümüz bir dönem olur. Teoriyle pratiğin el sıkıştığı, hatalardan ders çıkarılan, kimsenin gereksiz bedel ödemediği, huzurlu ve verimli bir bahar dönemi olması temennisiyle…
Av. Durdu GÜNEŞ
Gazete Ankara DHP | Köşe Yazarı
dgunes@gazeteankara.com.tr
YORUM YAP