YAZARLAR

01 Şubat 2026 Pazar, 18:45

Enerji Kaynaklarındaki Dönüşüm Ve Dünya Ticaretine Etkisi

Sanayi devriminden bu tarafa ülkelerin gelişmişlik seviyelerinden bağımsız olarak, sanayileşme ve ekonomik büyüme trendlerini etkileyen en önemli değişken enerji arzlarına ulaşım düzeyi olmuştur. Aradan geçen yaklaşık 150-170 yıllık periyotta enerji kaynaklarının isimleri değişiklik göstermekle beraber, ekonomik büyüme, kalkınma gibi ekonomik konuların konuşulduğu her ülkede, enerjiye erişim konusu ülkelerin stratejik konu başlıklarının en önünde yer almaktadır.

Enerji kaynaklarına erişim sadece iktisadi gelişme, büyüme peşinde olan gelişmekte olan ülkelerin temel ihtiyacı değil, aynı zamanda enerji arzının başında olmak ve yönetmek isteyen gelişmiş ülkelerin de temel stratejik amaçlarını ifade etmektedir. Dolayısıyla bu yaşlı yerkürenin enerji kaynakları hem gelişmekte olan hem de gelişmiş ülkelerin yakın ilgi alanında hep yer bulmuştur. Bu ilgi sadece ekonomik kaygılarla değil, stratejik, jeopolitik, ulusal ve hatta uluslararası güvenlik konularından da kaynaklanmaktadır.

Dünyanın enerji arzına bakıldığında, mevcut enerji kaynakları içinde hala en önemli başlık olarak petrol bulunmaktadır. Global olarak küresel enerji ihtiyacının % 31.6’sını tek başına petrol karşılamaktadır. Doğal gaz % 26.7 ve % 23.5 de kömür bu küresel enerji talebini karşılamaktadır (EI Report, 2024). Fosil yakıtlara genel olarak bakıldığında bugün Dünya hala enerji ihtiyacının % 81.8’ini bu tür fosil yakıtlardan karşılamaktadır. Bu manzara bize şunu anlatmaya devam etmektedir. Bir süre daha fosil yakıtlar dünya ticaret düzeninin temel belirleyicisi olacaktır. Bu durumda enerji kaynaklarına erişim olanaklarına sahip olma arzusu ve bu enerji kaynaklarına erişimi kolaylaştıracak politikalar küresel ticaret savaşlarının arka plandaki ana sebeplerden biri olmaya yakın gelecekte de devam edecektir. Özellikle yakın, kısa ve orta vadede özellikle Çin, Japonya, Almanya ve ABD gibi üretim odaklı sanayi ülkelerindeki petrole olan talebin devam edeceği düşünüldüğünde, alternatif enerji kaynağı olan hidro-elektrik, nükleer enerji ve yenilenebilir enerji kaynaklarının sadece alternatif olma özelliğini koruyacağı görülebilmektedir.

Kısaca ifade etmek gerekirse, petrole olan bağımlılık durumunun devamlılığı, petrolün ve doğal gazın küresel ticarete ve hatta uluslararası ilişkilere etkisinin devam edeceğini net şekilde gözler önüne sermektedir. Bunun da anlamını bazı başlıklar altında okumak doğru olacaktır.

Buna göre; fosil yakıtlar ekonomik güç ve uluslararası siyasetin ana kaldıracı olmaya devam edecektir. Yukarıda ifade ettiğim başlıkları burada tekrar etmeye gerek görmediğimi söylemek isterim.  

Bir diğer konu, enerji maliyetleri küresel ticaretteki emtia fiyatlanmasında temel değişken olması kaçınılmaz olacaktır. Sadece emtia üretiminin temel girdisi olarak değil, ihracat fiyatlarının, dolayısıyla ülkülerin dış pazarlardaki rekabet gücünün, özellikle enerji ithalatına bağımlı Türkiye gibi ülkelerdeki enflasyonun belirlenmesini doğrudan etkileyecektir. Enerji kaynaklarına erişiminde zorluk çeken ülkelerde cari açık problemlerinin devam etmesi beklene bir sonuç olacaktır. Döviz politikalarında istikrarın sağlanması oldukça zor görülmektedir. Nitekim döviz ihtiyacını azaltmaları da bu durumda pek mümkün görünmemektedir.

Konunun diğer bir tarafı da jeopolitik gelişmelerdir. Enerji ticareti son yüzyıl içinde savaş yılları dışında jeopolitik etkinini hiç olmadığı kadar gerilmesine de sebep olmaktadır. Çeşitli boyutlarda olan yaptırımlar, ambargolar, Hürmüz Boğazı veya Kuzey akımı gibi problemli ve tartışmalı konular dışında, içinde olduğumuz dönemde canlı şekilde şahit olduğumuz Rusya- Ukrayna savaşı, Orta Doğuda devam eden ölçüsüz bir istila hali, Birleşik Devletlerin nereye isabet edeceği bir bilmece olan saldırgan politikaları aslında “enerji odaklı” küresel güç dengelerini yerinden oynatmayı hedefleyen yeni bir aşamanın gösterime girmesidir. Bu çatışmaların veya sıcak savaşların dışında kalana ülkelerin temel sorunu artık sadece maalesef “ucuz enerji” olmayacak, bu enerji kaynaklarına ulaşımdaki kesintileri telafi edecek tedarik zincirlerinin çeşitliliğine duyduğu ihtiyaç olacaktır. Dolayısıyla bu enerji kaynaklarının güvenliği geçmişten daha öncelikli bir konu olarak ülkelerin gündemine girmeye devam edecektir. Burada lojistik devamlılık daha kıymetli bir hale dönüşmektedir. Özellikle jeopolitik önemi olan ülkelerin risk yönetimini kusursuz düzeyde yapması gerekecektir. Özellikle Orta Doğu, Rusya ve hatta Latin Amerika’nın enerji güvenliği ciddi bir lojistik sorun haline gelebilecektir.

Fosil yakıtlardan yeni enerji kaynaklarına doğru bir gelişimin olduğunu görmezden de gelmemek gerekir elbette. Burada bazı kritik minerallerin de varlığı işi daha da karmaşık hale getirmektedir. Özellikle bu mineraller açısından zengin Afrika toprakları kapitalist dünyanın uzun zaman önce yeni gözdesi olmuştur bile. Aslında bu durum enerji ticaretinin etki alanına Afrika’yı da katmaktadır. Aslında yenilenebilir enerji kaynakları dünyada daha dağınık, hatta daha yerel özelliklere bürünmüş görünmektedir. Bu enerji türü sadece hammadde değil, teknoloji tabanlı bir ticareti de beraberinde getirmektedir. Güneş panelleri, rüzgar türbinleri, lityum-iyon bataryalar, yeşil hidrojen, kobalt, nikel, silisyum, galyum gibi bazı mineraller ve teknolojiler bir taraftan da enerji arzını madenlerden yeni minerallere ve yeni teknolojilere sürüklemektedir.

Bu değişim aslında küresel enerji piyasalarındaki oyunun kartlarını yeniden dağıtmayı önermektedir ki burada da ciddi bir konsensüs elbette kurulamamaktadır. Dolayısıyla tek gelir kaynağı fosil yakıt olan ülkelerin bu yeni oyunda alacakları rol gerçekten merak konusudur. Kazananlar kimler olacak diye merak edenler için ifade etmek isterim ki enerji arzına yönelik teknoloji üreten ülkeler eskisinden çok daha fazla söz sahibi olacağı bir küresel düzene girilmektedir. Eğer bu ülkeler finansal piyasalarında da dönüşümü sağlayabilirlerse (karbon piyasaları, yeşil tahviller vb) enerji fiyatlama mekanizmalarında söz sahibi olarak hem jeoekonomik hem de jeopolitik değerlerini artırarak uzun vadeli yol haritalarını kendileri çizebilecektir.

 

Kaynakça

  1.  https://www.energyinst.org/ei-near-me/worldwide; Energy Institute Report, 2024.

 

Prof. Dr. Cemalettin Aktepe 
Ankara HBV Üniversitesi Öğretim Üyesi
Gazete Ankara Dijital Haber Portalı – Köşe Yazarı
caktepe@gazeteankara.com.tr

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)