Dijital çağın ruhunu anlamak için artık sadece sokaklara, meydanlara ya da klasik kurumlara bakmak yetmiyor. Asıl hareket, görünmeyen ama her şeyi şekillendiren ağların içinde gerçekleşiyor. Bu noktada Manuel Castells’in çığır açan eseri The Rise of the Network Society (Ağ Toplumunun Yükselişi), içinde yaşadığımız dönüşümü kavramak için güçlü bir teorik çerçeve sunuyor.
Her sabah güneşin doğuşuna uyanıyor, gün içinde işlerimizi yapıyor ve akşam olduğunda dinleniyoruz. Her şey sakin ve sabit görünüyor. Oysa gerçekte durum hiç de öyle değil. Üzerinde yaşadığımız Dünya, biz fark etmeden inanılmaz hızlarla uzayda yol alıyor.
Bilgisayarların tarihsel gelişimi, insanlığın düşünme, hesaplama ve problem çözme kapasitesini araçlar yoluyla genişletme çabasının en somut örneklerinden biridir. Bugün cebimize sığan cihazların ardında, yüzyıllara yayılan bilimsel birikim, mühendislik dehası ve toplumsal ihtiyaçların yön verdiği uzun bir dönüşüm süreci bulunmaktadır.
Değerli Gazete Ankara Okurları, İnsanlık tarihi incelendiğinde bazı coğrafyaların yalnızca üzerinde yaşayan toplumların değil, aynı zamanda küresel güç mücadelelerinin de kaderini belirlediği görülür. Anadolu ve onun merkezinde yükselen Türk Devleti, binlerce yıldır böyle bir coğrafyanın taşıyıcısı olmuştur. Bugün içinde bulunduğumuz süreç de sıradan bir siyasi rekabetin veya bölgesel anlaşmazlığın ötesinde, devletlerin geleceğini şekillendiren büyük bir jeopolitik dönüşüm dönemidir.
Değerli Okurlarımız, Yeryüzü, binlerce yıllık insanlık serüveninin bir mirası olarak, kadim zamanlardan bugüne çok sayıda inanç sistemine ve dünya görüşüne ev sahipliği yapmaktadır. İnsanlığın mana arayışında farklı coğrafyalarda neşvünema (Neşv:gelişme, filizlenme) ve (nemâ:çoğalma, büyüme) bulan ve ilahi kaynaklı olmayan pek çok inanış biçimi, bugün de dünya genelinde varlığını sürdürmektedir. Bununla birlikte bu yazımızda, yöntemsel bir tercihle sınırlarımızı çiziyor ve odağımızı doğrudan “semavi dinler” olarak tanımladığımız Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam ekseninde tutuyoruz.
Bugün insanlık, mikrodünyanın kuantum belirsizliklerinden makrodünyanın milyarlarca yıllık galaktik döngülerine kadar uzanan muazzam bir bilgi çağını tecrübe etmektedir. Ancak bu bilimsel veriler; kadim din felsefesi, kelam ve Kur’an tefsiri gibi disiplinlerden bağımsız ele alındığında, yalnızca mekanik bir gerçeklik tasvirine indirgenme riski taşır. Oysa evrenin fiziksel yasaları ile ilahi kelamın ontolojik hakikatleri, aynı hakikatin birbirini tamamlayan iki yüzü gibidir. Biri sistemin “nasıl” işlediğini laboratuvar diliyle açıklarken, diğeri bu muazzam düzenin “neden” var olduğunu ve hangi istikamete doğru aktığını anlatır.
Tarih takvimleri 29 Mayıs 1453’ü gösterdiğinde, sadece Bizans’ın surları değil, Orta Çağ’ın karanlık perdeleri de bir daha açılmamak üzere aralanmıştı. İstanbul’un fethi, tozlu tarih sayfalarında kalan bir "toprak kazanımı" değil, iman ile aklın, kılıç ile duanın, ilim ile adaletin kusursuz birleşimi olan muazzam bir medeniyet hamlesidir.
Günümüz dünyasında modern insan, tarihin hiç tanık olmadığı kadar yoğun bir bilgi akışının tam ortasında, tuhaf bir biçimde hem her şeyi bilen hem de en az düşünen canlısına dönüştü. Sosyal ağların, veri kapitalizminin ve algoritmik akışların kuşatması altındaki zihinlerimiz, adeta kolektif bir yanılsamanın esiri konumunda. Merhum sosyolog Ulus Baker’in (1960-2007) o sarsıcı "kanaat toplumu" eleştirisi ile Baruch Spinoza’nın modern çağa ışık tutan "duygulanış (affect)” felsefesini yan yana koyduğumuzda, karşımıza çıkan manzara tek bir gerçeğe işaret ediyor: Düşünmenin bittiği, sadece fikir sahibi olmanın kutsandığı o büyük hapishanenin gönüllü mahkûmlarıyız.
İnsan, hayatın karmaşası içinde bazen kendi özüne, bazen de onu Yaratan’ın sonsuz merhametine giden yolu kaybedebilir. Modern dünyanın soğuk rüzgârları bizi yalnızlığa, bireyselleşmeye ve belki de en kötüsü, paylaşmanın o eşsiz huzurundan mahrum kalmaya iterken; Kurban Bayramı bir nefes gibi yetişir imdadımıza. Oysa Kurban, sözlükteki o zarif anlamıyla sadece bir ritüel değil; insanın kendi kibrinden sıyrılıp Yaratan’ına ve tüm inananlara yaklaşması ve kalpten bağlanmasıdır.
Modern insan; günlük hayatın karmaşası, siyasi çekişmeler, ekonomik kaygılar ve bitmek bilmeyen sınır kavgaları arasında savrulurken, çoğu zaman başını kaldırıp gökyüzüne bakmayı unutuyor. Oysa uğruna savaşların verildiği, sınırlarının yapay çizgilerle ayrıldığı ve insanlığın büyük anlamlar yüklediği bu dünya; gerçekte sonsuz karanlığın ortasında süzülen, evrendeki yeri ve adresi bile tam olarak tarif edilemeyen küçücük bir kozmik toz zerresinden ibarettir.
“Günün manşetleri ve en çok okunan haberlerinden ilk siz haberdar olmak istiyorsanız e-posta adresinizi Gazete ANKARA e-bültenine kayıt edebilirsiniz!”
Nasuh Akar Mah. Türk Ocağı Cad. No:28/3, 06520 Çankaya/ ANKARA
+90 (312) 285 63 33
+90 (312) 285 63 33
www.gazeteankara.com.tr
bilgi@gazeteankara.com.tr
Haber Sisteminin Android/ iPhone/ iPad Uygulamaları mobil cihazlar üzerinden anlık olarak takip edilebilmesi amacıyla tasarlanmıştır.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK kapsamında toplanıp işlenir. Detaylı bilgi almak için Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz.