Bir Vida, Bir Bahane ve Çöken Vicdan
Bazen küçücük bir öykü, insanın önüne kocaman bir hakikat koyar. İlk bakışta sıradan görünen birkaç cümle, aslında insanı kendisiyle, toplumla ve hayatın görünmeyen yüzüyle yüzleştiren derin bir anlam taşır. Anton Çehov’un bir öyküsünün bıraktığı izden hareketle, şimdi hepimizin kendisine sorması gereken o önemli sorunun peşine düşelim: Görünenin ardında kalanları ne kadar fark ediyor, olup bitenlerin gerçek anlamını ne kadar sorguluyoruz?

Rusya’nın ücra bir köyünde, demiryolu raylarının vidalarını sökerken yakalanan bir köylü sorgu odasındadır.
Müfettiş öfkeyle sorar:
— Binlerce insanın hayatını tehlikeye attığının farkında mısın? Neden söküyorsun o vidaları?
Köylü sakindir.
— Sadece bir vida, beyim… Oltama ağırlık yapmak için lazım. Ben kimseye zarar vermem. Hem bütün köy böyle yapıyor. Birini sökeriz, birini bırakırız. Fizik dersinde öğrendik; yük dağılır, tren devrilmez.
- Ne kadar masum!
- Ne kadar sıradan!
- Ve ne kadar korkunç!
Çünkü insanlığın en büyük felaketlerinden bazıları, kötülük yapan insanların “Ben kötüyüm” demesiyle değil, “Ben ne yaptım ki?” demesiyle başlamıştır.
Adam bir vida sökmüştür. Kendi gözünde yalnızca bir vida… Ama o vida, binlerce insanın hayatını taşıyan sistemin bir parçasıdır. İşte insanın kendisini kandırma sanatı tam burada başlar.
Bir şey küçüldükçe sorumluluğunun da küçüldüğünü zannederiz.
Bir vida… Bir imza… Bir yalan… Bir torpil… Bir suskunluk… Bir haksızlık… Bir “Bana ne?”… Sonra bir başkası aynı şeyi yapar. Bir başkası daha… Derken toplum, milyonlarca küçük bahanenin altında ezilmeye başlar.
Bahanelerin Ülkesinde Vicdan Susar
İnsan, yaptığı yanlışın karşısında çoğu zaman vicdanını susturmak için önce kendisine bir hikâye anlatır.
- “Ben kimseye zarar vermiyorum.”
- “Herkes yapıyor.”
- “Bir taneden ne olacak?”
- “Devletin malı.”
- “Zaten benim hakkım.”
- “Benden öncekiler de yaptı.”
- “Bana mı kaldı dünyayı düzeltmek?”
Bu cümlelerin her biri, vicdanın üzerine çekilmiş ince bir perdedir. İnsan önce yanlışı yapar. Sonra yanlışına gerekçe bulur. Sonra gerekçesine inanır. En sonunda da yaptığı yanlışı hak zannetmeye başlar. İşte ahlaki çöküş budur. Çünkü insanı tehlikeli yapan yalnızca kötülük değildir. Kötülüğünü normalleştirebilme yeteneğidir.
Bir Vida Neden Önemlidir?
Çünkü toplumlar büyük ilkelerle ayakta duruyor gibi görünür; fakat gerçekte onları ayakta tutan, görünmeyen küçük sorumluluklardır.
Bir mühendis, hesapladığı değere sadık kalır. Bir öğretmen, öğrencisinin hakkını gözetir. Bir memur, önündeki dosyada adaleti korur. Bir yönetici, kendisine emanet edilen imkânı kişisel çıkarına dönüştürmez. Bir vatandaş, “Kimse görmüyor” diye kamu malına el uzatmaz. Ve bir insan, başkasının hakkını kendi menfaatine kurban etmez.
Bunların her biri birer “vidadır”. Tek başına küçük görünür. Ama hepsi birlikte toplumun raylarını birbirine bağlar. Bir tanesini sökersiniz. Sonra bir başkası sökülür. Sonra bir başkası… Bir gün tren raydan çıktığında herkes şaşırır: “Bu nasıl oldu?”
Oysa cevap yıllar önce bir vida sökülürken verilmiştir…
En Tehlikeli Cümle: “Herkes Yapıyor”
Toplumsal çöküşün en güçlü yakıtlarından biri budur: “Herkes yapıyor.” Bu cümle, kötülüğün toplumsal meşruiyet belgesidir. Bir insan yanlış yaparken yalnız kalmaktan korkar. Fakat çevresinde aynı yanlışı yapanları görünce rahatlar. Çünkü artık vicdanı ona şunu söyler: “Demek ki yanlış değil.” Hayır! Bir yanlışın milyonlarca kişi tarafından yapılması, onu doğruya dönüştürmez. Kalabalıklar hakikatin ölçüsü değildir. Tarih, çoğunluğun yanıldığı sayısız örnekle doludur. Ahlak, alkışla belirlenmez. Adalet, çoğunluğun tercihine göre şekillenmez. Hakikat, “herkes böyle yapıyor” cümlesine teslim olmaz.
Asıl Soru: Tren Neden Devrildi?
Bir gün bir tren devrilir. İnsanlar ölür. Gazeteler manşet atar. Sorumlular aranır. Komisyonlar kurulur. Raporlar hazırlanır. Saatlerce konuşulur. Fakat kimse şu soruyu sormazsa bütün bu tartışmalar anlamsızdır: “İlk vidayı kim, neden söktü?” Çünkü büyük felaketlerin çoğu, felaket anında değil, çok daha önce başlar.
Bir yerde denetim gevşer. Bir yerde liyakat terk edilir. Bir yerde küçük bir haksızlığa göz yumulur. Bir yerde “aman canım, bundan ne çıkar” denilir. Bir yerde susulur ve toplumun raylarından bir vida daha eksilir.
Vida Değil, Vicdan Sökülüyor
Çehov’a atfedilen bu küçük hikâyenin asıl büyüklüğü belki de buradadır. Öykü bize demiryolunu değil, insanın iç dünyasını gösterir. Adam raylardan bir vida söküyor. Ama aslında kendi vicdanından bir parça söküyor. Ve bunu yaparken kendisini suçlu hissetmemek için bir bahane üretiyor. İnsan bazen başkasının hayatını tehlikeye atarken bile kendisini masum ilan edebilir. Çünkü vicdanın karşısına dikilen en güçlü düşman cehalet değildir. Bahanelerdir. Bahaneler çoğaldıkça sorumluluk azalır. Sorumluluk azaldıkça vicdan körelir. Vicdan köreldiğinde ise toplumun rayları görünüşte sağlam, gerçekte çürük hâle gelir.
Son Vida
Şimdi hepimizin kendimize sorması gereken bir soru var: Biz hangi vidayı söküyoruz?
Belki kamu malından küçük bir şey alıyoruz. Belki bir başkasının hakkını görmezden geliyoruz. Belki torpili “işini halletmek” diye adlandırıyoruz. Belki haksızlığı “düzen böyle” diyerek kabulleniyoruz. Belki de bütün bunları yaparken kendimize aynı köylünün cümlesini söylüyoruz: “Bir şey olmaz.” Olur. Hem de çok şey olur. Çünkü toplumları yıkan şey, yalnızca büyük suçlar değildir. Küçük yanlışların sıradanlaşmasıdır.
Bir vida sökülür. Kimse önemsemez. Bir başkası sökülür. Kimse ses çıkarmaz. Sonra üçüncüsü… Dördüncüsü… Derken bir gün tren gelir. Ve raylarda artık onu taşıyacak kadar vida kalmamıştır. O gün suçluyu aramak kolaydır. Zor olan, ilk vidayı sökülürken görüp: “Dur!” diyebilmektir. Çünkü gerçek ahlak, büyük felaketlerden sonra konuşmak değil; küçük kötülükler henüz küçükken onlara karşı çıkabilmektir.
Unutmayalım! Bir toplumun geleceği, büyük sözlerle değil, kimsenin görmediği yerde sökülmeyen küçük vidalarla korunur. Ve bazen bir vida gerçekten yalnızca bir vida değildir. Bir vida; vicdan, sorumluluk ve insan olmanın kendisidir.
Sonuç ve Değerlendirme
Bir vida… İlk bakışta önemsiz görünen küçücük bir metal parçası. Fakat bazen bir vidanın sökülmesi, yalnızca bir demiryolunun güvenliğini değil, bir toplumun ahlaki dayanıklılığını da sorgulatır. Çünkü mesele, raydan sökülen vida değildir. Mesele, insanın kendi çıkarı uğruna ortak hayatın güvenliğinden ne kadar vazgeçebildiğidir.
İnsan kendisini kandırmakta ustadır. Önce yanlışı küçültür: “Bir şey olmaz.” Sonra sorumluluğu dağıtır: “Herkes yapıyor.” Ardından vicdanını susturur: “Ben kimseye zarar vermiyorum.” Ve sonunda yaptığı yanlışı normal kabul eder. İşte toplumların çöküşü tam da böyle başlar.
Büyük felaketlerden önce küçük ihmaller vardır. Büyük adaletsizliklerden önce küçük tavizler verilir. Büyük yolsuzlukların öncesinde “ufak bir menfaat” vardır. Büyük ahlaki çöküşlerin öncesinde ise çoğu zaman vicdanın susturulduğu küçük anlar bulunur.
Bu nedenle hepimizin kendimize şu soruyu sorması gerekir: “Ben bugün hangi vidayı söküyorum?”
Belki bir başkasının hakkını… Belki kamu malını… Belki adaleti… Belki liyakati… Belki güveni… Belki de kendi vicdanımızı…
Unutmamalıyız! Toplumları ayakta tutan yalnızca kanunlar değildir. Kanunların ulaşamadığı yerde devreye giren vicdandır.
Bir insan, kimse görmediği hâlde doğru olanı yapabiliyorsa ahlak vardır. Bir insan, yakalanmayacağını bildiği hâlde yanlıştan vazgeçebiliyorsa sorumluluk vardır. Ve bir toplum, “Herkes yapıyor” denilen yerde “Ben yapmayacağım” diyebiliyorsa hâlâ umut vardır. Çünkü asıl mesele treni devrilmeden önce durdurabilmektir. Son vidayı beklemek, aslında çok geç kalmaktır.
Bir vida küçüktür. Fakat bazen bir toplumun bütün geleceği, o küçücük vidanın yerinde durmasına bağlıdır.
Saygılarımla,
Prof. Dr. Ayhan ERDEM
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
aerdem@gazeteankara.com.tr
Gazete Ankara DHP-Köşe Yazarı
“Türkiye’nin kalbi Ankara’nın sesi”

YORUM YAP