YAZARLAR

05 Eylül 2026 Cumartesi, 13:30

Eğitim Yazısı- Mesleki Eğitim Değişirken Kurumsal Hafıza Neden 2019’da Kaldı?

TESK’in yaklaşık yedi yıldır güncellenmeden yayında kalan “Mesleki Eğitim” sayfası, Türkiye’nin güçlü tarihsel birikimini anlatıyor; ancak mesleki eğitimin değişen mevzuatını, yeni uygulamalarını, dijital ve yeşil dönüşümü, sektörlerin güncel beceri ihtiyaçlarını ve dünyadaki yeni yaklaşımları artık yeterince yansıtmıyor.

Mesleki eğitim, Türkiye’nin kalkınma hedeflerini, üretim gücünü, istihdam yapısını ve toplumsal refahını doğrudan etkileyen temel alanlardan biridir. Sanayiden hizmet sektörüne, geleneksel zanaatlardan ileri imalat teknolojilerine kadar ekonominin hemen her alanında nitelikli insan gücüne ihtiyaç duyulmaktadır.

Bu nedenle mesleki eğitimle ilgili kurumsal bilgi ve politikaların yalnızca geçmişi anlatması yeterli değildir. Mevzuatın, eğitim modellerinin, teknolojinin, sektörlerin ve mesleklerin değişimine bağlı olarak kurumsal içeriklerin de düzenli biçimde yenilenmesi gerekir.

Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonunun internet sitesinde bulunan “Mesleki Eğitim” başlıklı sayfa, 26 Kasım 2019 tarihini taşımaktadır. Sayfada Ahilik teşkilatından başlayarak Lonca ve Gedik yapılanmalarına, Cumhuriyet dönemindeki yasal düzenlemelerden 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu’na, 4+4+4 sisteminden mesleki eğitim merkezlerine ve kalfalık-ustalık sınavlarına kadar uzanan geniş bir tarihsel çerçeve sunulmaktadır.

Bu bilgiler mesleki eğitim tarihimizin anlaşılması bakımından değerlidir. Ancak 2019 yılında yayımlanan metnin yaklaşık yedi yıl sonra hâlâ güncel bir mesleki eğitim sayfası olarak sunulması, üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir kurumsal iletişim sorununu ortaya çıkarmaktadır.

Ahilikten Günümüze Güçlü Bir Birikim

Mesleki eğitimin Türkiye’deki kökleri oldukça eskidir. Selçuklu döneminde gelişen Ahilik sistemi, yalnızca bir meslek öğretme düzeni değildir. Ahilik; üretim kalitesini, meslek ahlakını, dayanışmayı, dürüstlüğü, toplumsal sorumluluğu ve usta-çırak ilişkisini aynı yapı içerisinde ele alan bütüncül bir eğitim ve çalışma modelidir.

TESK’in söz konusu metninde Ahilik teşkilatı, “küçük esnaf, usta, kalfa ve çırakları içine alan, onların dayanışmaları kadar mesleklerini dürüstlük ve özenle yapmalarını, ayrıca eğitimlerini amaçlayan” bir yapı olarak tanımlanmaktadır.

Bu yaklaşım bugün de önemini korumaktadır. Çünkü mesleki eğitim yalnızca belirli bir işi yapabilme becerisi kazandırmak değildir. Mesleğini doğru yapmak, kaliteli üretmek, müşteriye karşı dürüst davranmak, iş sağlığı ve güvenliği kurallarına uymak, çevreyi korumak ve topluma karşı sorumluluk taşımak da mesleki yeterliliğin ayrılmaz parçalarıdır.

Ahilik sisteminin güçlü yanı, meslek öğretimiyle insan yetiştirmeyi birbirinden ayırmamasıdır. Usta yalnızca işi gösteren kişi değil; aynı zamanda meslek ahlakını, çalışma disiplinini ve toplumsal sorumluluğu aktaran bir eğitimcidir. Çırak ise yalnızca işletmede çalışan genç değil, belirli aşamalardan geçerek meslek sahibi olmaya hazırlanan kişidir.

Bu tarihsel birikim, günümüz mesleki eğitim sistemine önemli ilkeler sunmaktadır. Ancak tarihsel miras ne kadar güçlü olursa olsun, geçmişi anlatmak tek başına bugünün sorunlarını çözmeye yetmez.

Tarihsel Bilgi Güncel Politikanın Yerini Tutmaz

TESK’in sayfasında 1938 yılında çıkarılan 3457 sayılı Kanun’dan, 1977 tarihli 2089 sayılı Çırak, Kalfa ve Ustalık Kanunu’ndan, 1986 yılında yürürlüğe giren 3308 sayılı Kanun’dan ve sonraki düzenlemelerden söz edilmektedir.

Metinde ayrıca zorunlu eğitimi 12 yıla çıkaran 6287 sayılı Kanun, mesleki eğitim merkezlerini ortaöğretim kurumu olarak yapılandıran 6764 sayılı Kanun ve özel mesleki eğitim merkezlerine ilişkin düzenlemeler getiren 7180 sayılı Kanun açıklanmaktadır.

Bunlar mesleki eğitimin yasal gelişim çizgisini anlamak bakımından önemli bilgilerdir. Bununla birlikte metnin son bölümü 2019 yılında başlatılan kalfalık ve ustalık e-sınavları ile Millî Eğitim Bakanlığının 2023 Eğitim Vizyonu’na dayanmaktadır.

Oysa 2023 hedef yılı geride kalmıştır. Türkiye, 2019’dan bu yana mesleki eğitim merkezlerinin yaygınlaştırılması, öğrencilere yapılan ödemeler, işletmelerin yükümlülükleri, sektörle bütünleşmiş okul modelleri, zanaat atölyeleri, mesleki ve teknik eğitimde kalite güvencesi, yeşil dönüşüm, dijital beceriler ve işletmede mesleki eğitim gibi birçok yeni uygulamayı tartışmış veya hayata geçirmiştir.

Dolayısıyla mesele, 2019 tarihli metindeki bilgilerin yanlış olup olmaması değildir. Asıl soru şudur:

“Bu metin, 2026 Türkiye’sinde bir öğrencinin, velinin, ustanın, esnafın veya işletme sahibinin mesleki eğitim konusunda ihtiyaç duyduğu güncel bilgiyi karşılıyor mu?”

Kanaatimce bu soruya olumlu cevap vermek güçtür.

2019’dan Sonra Mesleki Eğitimin Gündemi Değişti

Türkiye’de mesleki eğitim, son yıllarda yeniden önemli bir politika alanı hâline gelmiştir. Mesleki eğitim merkezlerinin ortaöğretim sistemi içerisindeki yeri güçlendirilmiş, okul ile işletme arasındaki ilişkinin geliştirilmesi amaçlanmış ve öğrencilerin üretim ortamında daha fazla deneyim kazanması için farklı modeller uygulanmaya başlanmıştır.

Millî Eğitim Bakanlığı tarafından 2024 yılında yayımlanan Mesleki ve Teknik Eğitim Politika Belgesi, mesleki eğitime erişim, mesleki eğitimde iyileştirme ve istihdama hazırlık olmak üzere üç ana tema altında 74 strateji ortaya koymaktadır.

Politika belgesinde 7 ve 8’inci sınıf öğrencilerine temel mesleki beceriler kazandırılması amacıyla zanaat atölyelerinin kurulması; bölge okulu, sektör içi okul ve sektöre entegre okul modellerinin geliştirilmesi; organize sanayi bölgeleri ile mesleki eğitim kurumlarının bağının güçlendirilmesi ve öğrencilerin girişimcilik yeterliliklerinin artırılması hedeflenmektedir.

Belgede ayrıca MEB, TÜİK, İŞKUR, SGK ve YÖK verilerinin bir araya getirilerek mesleki eğitim mezunlarının kariyer yollarının izlenmesi öngörülmektedir. Bu yaklaşım önemlidir. Çünkü mesleki eğitimin başarısı yalnızca kayıtlı öğrenci veya mezun sayısıyla ölçülemez.

Asıl ölçülmesi gereken, öğrencinin mezun olduktan sonra kendi alanında istihdam edilip edilmediği, ne kadar sürede iş bulduğu, işinde ne kadar süre kaldığı, elde ettiği gelirin düzeyi ve işverenin mezunun yeterliliklerinden ne ölçüde memnun olduğudur.

Bunların yanında Yükseköğretim Kurulu, 2026-2027 eğitim öğretim yılından itibaren bazı meslek yüksekokulu programlarında uygulanmak üzere yeni bir İşletmede Mesleki Eğitim Modeli geliştirmiştir. İlk aşamada Ankara, Bursa, Gaziantep, İstanbul, İzmir, Kocaeli ve Konya’da uygulanması planlanan bu model, mesleki eğitimin yalnızca ortaöğretim düzeyinde değil, yükseköğretim düzeyinde de iş yeriyle daha güçlü biçimde ilişkilendirilmeye çalışıldığını göstermektedir.

Bu gelişmelerin hiçbirinin 2019’da yayımlanan bir metinde bulunması elbette beklenemez. Ancak kurumsal bir internet sayfasının yaklaşık yedi yıl boyunca güncellenmemesi de normal karşılanmamalıdır.

Mesleki Eğitimde Sayısal Büyüme Yeterli Değildir

Son yıllarda mesleki eğitime yönelik ilginin artırılması, okul-sektör iş birliklerinin geliştirilmesi ve öğrencilerin işletmelerle daha erken buluşturulması yönünde önemli adımlar atılmıştır. Fakat mesleki eğitimde öğrenci sayısının artması, kendiliğinden eğitim kalitesinin yükseldiği anlamına gelmez.

Mesleki eğitimde nitelik için en az şu soruların cevaplandırılması gerekir:

Öğrenci işletmede gerçekten eğitim mi almaktadır, yoksa günlük işlerin yerine getirilmesinde yardımcı eleman olarak mı kullanılmaktadır?

Her öğrenci için açıkça tanımlanmış öğrenme kazanımları bulunmakta mıdır?

Öğrencinin işletmedeki gelişimini okul ile işletme birlikte izlemekte midir?

Usta öğreticilerin pedagojik yeterlilikleri düzenli biçimde güncellenmekte midir?

İşletmelerin makine, donanım, iş güvenliği ve eğitim kapasitesi yeterli midir?

Öğrenci, eğitimin sonunda ilgili mesleği bağımsız ve güvenli şekilde yapabilecek yeterliliğe ulaşmakta mıdır?

Kalfalık ve ustalık belgeleri yalnızca sınav başarısını mı göstermektedir, yoksa gerçek üretim ortamında kanıtlanmış bir mesleki yeterliliği mi ifade etmektedir?

Bu sorular cevaplandırılmadan yalnızca öğrenci, okul, merkez veya belge sayısındaki artış üzerinden başarı değerlendirmesi yapmak eksik kalacaktır.

Usta-Çırak İlişkisi de Güncellenmelidir

Geleneksel usta-çırak modeli, mesleki eğitimin en değerli unsurlarından biridir. Ancak geçmişte başarılı olan bir ilişkinin bugünün koşullarında hiçbir değişikliğe uğramadan devam etmesi beklenemez.

Günümüz ustasının yalnızca mesleğini iyi bilmesi yeterli değildir. Usta öğreticinin aynı zamanda temel öğretim yöntemlerini, gençlerle iletişimi, ölçme ve değerlendirmeyi, iş sağlığı ve güvenliğini, dijital araçları, çevresel sorumluluğu ve meslek etiğini de bilmesi gerekir.

Benzer biçimde günümüz çırağı da yalnızca el becerisi kazanan kişi olarak görülmemelidir. Çırak; teknolojiyi anlayan, teknik resim okuyabilen, ölçme yapabilen, veri kullanabilen, kalite bilincine sahip, sorun çözebilen ve gerektiğinde kendi işini kurabilecek yeterlilikte yetiştirilmelidir.

Ahiliğin özü korunmalı; fakat yöntemi çağın ihtiyaçlarına göre yeniden kurulmalıdır. Mesleki eğitimin tarihsel mirasına sahip çıkmak, geçmişteki modeli olduğu gibi tekrar etmek değil, onun temel değerlerini günümüz üretim ve eğitim sistemine taşımaktır.

Dünyada Mesleki Eğitim Yeni Bir Yöne Gidiyor

Mesleki eğitim yalnızca Türkiye’de değil, bütün dünyada yeniden şekillenmektedir. Dijitalleşme, yapay zekâ, robotik sistemler, enerji dönüşümü, iklim politikaları, yeni üretim yöntemleri ve değişen iş gücü talebi ülkeleri mesleki eğitim programlarını güncellemeye zorlamaktadır.

OECD’nin 2025 tarihli mesleki eğitim karşılaştırması; Almanya, Avusturya, Danimarka, Finlandiya, Hollanda, Norveç, Singapur, İsveç ve İsviçre’deki sistemleri yedi temel boyut üzerinden incelemektedir. Bu boyutlar; mesleki eğitimin eğitim sistemi içindeki yeri, müfredat ve ölçme, iş yerinde öğrenme, eğitim sağlayıcıları, öğretmen ve eğiticilerin yeterliliği, yönetişim ve finansmandır.

Ülkeler arasında tek ve değişmez bir model bulunmamaktadır. Almanya’da federal düzeyde belirlenen eğitim düzenlemeleri, eyaletlerin okul programları ve işçi-işveren taraflarının katılımıyla hazırlanan meslek standartları birlikte işlemektedir. Finlandiya’da öğrenciler yeterliliklerini gerçek iş görevleri üzerinde göstermekte; değerlendirme öğretmen ile iş yeri temsilcisinin ortak katılımıyla yapılmaktadır. Singapur’da ise mesleki eğitim daha merkezi bir anlayışla, ekonomik planlama ve teknoloji politikalarıyla yakından ilişkilendirilmektedir.

Bu sistemlerin ortak noktası, mesleki eğitim programlarının yıllarca değişmeden bırakılmamasıdır. İş gücü piyasasının ihtiyaçları izlenmekte, sektör temsilcileri karar süreçlerine katılmakta, eğitim programları güncellenmekte ve öğrencinin kazandığı yeterlilik uygulama içinde ölçülmektedir.

OECD’nin 2026 yılında yayımladığı Yapay Zekâ ile Mesleki Eğitimin Geliştirilmesi Raporu ise mesleki eğitimde yeni bir dönemin başladığını göstermektedir. Rapora göre yapay zekâ; iş gücü ihtiyacını analiz etme, yeni becerileri belirleme, programları güncelleme ve yeterlilik sistemlerini geliştirme amacıyla kullanılmaya başlanmıştır.

Almanya Federal Mesleki Eğitim ve Öğretim Enstitüsü, iş gücü piyasasındaki değişimleri ve gelecekte ihtiyaç duyulacak becerileri öngörebilmek için idari verilerden, iş ilanlarından ve büyük ölçekli analizlerden yararlanmaktadır. Başka bir ifadeyle gelişmiş sistemler, mesleki eğitimi yalnızca geçmişte ihtiyaç duyulan meslekler üzerine değil, gelecekte ortaya çıkacak beceriler üzerine de kurmaktadır.

Türkiye’nin de bu değişimin dışında kalması mümkün değildir.

TESK’in Rolü Neden Önemlidir?

TESK, Türkiye’de esnaf ve sanatkâr kesimini temsil eden en önemli çatı kuruluşlardan biridir. Bu nedenle mesleki eğitim konusunda yalnızca geçmiş mevzuatı aktaran bir kurum değil, geleceğin mesleklerini ve becerilerini tartışmaya açan öncü bir kuruluş olması beklenmektedir.

Esnaf ve sanatkârların mesleki eğitimle ilişkisi tarihsel olduğu kadar günceldir. Çünkü birçok meslek bugün de esnaf işletmelerinde, atölyelerde ve usta-çırak ilişkisi içerisinde öğrenilmektedir. Buna karşılık küçük işletmeler; dijitalleşme, e-ticaret, yeni üretim teknolojileri, enerji maliyetleri, çevre standartları, nitelikli çalışan bulma ve kuşak değişimi gibi önemli sorunlarla karşı karşıyadır.

TESK’in mesleki eğitim yaklaşımı bu yeni sorunları da kapsamalıdır. Kurumun internet sayfasında en azından şu başlıkların güncel olarak bulunması gerekir:

  • Yürürlükteki mesleki eğitim mevzuatı,
  • Mesleki eğitim merkezlerine başvuru koşulları,
  • Kalfalık ve ustalık süreçleri,
  • Usta öğreticilik şartları,
  • Öğrenci ve işletmelerin hakları ile sorumlulukları,
  • Güncel destek ve teşvikler,
  • İş sağlığı ve güvenliği yükümlülükleri,
  • Dijital ve yeşil beceriler,
  • Geleceğin meslekleri,
  • İllere ve sektörlere göre mesleki eğitim verileri,
  • Mezunların istihdam durumları,
  • Ulusal ve uluslararası iyi uygulama örnekleri.

Böyle bir yapı, TESK’in internet sayfasını durağan bir bilgi metni olmaktan çıkararak esnaf, sanatkâr, öğrenci, veli ve işletmeler için yaşayan bir mesleki eğitim merkezine dönüştürebilir.

Kurumsal İnternet Sayfaları Yaşayan Bilgi Kaynaklarıdır

Bugün bir kurumun internet sitesi yalnızca geçmişte yayımlanan metinlerin saklandığı elektronik bir arşiv değildir. Kurumsal internet sayfaları, kamuoyuna sunulan bilginin güncelliği ve güvenilirliği bakımından önemli bir sorumluluk alanıdır.

Bir sayfanın ilk yayımlanma tarihini korumasında sakınca yoktur. Tarihsel metinler elbette arşivde bulunmalıdır. Ancak tarihsel metin ile güncel bilgilendirme sayfası birbirinden ayrılmalıdır.

TESK’in 26 Kasım 2019 tarihli “Mesleki Eğitim” metni, “Arşiv” veya “Türkiye’de Mesleki Eğitimin Tarihsel Gelişimi” başlığı altında korunabilir. Bunun yanında, son güncelleme tarihi açıkça gösterilen yeni ve kapsamlı bir “Güncel Mesleki Eğitim Rehberi” hazırlanabilir.

Böylece hem kurumsal hafıza korunur hem de kamuoyuna güncel bilgi sunulur.

Asıl sorun eski bir metnin varlığı değil, eski metnin güncel bilginin yerine geçmesidir.

Mesele Bir İnternet Sayfasından Daha Büyüktür

TESK’in mesleki eğitim sayfası üzerinden başlayan bu değerlendirme, gerçekte çok daha geniş bir soruna işaret etmektedir. Türkiye’de mesleki eğitim çoğu zaman kanun değişiklikleri, okul sayıları, öğrenci kayıtları ve kısa dönemli projeler üzerinden tartışılmaktadır.

Oysa mesleki eğitim bir ülkenin üretim modeliyle birlikte ele alınmalıdır.

Türkiye hangi sektörlerde büyümek istemektedir?

Hangi ürünleri kendisi üretmeyi hedeflemektedir?

Dijital ve yeşil dönüşüm hangi meslekleri değiştirecektir?

Hangi becerilere beş veya on yıl sonra daha fazla ihtiyaç duyulacaktır?

Esnaf ve sanatkârlar yeni üretim ve hizmet modellerine nasıl hazırlanacaktır?

Meslek liseleri, mesleki eğitim merkezleri, meslek yüksekokulları ve mühendislik programları arasında nasıl bir bütünlük kurulacaktır?

Bu sorulara cevap verilmeden mesleki eğitimde kalıcı bir dönüşüm sağlanamaz.

Mesleki eğitim, yalnızca eğitim sisteminin bir alt başlığı değildir. Sanayi, istihdam, teknoloji, ekonomi, sosyal politika, bölgesel kalkınma ve millî üretim gücüyle doğrudan bağlantılı stratejik bir alandır.

Geçmişi Korumalı, Geleceği Kurmalıyız

TESK’in 2019 tarihli metni, Ahilikten Cumhuriyet dönemine ve modern mesleki eğitim mevzuatına uzanan önemli bir tarihsel çerçeve sunmaktadır. Bu metin korunmalıdır. Ancak güncel mesleki eğitim yaklaşımı bununla sınırlı kalmamalıdır.

Türkiye’nin ihtiyacı; geçmişi inkâr eden değil, tarihsel birikimi çağın teknolojileri ve yeni üretim anlayışıyla birleştiren dinamik bir sistemdir.

Ahilikten meslek ahlakını, usta-çırak ilişkisinden uygulamalı öğrenmeyi, Cumhuriyet’in mesleki eğitim birikiminden kamusal sorumluluğu almalıyız. Bunları dijital beceriler, yapay zekâ, yeşil dönüşüm, girişimcilik, kalite güvencesi, iş sağlığı ve güvenliği, veri temelli planlama ve hayat boyu öğrenme anlayışıyla bütünleştirmeliyiz.

Kurumsal hafıza geçmişi saklamalıdır; fakat geçmişte yaşamamalıdır.

Mesleki eğitim değişirken kurumların dili, bilgisi, politikası ve kamuoyuna sunduğu içerik de değişmelidir. TESK, sahip olduğu tarihsel temsil gücü ve yaygın teşkilat yapısıyla bu dönüşümün takipçisi olmanın ötesine geçerek öncüsü olabilir.

Bunun ilk adımı ise oldukça açıktır: Mesleki eğitimle ilgili kurumsal bilgiler güncellenmeli, yapılan çalışmalar ölçülebilir sonuçlarla kamuoyuna açıklanmalı ve Türkiye’nin gelecekte ihtiyaç duyacağı beceriler konusunda ortak bir yol haritası hazırlanmalıdır.

Bu yazı dizisinin devamında, 2019’dan 2026’ya kadar Türkiye’de mesleki eğitim alanında yapılan değişiklikleri, uygulamaların ortaya çıkardığı sonuçları ve çözüm bekleyen sorunları daha ayrıntılı biçimde değerlendireceğiz.

Kaynakça


Dr. Oğuz Poyrazoğlu

Gazi Üniversitesi Teknoloji Fakültesi Öğretim Üyesi
Gazete Ankara Dijital Haber Portalı Köşe Yazarı
Kurucu ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü
“Türkiye’nin kalbi Ankara’nın sesi”

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)