YAZARLAR

06 Eylül 2026 Pazar, 10:10

GA | HAFTA SONU OKUMALARI – 01: İnsan Neden Güzel Şeyler Duymaya İhtiyaç Duyar?

Her gün haberlerin, bildirimlerin, sorunların ve yetişmemiz gereken işlerin arasında yaşıyoruz. Dünyada neyin yanlış gittiğini bilmek elbette önemli. Peki insan neden güzel bir haber duyduğunda, yeni bir şey öğrendiğinde, bir başkasının iyiliğine tanık olduğunda ya da kendisine içten bir söz söylendiğinde kendisini daha iyi hissediyor? Belki de güzel şeyler duymaya duyduğumuz ihtiyaç gerçeklerden uzaklaşmak değil; hayatın bütününü görebilme ihtiyacımızdır.



Sabah gözümüzü açıyoruz.

Belki henüz yataktan kalkmadan telefonumuza uzanıyoruz. Birkaç dakika içinde dünyanın dört bir yanından haberler, mesajlar, görüntüler ve bildirimler önümüze düşüyor.

Bir yerde savaş, başka bir yerde afet… Ekonomik sıkıntılar, kazalar, hastalıklar, tartışmalar, suçlar, kayıplar…

Bunların hiçbiri görmezden gelinmemeli. Gazeteciliğin temel görevlerinden biri de toplumun bilmesi gereken gerçekleri olduğu gibi aktarmaktır.

Fakat hayat yalnızca kötü giden şeylerden mi ibarettir?

Aynı sabah bir öğretmen öğrencisinin hayatını değiştirmiş olabilir. Bir bilim insanı yıllardır üzerinde çalıştığı araştırmada önemli bir sonuç elde etmiş, bir genç ilk kitabını bitirmiş, bir çiftçi toprağa yeniden hayat vermiş, bir hekim bir hastasına umut olmuş olabilir.

Bir çocuk ilk kez bisiklete binmiş, yıllardır görüşmeyen iki arkadaş yeniden buluşmuş, hiç tanımadığımız bir insan başka bir insana karşılık beklemeden yardım etmiş olabilir.

Bunlar da gerçektir.

Belki mesele, hayatın zorluklarını görmemek değil; hayatın yalnızca zorluklardan oluşmadığını unutmamaktır.

Kötü olan neden dikkatimizi daha kolay çekiyor?

Psikoloji araştırmalarında uzun zamandır tartışılan kavramlardan biri “negativity bias”, yani kabaca olumsuzluk yanlılığıdır.

Bu kavram, insanların bazı koşullarda olumsuz bilgi ve olaylara olumlu olanlardan daha fazla dikkat gösterebildiğini, bunlardan daha fazla etkilenebildiğini veya kararlarında bunlara daha fazla ağırlık verebildiğini anlatır.

Araştırmalar, olumlu ve olumsuz uyaranların insanın değerlendirme sisteminde her zaman tamamen simetrik biçimde işlenmediğine ilişkin önemli bulgular ortaya koyuyor.

Bunun gündelik hayattaki karşılığını anlamak zor değil.

Gün içinde on güzel söz işitip bir ağır eleştiri aldığımızda, gece yatağa girdiğimizde aklımızda kalan bazen o tek eleştiri olabilir.

Bir yolculukta onlarca şey yolunda gider; fakat yaşanan tek ciddi aksaklık bütün yolculuğu anlatırken ilk hatırladığımız olay haline gelebilir.

İnsan zihninin tehditleri ve sorunları fark etmesinin hayatta kalma açısından taşıdığı önem düşünüldüğünde bunun anlaşılabilir tarafları vardır.

Ancak burada dikkatli olmak gerekiyor.

“İnsan beyni yalnızca kötü habere programlanmıştır” gibi kesin bir yargıya varmak bilimsel açıdan doğru olmaz. Olumsuzluk yanlılığının kapsamı, hangi koşullarda ortaya çıktığı ve ne kadar genel bir ilke sayılabileceği akademik literatürde tartışılmaya devam ediyor.

Dolayısıyla doğru soru, “Neden hep kötüyü görüyoruz?” değil belki de şudur:

Dikkatimizi güçlü biçimde çekebilen olumsuzlukların yanında hayatın olumlu taraflarını da görebiliyor muyuz?

Güzel bir şeyi neden hemen birine anlatmak isteriz?

Düşünün.

Uzun zamandır beklediğiniz güzel bir haber geldi.

Bir sınavı kazandınız. Çocuğunuzdan sevindirici bir haber aldınız. Beklediğiniz proje kabul edildi. Yıllardır görmediğiniz bir arkadaşınıza rastladınız.

Çoğu zaman yaptığımız ilk şeylerden biri nedir?

Bir başkasına anlatmak.

“Bak, ne oldu biliyor musun?”

Bu son derece insani davranış, psikoloji araştırmalarında olumlu deneyimlerin sosyal paylaşımı bağlamında inceleniyor.

Araştırmalar, olumlu bir deneyimi başka insanlarla paylaşmanın yalnızca bilgi aktarmak anlamına gelmediğini gösteriyor.

Mina Choi ve Catalina Toma'nın Computers in Human Behavior dergisinde yayımlanan günlük kayıtlarına dayalı çalışmasında, katılımcıların olumlu olayları başkalarıyla paylaştıktan sonra olumlu duygularının arttığı gözlendi.

Başka araştırmalar da güzel bir deneyimin, özellikle karşıdaki kişinin ilgili ve destekleyici tepkisiyle karşılandığında, olumlu duygunun sürmesine katkıda bulunabileceğine işaret ediyor.

Gündelik hayatın diliyle söylersek:

Sevinç bazen paylaşıldıkça gerçekten büyüyebiliyor.

Paylaşmak yalnızca sözlerden mi ibaret?

Bilimin bu konuda ortaya koyduğu ilginç bulgulardan biri de sosyal paylaşımın insanın öznel deneyimi ve beynin ödülle ilişkili sistemleriyle bağlantısıdır.

Social Cognitive and Affective Neuroscience dergisinde yayımlanan bir araştırmada arkadaş çiftleri, duygusal görüntüleri kimi zaman tek başlarına, kimi zaman da arkadaşlarının aynı anda aynı görüntüyü gördüğünü bilerek değerlendirdi.

Katılımcılar fiziksel olarak ayrı yerlerdeydi. Buna rağmen deneyimi bir arkadaşlarıyla eş zamanlı paylaştıklarını bildiklerinde duygusal görüntülere ilişkin öznel değerlendirmeleri daha olumlu oldu. Araştırmacılar aynı zamanda beynin ödül işleme süreçleriyle ilişkili ventral striatum ve medial orbitofrontal korteks bölgelerinde artan aktivite gözlemledi.

Bu bulgu bize önemli bir şey söylüyor:

İnsan yalnızca gören, bilen ve hisseden bir varlık değil.

Aynı zamanda birlikte gören, birlikte bilen ve birlikte hisseden bir varlık.

Belki bir manzaraya bakarken yanımızdaki insana dönüp “Ne kadar güzel, değil mi?” dememizin nedeni de biraz budur.

Manzara değişmez.

Fakat deneyim artık yalnız değildir.

Güzel bir söz neden bazen bütün günümüzü değiştirebilir?

İnsan ilişkilerinin en ilginç taraflarından biri, bazen çok küçük davranışların beklenmedik derecede büyük anlamlar taşımasıdır.

“Başaracağına inanıyorum.”

“İyi ki geldin.”

“Eline sağlık.”

“Seni görmek güzel.”

“Teşekkür ederim.”

Bunların hiçbiri büyük cümleler değildir.

Fakat doğru zamanda ve içtenlikle söylendiğinde insanın kendisini görülmüş, fark edilmiş ve değer verilmiş hissetmesine katkıda bulunabilir.

Olumlu sosyal paylaşım üzerine yapılan çalışmalar da olumlu geri bildirimin yalnızca anlık duygu durumuyla sınırlı kalmayabileceğini; paylaşma davranışı, güven ve insanlar arasındaki yakınlıkla ilişkili olabileceğini gösteriyor.

Bu yüzden güzel şeyler duymaya duyduğumuz ihtiyacı yalnızca “moralimizin düzelmesi” olarak değerlendirmek eksik kalır.

Mesele aynı zamanda aidiyet, bağ kurma ve paylaşma meselesidir.

İnsan, hayatını yalnızca kendi içinde yaşamıyor.

Başkalarının sözlerinde, bakışlarında, davranışlarında ve hatıralarında da kendisine bir yer arıyor.

İyi şeyleri görmek, kötü şeyleri görmezden gelmek değildir

Tam burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.

Olumlu düşünmek adına sorunları küçümsemek başka şeydir; dünyada iyiliğin, başarının, dayanışmanın ve güzelliğin de bulunduğunu görmek başka şey.

Bir toplumun yoksulluğu varsa gazeteci bunu yazmalıdır.

Bir şehirde çevre sorunu varsa konuşulmalıdır.

Adaletsizlik varsa görünür hale getirilmelidir.

Bilimsel bir tehlike varsa topluma anlatılmalıdır.

Yanlış giden şeylerin üzerini “güzel düşünelim” diyerek örtmek ne gazeteciliktir ne de gerçekçiliktir.

Fakat bunun tersi de sorulmaya değer:

İyileşen şeyleri hiç anlatmamak gerçekliği eksik bırakmaz mı?

Bir problemi çözmeyi başaran insanları, başarılı bilimsel çalışmaları, çevresini güzelleştiren girişimleri, dayanışmayı, kültürü yaşatanları, çocukların ve gençlerin başarılarını görmezden geldiğimizde hayatın tamamını mı anlatmış oluruz?

Gerçeklik yalnızca felaketlerden oluşmaz.

Umut da gerçektir. Başarı da gerçektir. İyilik de gerçektir.

Gazetecilik yalnızca “Ne kötü gitti?” diye mi sormalı?

Son yıllarda gazetecilik alanında daha fazla tartışılan yaklaşımlardan biri “yapıcı gazetecilik” ve bununla ilişkili “çözüm gazeteciliği”dir.

Buradaki temel fikir, sorunların görmezden gelinmesi değildir.

Tam tersine sorun bütün açıklığıyla ortaya konur; fakat gazeteci bir soru daha sorar:

“Bu sorun karşısında ne yapılıyor?”

Karen McIntyre ve Kyser Lough tarafından yayımlanan sistematik bir derleme, yapıcı ve çözüm odaklı gazeteciliğin izleyici üzerindeki etkilerini inceleyen 19 araştırmadaki 22 deneyi değerlendirdi. Derlemenin ortaya koyduğu en açık sonuçlardan biri, bu tür haberlerin okuyucuların duyguları üzerinde etkili olduğuydu. Araştırmacılar diğer bazı sonuç değişkenleri bakımından ise bulguların daha fazla çalışmayla açıklığa kavuşturulması gerektiğini belirtiyor.

Bu ayrıntı önemli.

Çünkü bilimin söylemediğini bilime söyletmemek gerekir.

“Olumlu haber insanı mutlaka daha sağlıklı, daha başarılı veya daha iyi yapar” gibi sonuçlara varamayız.

Ama elimizdeki çalışmalar, insanların haberleri nasıl deneyimlediği ve olumlu sosyal deneyimleri nasıl paylaştığı konusunda bize önemli ipuçları veriyor.

Belki de aradığımız şey mutluluk değil, denge

Hayat her gün aynı renkte değildir.

Bazı günler güzel haberler alırız.

Bazı günler kaybederiz.

Bazen başarır, bazen yanılırız.

Bazen bir başkasına destek oluruz; bazen bizim birinin desteğine ihtiyacımız olur.

İnsan olmanın gerçekliği belki de tam olarak burada yatıyor.

Bu nedenle güzel şeyler duymak, sürekli mutlu olmak zorunda olduğumuz anlamına gelmemeli.

İnsanın üzülmeye de, düşünmeye de, endişelenmeye de hakkı vardır.

Fakat kötü olanın sesinin çok yüksek çıktığı bir dünyada, iyi olanın sesini tamamen kaybetmemek de önemlidir.

Bir bilim insanının yıllar süren emeğinin sonucunu…

Bir öğretmenin öğrencisinin hayatındaki izini…

Bir ustanın mesleğine verdiği kırk yılı…

Bir gencin ilk başarısını…

Bir insanın hiç tanımadığı başka bir insana uzattığı eli…

Bir ağacın altında oynayan çocukları…

Bir sanatçının ortaya çıkardığı güzelliği…

Bir komşunun diğer komşunun kapısını çalmasını…

Bunları anlatmak hayatı olduğundan güzel göstermek değildir.

Bunlar zaten hayatın içindedir.

Mesele onları da görebilmektir.

Belki bugün bir güzel şey de biz söylemeliyiz

Güzel şeyler duymaya ihtiyaç duyuyorsak, bunun doğal bir devamı daha var:

Başkalarının da güzel şeyler duymaya ihtiyacı olabilir.

Belki uzun zamandır teşekkür etmediğimiz birine teşekkür etmek…

Başarısını gördüğümüz bir insanı tebrik etmek…

Bir çocuğun yaptığı güzel bir şeyi fark etmek…

Yıllardır tanıdığımız bir esnafa “Emeğinize sağlık” demek…

Bir öğretmene yıllar sonra ulaşıp “Sizin bende emeğiniz var” diyebilmek…

Bunların hiçbiri dünyadaki büyük sorunları tek başına çözmez.

Fakat insan ilişkileri yalnızca büyük olaylarla kurulmaz.

Hayatı yaşanabilir kılan şeylerin önemli bir bölümü, belki de kimsenin haber yapmadığı o küçük anların içinde saklıdır.

Gazete Ankara'nın Hafta Sonu Okumaları da tam burada başlıyor.

Hayatın sorunlarını inkâr etmek için değil.

Haftanın gündeminden kaçmak için de değil.

İnsana, bilime, tarihe, kültüre, sanata, doğaya, teknolojiye ve gündelik hayatın içindeki küçük ayrıntılara biraz daha dikkatle bakabilmek için…

Çünkü dünyada bilmeye değer sorunlar kadar, öğrenmeye değer bilgiler; hatırlamaya değer insanlar ve anlatmaya değer güzellikler de var.

HAFTA SONUNA BİR NOT

Dünyada kötü şeylerin olduğunu bilmek gerçekçiliktir. Fakat yalnızca kötü olanı görmek, gerçeğin tamamını görmek değildir.

Bazen güzel bir haber, içten bir teşekkür veya başka bir insanın iyiliğine tanık olmak dünyayı değiştirmez.

Ama dünyaya baktığımız pencereyi biraz değiştirebilir.

Belki de bazı pazar sabahları ihtiyacımız olan tam olarak budur.


Kaynaklar ve yararlanılan çalışmalar

Cacioppo, J. T. ve arkadaşları — Evaluative Space / Negativity Bias üzerine çalışmalar.
Olumlu ve olumsuz uyaranların değerlendirilmesindeki asimetri ve olumsuzluk yanlılığı üzerine akademik değerlendirme.
Orijinal akademik metin – PubMed Central

Choi, M. & Toma, C. L. (2014). “Social sharing through interpersonal media: Patterns and effects on emotional well-being.” Computers in Human Behavior, 36, 530–541.
Orijinal makale / DOI sayfası

Wagner, U. ve arkadaşları (2015). “Beautiful friendship: Social sharing of emotions improves subjective feelings and activates the neural reward circuitry.” Social Cognitive and Affective Neuroscience, 10(6), 801–808.
Orijinal akademik makale

Brudner, E. G., Fareri, D. S., Shehata, S. G. & Delgado, M. R. (2023). “Social Feedback Promotes Positive Social Sharing, Trust, and Closeness.” Emotion.
Makalenin açık erişimli akademik metni

Rimé, B., Bouchat, P., Paquot, L. & Giglio, L. (2020). “Intrapersonal, interpersonal, and social outcomes of the social sharing of emotion.” Current Opinion in Psychology, 31, 127–134.
Orijinal makale / DOI sayfası

McIntyre, K. & Lough, K. (2023). “Evaluating the effects of solutions and constructive journalism: A systematic review of audience-focused research.” Newspaper Research Journal, 44(3), 276–300.
Orijinal makale / DOI sayfası

Not: Bu yazı hazırlanırken psikoloji, sosyal biliş, duyguların sosyal paylaşımı ve yapıcı gazetecilik alanındaki akademik araştırmalardan yararlanılmıştır. Bilimsel çalışmaların bulguları Gazete Ankara okuyucusu için özgün bir anlatımla yorumlanmış; araştırmaların kapsamını aşan nedensel veya tıbbi sonuçlara yer verilmemiştir.


Dr. Oğuz Poyrazoğlu

Gazi Üniversitesi Tek. Fak. Öğr. Üyesi
Gazete Ankara DHP Köşe Yazarı
Kurucu ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü
opoyrazoglu@gazeteankara.com.tr

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)