Batı Müziği Eğitimi Alan İcracıların Geleneksel Türk Müziğine Yönelik Paradigmatik Yaklaşımı
Giriş
Türkiye’deki müzik kültürü, Tanzimat’tan itibaren ivme kazanan ve Cumhuriyet dönemiyle kurumsallaşan bir "modernleşme" projesinin merkezinde yer almıştır. Bu süreçte Batı müziği, "çağdaşlaşmanın" ve "evrenselliğin" simgesi olarak konumlandırılırken; geleneksel müzikler (Türk Sanat Müziği ve özellikle Türk Halk Müziği), "yerellik", "ilkelik" veya "doğululuk" parantezine alınmıştır. Büyük şair N.F.Kısakürek’in Sakarya şiirinde ifadesini bulan “Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya/Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!” misali kendi öz yurdunda yabancılaştırılan binlerce yıllık kültürel birikimin feryadıdır aslında bu yazı.
Yazıda, Batı müziği eğitimi almış icracıların kendi kültürel köklerine yönelik geliştirdikleri "küçümseyici" veya "yabancılaşmış" tutum, Pierre Bourdieu’nün kültürel ayrım kuramı ve Edward Said’in oryantalizm kavramları çerçevesinde yorumlancaktır.
1. Tarihsel Arka Plan ve Kültürel Yarılma
Türkiye'de müzik devrimi, ulus-devlet inşası sürecinde ideolojik bir araç olarak kullanılmıştır. Ziya Gökalp'in "Hars ve Medeniyet" ayrımında belirttiği gibi, halk musikisi "hars" (kültür), Batı tekniği ise "medeniyet" olarak görülmüş; bu ikisinin sentezi hedeflenmiştir.1 Ancak bu politika, uygulamada Batı müziği eğitimi alanların kendilerini batı Elit Sınıfı gibi "üst bir estetik basamakta" görmelerine yol açan hiyerarşik bir yapı doğurmuştur.
2. Sosyolojik Analiz: Kültürel Sermaye ve Habitüs
Pierre Bourdieu'nün "Ayrım" (Distinction) kuramına göre, estetik beğeniler rastlantısal değil, sınıfsal konumun ve sahip olunan "kültürel sermayenin" bir yansımasıdır.2 Batı müziği icracısı için bu müzik türüyle kurulan bağ, bir "çağdaş olma”, elitizm" ve modernlik" göstergesidir. Geleneksel müzikleri "köylü müziği" veya "çoban müziği" olarak yaftalamak, icracının kendi sosyal statüsünü Batı eksenli bir "yüksek kültür" alanına sabitleme çabasıdır. Bu durum, icracının habitüs’ünün (içselleştirilmiş yatkınlıklar) geleneksel olana kapalı hale gelmesiyle sonuçlanır.
3. Müzikolojik Bakış: Teknik ve Estetik Önyargılar
Müzikolojik açıdan sorun, genellikle "evrensellik" ve "ilerleme" kavramları üzerinden tartışılır. Batı müziği eğitimi, "tamperaman" sistemini, çoksesliliği ve yazılı notasyonu mutlak doğrular olarak dayatır. Bu perspektiften bakıldığında:
- Makam Sistemi: Bir "eksiklik" veya "karmaşa" olarak algılanır.
- Tekseslilik (Monofoni): ** Harmonik derinlikten yoksun bir "ilkellik" olarak nitelendirilir.3 Ancak ne ilginçtir ki geri olarak yaftalanan müzik bugün modern dünyanın aynı eserleri çalma icra etme sınırlarının sürekli tekrarı ile devam ederken, farklı arayışlar makamsal mikrotonal makamsal yapıların fark etmesiyle kendi müziklerini yeniden düşünüme arayışlarına itmiş gözükmektedir.
- İcracı Tavrı: Halk müziğindeki yerel ağızlar ve tavırlar, konservatuvar disiplini içindeki icracı tarafından "eğitimsizlik" olarak kodlanır.
Oysa müzikoloji disiplini, her müzik kültürünün kendi iç mantığı ve estetik değerleri olduğunu savunur. Batı müziği icracısının geleneksel müziği "aşağılaması", aslında kendi teknik donanımını evrensel bir cetvel sanmasından kaynaklanan bir "epistemik körlük"tür. (Sistematik ve katlanabilir bilgi).
4. İçselleştirilmiş Oryantalizm
Edward Said’in "Oryantalizm" teorisi, Doğulunun kendi kültürüne Batılının gözüyle bakması durumunu (İçselleştirilmiş Oryantalizm) açıklar.4. Türk Batı müziği icracısı, Batı'daki “gizemli" (egzotik)" veya "ilkel Doğu" imajını kendi toplumuna yansıtarak, kendi halkının müziğini bir antropolojik veri veya "rafine edilmemiş hammadde" olarak görmeye başlar. Bu durum, kültürel bir aşağılık kompleksinin "teknik üstünlük" maskesiyle dışavurumudur.
Sonuç
Batı müziği icracılarının geleneksel müziğe karşı takındıkları *paronatik tutum, Türkiye’deki kültürel modernleşmenin sancılı bir yan ürünüdür. Müzik sosyolojisi açısından bu bir "statü savunma mekanizması", müzikoloji açısından ise "etnosentrik bir bakış açısı"dır. Müziğin "evrensel" olduğu iddiası, yerel olanın dışlanmasıyla değil, onun özgün dilinin kavranmasıyla anlam kazanabilir. İcracıların kendi kökleriyle barışması, ancak Batı merkezli estetik hiyerarşilerin sorgulanması ve müzikal çoğulculuğun içselleştirilmesiyle mümkündür. Daha da garip olan durum; batı mantalitesi beslenen ve icra yapanların birçoğunun ileriki akademik hayatlarında Türk müziği alanında makale yazarak ünvan almaları çelişki değil midir?
Kaynakça ve Dipnotlar
- Gökalp, Z. (1923). Türkçülüğün Esasları. Ankara: Matbuat ve İstihbarat Matbaası.
- Bourdieu, P. (1984). Distinction: A Social Critique of the Judgement of Taste. Harvard University Press.
- Tura, Y. (1988). Türk Musikisinin Meseleleri. İstanbul: Pan Yayıncılık.
- Said, E. W. (1978). Orientalism. New York: Pantheon Books.
Mardin, Ş. (1991). Türk Modernleşmesi. İstanbul: İletişim Yayınları.
Behar, C. (1987). Klasik Türk Musikisi Üzerine Denemeler. İstanbul: Bağlam Yayınları.
NOT: *Paranoya, bireylerin çevresindeki insanlara ve olaylara karşı aşırı güvensizlik hissettiği bir psikolojik durumdur. Bu durum, kişinin düşüncelerini ve davranışlarını olumsuz etkileyebilir. Paranoya hastalığı, sürekli şüphecilik ve savunmacı tutumlarla karakterizedir.
**Armoni, müziğin sesleri dikey olarak inceleyen bir dalıdır ve birden fazla sesin aynı anda çalınmasıyla oluşan uyumu ifade eder. ** “Harmonik” değişim oranı" ise, bir müzikal kompozisyonda akorların geçiş hızını ifade eder.
Dr. Murat Karabulut – Köşe Yazarı
Gazete Ankara Dijital Haber Portalı
E-posta: mkarabulut@gazeteankara.com.tr
www.gazeteankara.com.tr
“Türkiye’nin kalbi Ankara’nın sesi”
YORUM YAP