Yeni Başlayan Fotoğrafçı Sendromu
Deklanşöre Basan Herkes Sanatçı!
Fotoğraf makinesini alan herkesin bir gecede “fotoğraf sanatçısı”na dönüşmesi, son yılların en parlak mucizelerinden biri. Adeta kutsal bir ışık iniyor ve deklanşöre ilk kez basan kişi, bir anda “ışığın büyücüsü”, “kadrajın filozofu” oluveriyor. Üstelik Instagram biosunda “photographer” yazması, bu unvanı resmi olarak tescilliyor.
Henüz diyafram mı, enstantane mi, ISO mu birbirine karışmışken; ışığı ters yönden gelen güneşi bile “yaratıcı fikir” diye açıklayabiliyor. Güneş tam gözün içine girip fotoğrafı yakmış mı? Hiç sorun değil! Onun adı artık “ışık patlamasıyla bilinç yırtılması”. Bir de altına “ışıkla düşünmek…” gibi derin (!) bir cümle yazıldı mı, tamamdır: Sanat doğmuştur.
Ama esas eğlence, bu yeni fotoğrafçıların “bilgiye” değil, “takdire” olan açlığında. Eleştiriye tahammül sıfır. “Fotoğraf biraz fazla pozlanmış” derseniz, hemen savunma gelir: “Ben orada duyguyu anlatmak istedim.” Hangi duyguyu bilemezsiniz, ama emin olun çok soyut bir duygudur!
Ve sonra başlar “usta küçümseme” dönemi… “Zaten eski fotoğrafçılar hep aynı kareleri çekiyor. Biz yenilik getiriyoruz!” Yenilik dedikleri, ters çevrilmiş kadraj ve pembe filtreyle çekilmiş bir kahve fincanı… Ustalara laf yetiştirmek kolay, çünkü bilgi birikimi yük değildir; taşımak gerekmez. “Ben duyguyla çekiyorum” diyenin yanına “RAW nedir?” diye gidin, cevabı genellikle “Doğal çekiyorum abi” olur.
Sanal dünyada ise bu özgüven daha da büyür. Henüz bir yıl olmadan YouTube kanalında “Fotoğrafın incelikleri” anlatmaya başlayanlar, yeni başlayanlara ders verir. “Ben de başlarken çok zorluk çektim ama artık ışığı hissetmeyi öğrendim” derken, arkada floresan yanıyor, ISO 6400.
Oysa fotoğraf, sadece bir kare değil; bir bakış biçimidir. Bunu anlamak için önce bakmayı, sonra görmeyi, en sonunda ise susmayı öğrenmek gerekir. Çünkü gerçek ustalar, konuşmaktan çok üretir.
Yeni başlayanlara kötü bir haber: Fotoğraf, ego büyütme değil; göz eğitme sanatıdır. Deklanşöre basmak kolay, ama anlam yakalamak yıllar ister.
Yine de içlerinde umut var… Çünkü bir gün o filtreleri kaldırıp gerçekten ışığa bakacaklar. Ve belki o zaman fark edecekler: Fotoğrafçılık, “ben oldum” demekle değil, “hâlâ öğreniyorum” diyebilmekle başlar.
YORUM YAP