YAZARLAR

24 Ağustos 2026 Pazartesi, 10:00

Mizah Aynasında Johari’nin Penceresi

Johari Penceresi, insanın kendisini ve başkalarıyla kurduğu iletişimi anlamaya yardımcı olan önemli bir modeldir. Bu yazı; özellikle gizli alan ve kör alanın bireysel ve sosyal ilişkiler üzerindeki etkisini, mizahın bu alanları dönüştürmedeki iyileştirici gücü üzerinden değerlendirmek ve farkındalık oluşturmak amacıyla kaleme alındı.



Johari Penceresi
, 1955 yılında psikolog Joseph Luft ve Harrington Ingham tarafından geliştirilen, bireyin kendisini tanıma ve başkalarıyla olan iletişim düzeyini anlamlandırma modelidir. Model, adını kurucularının isimlerinin birleşiminden, Joseph ve Harrington’dan alır.

Model, kişinin duygu, düşünce, yetenek ve davranışlarını “kendisi tarafından bilinme” ve “başkaları tarafından bilinme” eksenlerinde dört ana bölgeye ayırır.

Açık Alan: Hem Kendimizin Hem Başkalarının Bildiği Yönlerimiz

1- Açık Alan: Bu alan hem kendimizin hem de çevremizin bildiği özelliklerdir.

İsmimiz, yaşımız, memleketimiz, mesleğimiz, medeni durumumuz gibi hem kendimiz hem de başkaları açısından bilinmesinde sakınca olmayan açık bilgiler bu alana girer.

Bu alan ne kadar geniş ve şeffafsa, iletişim kurmamız da o ölçüde kolaylaşır.

Gizli Alan: Sakladıklarımızın Yükü

2- Gizli Alan: Kendimizin bildiği ama başkalarının bilmediği alandır.

Başkalarının bilmesini istemediğimiz; topluma, ahlaka, törelere veya dine aykırı gördüğümüz özelliklerimizi bu alanda saklarız. Onaylanmama, sevilmeme, eleştirilme, reddedilme, yargılanma ve dışlanma korkuları nedeniyle bu yönlerimizi sır gibi tutarız.

Bu alan bizi sürekli rol yapmaya zorlar. İfşa olmaktan korkarız. Topluma karşı yüzümüz başka, kendi gerçekliğimize karşı başka olur.

Bagajımızda sakladığımız bu kirli özellikler, hayat yolunda yürürken sürekli bize ağırlık verir. İnsanlar bunları öğrenmesinler diye mesafeli davranırız. İlişkilerimiz soğuk, güvensiz ve yüzeysel hâle gelir.

Sürekli maskeli dolaşmak insanı gergin yapar. Gizlediğimiz açığı kapatmak için abartılı söz ve davranışlara başvurabiliriz.

Örneğin rüşvet alan kişi, her fırsatta ne kadar dürüst olduğundan bahsedebilir. Yetenek ve yetersizliğini kapatmak isteyen kişide abartılı bir kibir görülebilir. Sürekli ne kadar marifetli olduğunu ortaya koymaya çalışır.

Bir kişide abartılı bir davranış varsa, arkasında gizlediği bir özelliğin bulunması mümkündür.

Kendi gerçekliğimizle yüzleşmeden bu sorunu çözemeyiz. Zayıf ve eksik yönlerimizi kabul edip mükemmel bir varlık değil, insan olduğumuzu unutmamamız gerekir.

Bizim de bir kişiliğimiz vardır. Toplumun istediği robotik bir makine değiliz.

Sınırlarımızı belirleyip “hayır” demeyi öğrendikten sonra doğru bulduğumuz yolda ilerleyebiliriz. Eğer gizli alanlarımızı en aza indiremezsek dürüst bir iletişim kuramayız. Özsaygımız son derece düşük olur. Üretken ve yaratıcı özelliğimizi kaybederiz.

Kör Alan: Başkalarının Gördüğü, Bizim Göremediğimiz Yönlerimiz

3- Kör Alan: Başkalarının bizde gördüğü ve bildiği, ama bizim kabul etmediğimiz ya da farkında olmadığımız özelliklerdir.

Kendi algımızla dışarıdaki imajımızın uyuşmaması sonucu bu kişiler geri bildirimleri kabul etmeye yanaşmazlar. Kör alan, insanı kibirli, empatiden yoksun ve ben merkezli hâle getirebilir.

Bu kişiler eleştiriden aşırı rahatsız olurlar. Çünkü kendileriyle ilgili algılarını mutlak doğru, karşıdaki kişilerin söylediklerini ise yanlış görürler.

Diyelim ki cimrisiniz. Karşı taraf size bunu uygun bir dille söylediğinde, siz bunun doğru olmadığını, yalnızca akıllı bir tasarrufçu olduğunuzu söylersiniz.

Diyelim ki konuşmalarınızda kaba ve kırıcısınız. Siz ise kendinizi “doğruyu söyleyen, harbi biri” olarak nitelendirirsiniz.

Bu kişiler iletişimde sürekli sorun yaşarlar. Her fırsatta tartışır ve kendi doğrularını karşı tarafa dayatmaya çalışırlar. “Acaba karşıdakinin hakkımda söyledikleri doğru olabilir mi?” ihtimalini düşünmezler.

Karşı tarafın kendilerini tam anlamadığını, asıl doğrunun kendi haklarındaki algıları olduğunu ileri sürerler.

Bilinmeyen Alan: Keşfedilmeyi Bekleyen Potansiyel

4- Bilinmeyen (Potansiyel) Alan: Hem bizim hem de başkalarının bilmediği, keşfedilmemiş potansiyellerimiz veya bastırılmış duygularımızdır.

Bu alan ancak deneyerek ve uygun ortam bulduğumuzda gelişir. Geliştikçe yeteneklerimizin ve duygularımızın farkına varırız.

Johari Penceresinde Asıl Sorun Nerede?

Şimdi gelelim yazının başlığına.

Johari’nin dört penceresine kısaca değindik. Bu dört pencereden özellikle gizli alan ile kör alanın fazla olması hem ruh sağlığımızı hem de sosyal ilişkilerimizi olumsuz yönde etkilemektedir.

Gergin, rol yapan, iki yüzlü, çatışmacı, inatçı ve geçimsiz olmamızda bu iki alanın önemli etkisi vardır.

Mizahın İyileştirici Gücü

Mizahın ruh sağlığında ve sosyal ilişkilerde iyileştirici bir gücü vardır.

Mizah; stres ve kaygıyı azaltır, duygusal dayanıklılığımızı yükseltir, sosyal bağlantılarımızı güçlendirir, bilişsel esnekliği ve sorun çözme yeteneğini geliştirir, fiziksel sağlığımızı destekler.

Peki mizah, Johari Penceresindeki gizli ve kör alanlarımızı nasıl dönüştürebilir?

Mizah Gizli Alanı Nasıl Dönüştürür?

Mizah, insanın kendisine dışarıdan bakabilme yeteneğiyle ilgilidir.

Kendimize bir gözlemci gibi baktığımızda iç ve dış çelişkimizi daha rahat görürüz. Kendimizi benlik ve akıl olarak bu duygu ve davranışlarımızın üzerinde konumlandırdığımız takdirde, tezat davranışlarımız bize komik gelmeye başlar.

“Bir ben vardır, bir de benden öte.” diye baktığımızda yanlış davranışlarımızla alay edebiliriz.

Bu bizi küçük düşürmez. Çünkü kendimizle alay ettiğimizde, o davranışın üzerinde bir farkındalık düzeyine çıkmış oluruz.

Bu durum bize insan olduğumuzu, mükemmel bir makine olmadığımızı hatırlatır.

İçimizde büyüttüğümüz ve sakladığımız bir özelliğimiz, mizahın fırçasıyla gülünecek bir malzemeye dönüşür. Kendi gerçekliğimizle yüzleşmek daha eğlenceli ve daha katlanılabilir hâle gelir.

Mizahın en önemli fonksiyonlarından biri de içimizde biriken negatif enerjiyi gülme yoluyla dışarı çıkararak bizi rahatlatmasıdır.

Kör Alanı Mizahla Görmek

Gelelim kör alanımıza.

Kendi algımızla dışarıdaki imajımız arasındaki çelişkinin Nasreddin Hoca’da olduğunu düşünsek, Hoca bu olaya nasıl yaklaşırdı?

Bu soruyu sorduğumuzda, birçok durumun mizah malzemesine dönüşebileceğini fark ederiz.

Bir olaydan trajedi ya da komedi çıkmasının temel sebebi doğrudan bizim algımızla ilgilidir. Aynı olay bir kişide üzüntü oluştururken, başka bir kişide gülmeye yol açabilir.

Kör alanımızı daraltabilmek için empati duygumuzu geliştirmemiz gerekir.

Empatiyi de bizimle ilgili geri bildirimlere karşı hemen savunmaya geçmek yerine, “Acaba söyledikleri doğru olabilir mi?” sorusunu sorarak geliştirebiliriz.

Kör alanı geniş olan kişi çok fazla iletişim kazası yaşar. Bu iletişim kazalarına dışarıdan bakıldığında ise çoğu zaman ne kadar komik oldukları görülür.

Molière, “Komedi, insanları güldürerek eğitme sanatıdır.” der.

Esasında komedi ve mizah yalnızca başkalarını güldürerek eğitme sanatı değildir. Aynı zamanda kendimizi de güldürerek eğitme sanatıdır.

Toplum Olarak Gizli ve Kör Alanlarımız

Bizim toplumumuzda özellikle gizli alan ve kör alanın fazla olması nedeniyle hem bireysel hem de sosyal anlamda büyük sıkıntılar yaşanmaktadır.

Önce insanların kendi gizli ve kör alanlarının farkına varmasını sağlamak, ardından bunun iyileştirme yollarından biri olan mizahı doğru kullanmayı öğrenmek gerekir.

Mizahı doğru kullanabildiğimiz ölçüde kendimize daha rahat bakabilir, eksiklerimizle yüzleşebilir, geri bildirimlere daha açık olabiliriz.

Böylece daha rahat, daha empatik, iletişime daha açık ve daha güvenli bir toplum olma yolunda önemli bir adım atabiliriz.

Av. Durdu GÜNEŞ
Gazete Ankara Dijital Haber Portalı Köşe Yazarı
dgunes@gazeteankara.com.tr

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)