YAZARLAR

27 Eylül 2026 Pazar, 13:00

PAZAR SOHBETLERİ – NO: 17 Bozulan Ne? Eğitimde Süreyi, Yolu ve Sonucu Birlikte Konuşalım

Dr. Yusuf Kılınç’ın eğitim üzerine paylaştığı sorular, bizi eski ve yeni sistem arasında kolay bir tercihe değil; okul öncesinden üniversiteye uzanan yolun gençlere ne kazandırdığını düşünmeye çağırıyor. Bu pazar, özellikle mesleki ve teknik eğitimin yerini, öğretmenin emeğini ve yaptığımız değişikliklerin sonuçlarını konuşalım.

Bir pazar sabahı, eğitim hakkında söze nereden başlanır?

Kanunlardan mı, sınavlardan mı, okul binalarından mı? Yoksa okula her sabah giden, geleceğini orada arayan bir gencin yüzünden mi?

Selçuk Üniversitesi emekli öğretim üyesi Dr. Yusuf Kılınç, sosyal medya paylaşımında söze daha doğrudan giriyor: “BOZULAN NE?” Eğitim düzenini, toplumsal değerleri ve gençlerin kaygılarını aynı sorunun etrafında topluyor. Özellikle mesleki eğitimden geçmiş bir kuşağın deneyimini hatırlatarak zorunlu eğitimde yapılan değişikliklerin sonuçlarının izlenip izlenmediğini soruyor.

Soruyu önemli buluyorum. Çünkü eğitimde bir değişiklik yaptığımızda ilk gün hedefleri anlatıyoruz; yıllar sonra o değişikliğin öğrencinin hayatına nasıl yansıdığını aynı açıklıkla konuşmakta zorlanıyoruz.

Bu yazı, Dr. Kılınç’ın her görüşüne katılmak veya itiraz etmek için kaleme alınmadı. Paylaşımının açtığı kapıdan geçerek daha kapsamlı bir soru sormak için yazıldı: Bir çocuğa okul öncesinden başlayıp mesleğe veya üniversiteye uzanan yolda nasıl bir öğrenme ve gelecek imkânı sunuyoruz?


Takvimi değiştirmek, eğitimi değiştirmeye yeter mi?

Bir dönem beş yıllık ilkokulun ardından üç yıllık ortaokula gidiliyordu. 1997’de zorunlu ilköğretim sekiz yıla çıktı. Liselerin süresi 2005–2006 öğretim yılından itibaren dört yıl oldu. 2012’de kabul edilen 6287 sayılı Kanun ise dört yıllık ilkokul, dört yıllık ortaokul ve dört yıllık ortaöğretimden oluşan zorunlu eğitim yapısını getirdi. Bu tarihsel çizgi, Millî Eğitim Bakanlığının ilgili belgesinde ve 6287 sayılı Kanun metninde görülebilir. mevzuat.meb.gov.tr

Bu değişikliklerin her biri ayrı bir dönemin ihtiyacına cevap verme iddiasıyla yapıldı. Fakat eğitim yalnızca kaç yıl sürdüğüyle anlaşılmaz. Çocuk o yıllarda ne öğrendi? Hangi aşamada desteğe ihtiyaç duydu? Önünde hangi seçenekleri gördü? Okuldan ayrıldığında hangi yeterliklere sahipti?

Bir gence üç yıl daha okul imkânı sunmak değerli olabilir. Fakat o üç yılın niteliği zayıfsa, süreyi uzatmış oluruz; imkânı aynı ölçüde genişletemeyiz. Tersine, zorlandığı anda genci eğitimden çıkarmak da onun henüz keşfedilmemiş yeteneklerini gözden kaçırabilir.

Öyleyse tartışmayı yalnızca “Kaç yıl?” sorusuyla sınırlamayalım. “Hangi içerikle, hangi ortamda ve hangi sonuçla?” diye de soralım.

Eğitimde eşitlik, herkese aynı yolu çizmek midir?

Dr. Kılınç’ın paylaşımında, akademik öğrenimde ilerlemeyen gencin istemediği bir okulda yıllar geçirmesine duyulan itiraz var. Bir öğrencinin ilgisi ve yeteneğiyle uyuşmayan bir yolda mutsuz olması gerçek bir sorundur. Onu dinlemeliyiz.

Fakat öğrencinin o günkü akademik başarısını, yapabileceklerinin son sınırı olarak da görmemeliyiz. Okumakta güçlük çeken bir çocuk, yeterli destek almamış olabilir. Okuldan uzaklaşan bir genç, kendisine uygun alanla henüz karşılaşmamış olabilir. Ailesinin koşulları veya yaşadığı çevre de öğrenmesini etkileyebilir.

Bu nedenle eşitlik, bütün gençleri aynı okul türüne yönlendirmek anlamına gelmez. Her gence nitelikli seçenekler sunmak; seçtiği yolda destek vermek ve gerektiğinde yön değiştirmesine izin vermek anlamına gelir.

Bu ilke okul öncesinden başlar. Millî Eğitim Bakanlığının 2024–2025 verilerine göre beş yaşta net okullaşma oranı yüzde 82,53’tür. Okul öncesi imkâna erişemeyen çocuk ile bu imkândan yararlanan çocuk, ilkokula farklı deneyimlerle başlayabilir. İlkokulda okuma, anlama ve temel matematik becerileri yeterince gelişmediğinde bu fark sonraki kademelere taşınır. sgb.meb.gov.tr

Ortaokul ise gencin ilgisini tanımak için önemli bir dönemdir. Onu yalnızca lise sınavına hazırlanan biri olarak görürsek teknik becerisini, üretme isteğini, sanatla veya bilimle kurduğu ilişkiyi yeterince fark edemeyebiliriz.

Mesleki eğitim: Erken bir çıkış mı, güçlü bir yol mu?

Bu sohbetin merkezine mesleki ve teknik eğitimi koymak istiyorum. Çünkü Dr. Kılınç, kendi kuşağının meslek lisesinden teknik liseye ve yükseköğretime uzanabilen yolunu hatırlatıyor. Bu deneyimin içinde değerli bir ilke var: Meslek öğrenmek, eğitimin sonu olmak zorunda değildir.

İyi kurulmuş bir mesleki eğitim yolu, gence üretmenin bilgisini verir. Atölyede ölçmeyi, tasarlamayı, uygulamayı ve yaptığı işin sorumluluğunu almayı öğretir. İşletmede edindiği deneyim, okulda öğrendiği bilgiyle birleşir. İsterse çalışma hayatına geçer; isterse eğitimini ilerletir.

Fakat bir genci yalnızca “derslerde başarılı olamadı” diye sanayiye göndermek, mesleki eğitimin değerini yükseltmez. Meslek eğitimi, başarısızlığın adresi gibi sunulduğunda hem genç hem sektör kaybeder. İşletmede bulunmak da tek başına eğitim almak demek değildir. Orada öğrenme hedefi, rehberlik, güvenli çalışma koşulları ve becerinin değerlendirilmesi bulunmalıdır.

Millî Eğitim Bakanlığının Mesleki ve Teknik Eğitim Politika Belgesi, eğitime erişim, niteliğin iyileştirilmesi ve istihdama hazırlık üzerinde duruyor. Bu hedeflerin karşılığını okul ve işletme arasında kurulan ilişkinin niteliğinde aramalıyız. www.meb.gov.tr

Meslek öğrenen bir genç Türkçeyi, matematiği, yabancı dili veya dijital becerileri geride bırakmak zorunda değildir. Bugünün üretim dünyasında bu alanların hepsi önemlidir. Asıl maharet, genel eğitim ile mesleki beceriyi birbirini güçlendirecek biçimde buluşturmaktır.

Yerleştirme bittiğinde öğrencinin hikâyesi bitmez

Liseye geçiş tartışmalarında çoğu zaman puanları ve kontenjanları konuşuyoruz. MEB’in 2026 yerleştirme açıklaması, sınavla öğrenci alan okulların yanında yerel yerleştirme yolunu da düzenliyor. Fakat yerleştirme yollarının bulunması, her öğrencinin kendisi için uygun ve nitelikli bir okula eriştiği anlamına tek başına gelmez. www.meb.gov.tr

Öğrenci okuluna yerleştikten sonra ne oluyor? Seçtiği alana ilgi duyuyor mu? Okuluna düzenli devam ediyor mu? Öğrenme güçlüğü yaşadığında destek alıyor mu? Başka bir okul veya alana geçmek isterse bunu yapabiliyor mu?

Dr. Kılınç’ın “sonuçların geri dönüşü takip ediliyor mu?” sorusunu burada yeniden sormalıyız. Bir sistemin başarısını yalnızca yerleştirme günüyle ölçemeyiz. Gençlerin mezuniyetine ve mezuniyet sonrasına da bakmalıyız.

Öğretmenin saygınlığı, sınıfta hissedilmeli

Paylaşımın bana en çok düşündürdüğü bölümlerden biri öğretmenle ilgili. Dr. Kılınç, eğitim ortamının güven, huzur ve disiplin istediğini; öğretmenin saygınlığının korunması gerektiğini söylüyor.

Buna katılıyorum. Öğretmeni eğitim üzerine yaptığımız konuşmaların merkezine koyup karar süreçlerinde deneyimine yeterince başvurmazsak eksik kalırız. Öğretmenin öğrencisini tanıyacak zamanı, mesleki gelişim olanağı, adil çalışma koşulları ve kurumsal desteği olmalıdır.

Disiplin de yalnızca yaptırım değildir. Öğrencinin kuralları bildiği, bu kuralların adil uygulandığı ve kendisini güvende hissettiği bir okul iklimidir. Öğretmen ile öğrenci arasında güven kurulmadığında, müfredatta yazan hedeflerin sınıfta karşılık bulması güçleşir.

Üniversiteye kadar uzanan yolu birlikte görelim

Üniversiteye geçişi, önceki kademelerden bağımsız düşünemeyiz. Temel öğrenme eksikleri yükseköğretime taşınır. Meslek ve alan tercihleri hakkında yeterince düşünme fırsatı bulamamış gençler, üniversitede de yön aramaya devam eder.

Üniversitenin görevi yalnızca diploma vermek değildir. Öğrencinin araştırma, eleştirel düşünme, etik karar verme ve mesleğini geliştirme kapasitesini güçlendirmektir. Yükseköğretim Kurulunun üniversite izleme ve değerlendirme yaklaşımında erişimle birlikte kalite, üretkenlik ve istihdama duyarlılık da yer alıyor. Bu başlıklar okul öncesinden üniversiteye kadar kurduğumuz bütün yolun sonuçlarıyla ilişkilidir. www.yok.gov.tr

Elbette herkesin üniversiteye gitmesi gerekmez. Önemli olan, üniversiteye gidenin de meslek öğrenip çalışan kişinin de eğitimini ilerletebileceği, emeğinin karşılığını görebileceği yolların açık olmasıdır.

Pazar sohbetinden geriye hangi sorular kalsın?

Millî Eğitim Bakanlığının 2024–2025 istatistikleri, okul öncesinden ortaöğretime yaklaşık 17,96 milyon öğrencinin eğitim sisteminde bulunduğunu gösteriyor. Ortaöğretimdeki yaklaşık 5,33 milyon öğrencinin 1,68 milyonu mesleki ve teknik ortaöğretimdedir. Bu büyüklükte bir sistemi tek bir kuşağın hatırasıyla veya tek bir sınavın sonucuyla değerlendiremeyiz. Hatıraları dinleriz; ardından veriye, okullardaki yaşama ve mezunların izlediği yollara bakarız. sgb.meb.gov.tr

Bu sohbetten benim aklımda beş soru kalıyor:

  1. Eğitimde yaptığımız değişikliklerin sonuçlarını yıllar boyunca izliyor ve kamuoyuyla anlaşılır biçimde paylaşıyor muyuz?
  2. Her çocuk, ilgi ve yeteneğine uygun nitelikli bir eğitim yoluna erişebiliyor mu?
  3. Mesleki eğitim, gence gerçek beceri ve ilerleme imkânı sunuyor mu?
  4. Öğretmenin bilgisi, emeği ve saygınlığı okulun günlük hayatında karşılık buluyor mu?
  5. Gençler geleceğe bakarken önlerinde açık bir yol görebiliyor mu?

Dr. Yusuf Kılınç’ın “Bozulan ne?” sorusuna tek sözcükle cevap vermek istemiyorum. Eğitim çok büyük bir insanlık meselesi. Süresini konuşurken içeriğini; başarıyı konuşurken fırsatları; disiplini konuşurken güveni; mesleği konuşurken öğrenmeye devam etme hakkını da düşünmeliyiz.

Belki bu pazar sohbetinin en doğru son cümlesi şudur: Bir eğitim sistemini, kaç yıl sürdüğünden önce o yılları yaşayan gençlere nasıl bir hayat imkânı verdiğiyle değerlendirelim.

Dr. Oğuz Poyrazoğlu
Gazi Üniversitesi Teknoloji Fakültesi Öğretim Üyesi

Gazete Ankara Dijital Haber Portalı Köşe Yazarı
Kurucu ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü

opoyrazoglu@gazeteankara.com.tr


Yazının esin kaynağı: Dr. Yusuf Kılınç’ın paylaşımı

Dr. Yusuf Kılınç’ın eğitim düzeni, zorunlu eğitimin süresi, mesleki eğitim ve öğretmenin konumu üzerine kaleme aldığı Facebook paylaşımı, bu Pazar Sohbetleri yazısının çıkış noktasıdır. Paylaşımın tam metni, yazının bu bölümünde özgün yazım ve noktalama biçimi korunarak sunulmuştur.

Kaynaklar

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)