YAZARLAR

30 Eylül 2026 Çarşamba, 00:00

Yapay Zekâda Güvenlik Duvarı mı, Tekel Duvarı mı?

Güvenlik adına konulan her duvar gerçekten insanlığı mı koruyor, yoksa teknolojinin anahtarını birkaç şirketin eline mi bırakıyor?

Yapay zekâ, insanlık tarihinin en büyük teknolojik dönüşümlerinden birini gerçekleştiriyor. Ancak bu dönüşümün yalnızca teknolojik değil, aynı zamanda ekonomik, siyasi ve jeopolitik bir mücadele olduğunu artık görmek zorundayız.

 

Bugün dünyada birkaç büyük teknoloji şirketi; yapay zekâ modellerini, devasa veri merkezlerini, çipleri (yongaları), bulut altyapılarını ve bilgi işlem gücünü kontrol ediyor. Önümüzdeki yıllarda asıl soru belki de şu olacaktır: Yapay zekâyı kim geliştirecek, kim kullanacak ve en önemlisi, kim kurallarını koyacak?

Çünkü teknoloji tarihinde çok önemli bir gerçek vardır: Teknolojiyi üreten yalnızca ekonomik güç kazanmaz; teknolojinin kurallarını koyan geleceğin sınırlarını da belirler.

Güvenlik mi, Giriş Bariyeri mi?

Yapay zekânın ciddi riskleri olduğu açıktır. Yanlış bilgi üretimi, kişisel verilerin ihlali, telif hakları, siber saldırılar, dezenformasyon ve iş gücü piyasasındaki dönüşüm gerçek sorunlardır.

Dolayısıyla güvenlik düzenlemeleri gereklidir. Fakat burada dikkat edilmesi gereken çok ince bir çizgi vardır: Güvenliği sağlamak başka şeydir, güvenlik gerekçesiyle piyasaya giriş kapılarını kapatmak başka…

Milyarlarca dolarlık şirketler için ağır güvenlik testleri, hukuki danışmanlık ve uyum maliyetleri belki yönetilebilir. Ancak aynı yük, küçük bir girişimciyi, üniversitedeki araştırmacıyı veya genç bir Türk teknoloji şirketini daha yola çıkmadan bitirebilir.

İktisat literatüründe bunun önemli bir karşılığı vardır: “Düzenleyici esaret” (regulatory capture).

Kuralları koyanlarla kurallara tabi olanlar arasındaki güç farkı büyüdükçe, düzenleme piyasayı koruyan bir araç olmaktan çıkıp mevcut büyük oyuncuları koruyan bir kalkana dönüşebilir. İşte asıl tehlike budur!

Açık Kaynak Neden Bu Kadar Önemlidir?

Yapay zekânın demokratikleşmesinde açık kaynak modellerin ayrı bir yeri vardır. Çünkü açık kaynak; yalnızca ücretsiz teknoloji demek değildir. Aynı zamanda inceleme, geliştirme, denetleme, uyarlama ve bağımsız araştırma yapabilme özgürlüğüdür.

Bir model yalnızca birkaç şirketin kapalı sisteminde çalışıyorsa, toplum o teknolojinin nasıl davrandığını sınırlı ölçüde görebilir. Oysa açık sistemler daha geniş bir araştırmacı topluluğunun denetimine açıktır.

Bu nedenle “Güçlü yapay zekâ modelleri açık kaynak olmamalıdır; çünkü tehlikelidir.” şeklindeki yaklaşım dikkatle sorgulanmalıdır!

Elbette güvenlik önemsiz değildir. Fakat şu soruyu da sormalıyız: Açık kaynağı kapatırsak güvenliği mi artıracağız, yoksa teknolojinin mülkiyetini birkaç şirketin elinde mi toplayacağız? Bir tehlikeden kaçarken daha büyük bir tehlikenin kapısını açmamalıyız.

Yapay Zekâ Artık Yalnızca Teknoloji Değildir

ABD ile Çin arasındaki teknoloji rekabeti bize başka bir gerçeği de gösteriyor. Yapay zekâ artık yalnızca bir yazılım meselesi değildir.

  • Çip demektir.
  • Veri merkezi demektir.
  • Enerji demektir.
  • Bulut altyapısı demektir.
  • Üniversite ve araştırma kapasitesi demektir.
  • Nitelikli insan gücü demektir.

Dolayısıyla yapay zekâ, giderek ulusal güç kapasitesinin bir unsuru hâline gelmektedir.

Çip ihracatındaki kısıtlamalar, yüksek performanslı işlem gücüne erişim sorunları ve küresel teknoloji bloklaşması, üçüncü ülkeleri zor bir denklemle karşı karşıya bırakıyor. Türkiye de bu denklemin dışına çıkamaz.

Türkiye'nin önündeki asıl tehlike

Türkiye'nin en büyük riski yapay zekâyı kullanamamak değildir. Asıl risk, yalnızca kullanmakla yetinmektir.

Eğer Türkiye geleceğin yapay zekâ teknolojilerini başka ülkelerden satın alan, bulut hizmetlerine ve yabancı modellere lisans ücreti ödeyen bir ülke konumunda kalırsa, dijital bağımsızlığımız ekonomik bağımsızlığımız kadar önemli bir sorun hâline gelecektir.

Bugün petrol ve enerji bağımlılığının ülkeler açısından ne ifade ettiğini biliyoruz. Yarın aynı tartışmayı;

  • “Hesaplama gücüne kim sahip?”
  • “Veriye kim sahip?”
  • “Temel modele kim sahip?”
  • “Çipe kim sahip?”

soruları üzerinden yapabiliriz.

Türkiye Ne Yapmalı? 

Öncelikle Türkiye'nin kendi yapay zekâ kapasitesini yalnızca birkaç ticari şirketin başarısına bırakmaması gerekir. Adım adım yapması gerekenler;

  • Birinci adım: Türkçe ve Türkiye'nin ihtiyaçlarına odaklanan açık kaynaklı temel modeller geliştirilmelidir.
  •  İkinci adım: Üniversitelerin, girişimcilerin ve araştırmacıların erişebileceği güçlü ulusal yapay zekâ hesaplama altyapıları kurulmalıdır.
  • Üçüncü adım: Regülasyon yapılırken büyük şirketlerle küçük girişim arasında aynı mali yük oluşturulmamalıdır. Güvenlikten taviz vermeden, yenilikçiliği boğmayan düzenleyici kum havuzları (regulatory sandbox) oluşturulmalıdır.
  • Dördüncü adım: Türkiye, yapay zekâ alanında yalnız kalmamalı; çok taraflı uluslararası araştırma ve teknoloji ortaklıkları geliştirmelidir.

Ve belki de en önemlisi: Türkiye yapay zekâyı yalnızca tüketen değil, üreten ve standartlarını belirleyen ülkeler arasında yer almayı hedeflemelidir.

Geleceğin Asıl Savaşı

Yapay zekâ çağında mücadele yalnızca “insan mı, makine mi?” sorusu üzerinden yürümeyecek. Asıl mücadele belki de:

  •  Kim üretecek?
  • Kim erişebilecek?
  • Kim denetleyecek?
  • Kim karar verecek?
  • Kim kuralları koyacak?

soruları etrafında şekillenecek.

“Yapay zekâ insanlığı yok edebilir.” söylemi elbette ciddiye alınmalıdır. Fakat bugünün somut sorunlarını geleceğin soyut korkularına feda etmemeliyiz.

  • Veri güvenliği bugün vardır.
  • Telif sorunu bugün vardır.
  • Dezenformasyon bugün vardır.
  • Siber tehdit bugün vardır.
  • İş gücünün dönüşümü bugün başlamıştır.

Bunlara çözüm üretirken bir başka tehlikeyi de gözden kaçırmamalıyız: İnsanlığı yapay zekânın tehlikelerinden koruyalım derken, yapay zekânın kendisini birkaç şirketin tekelinden kurtaramazsak ne olacak?

Çünkü özgürlük yalnızca teknolojiyi kullanabilmek değildir. Özgürlük, teknolojiyi üretebilmek, anlayabilmek, denetleyebilmek ve gerektiğinde kendi alternatifini geliştirebilmektir.

Türkiye'nin yapay zekâ politikasının temel hedefi de tam burada başlamalıdır: Tüketici Türkiye'den üretici Türkiye'ye; teknoloji takipçisi Türkiye'den teknoloji kuralı koyan Türkiye'ye geçmek.

Geleceğin dijital dünyasında söz sahibi olmak istiyorsak, bugünden şu sorunun cevabını vermeliyiz: Yapay zekânın geleceğini yalnızca teknoloji devlerine mi bırakacağız, yoksa kendi geleceğimizin teknolojisini kendimiz mi kuracağız?

Sonuç ve Değerlendirme

Yapay zekâda güvenlik elbette vazgeçilmezdir; ancak güvenlik adına oluşturulan kuralların rekabeti ve yenilikçiliği yok eden birer giriş bariyerine dönüşmesine izin verilmemelidir. Türkiye için mesele yalnızca yapay zekâyı kullanmak değil; veriye, hesaplama gücüne, açık kaynak modellere, insan kaynağına ve teknoloji üretme kapasitesine sahip olmaktır. Dijital egemenlik, önümüzdeki dönemde ekonomik ve siyasi bağımsızlığın temel unsurlarından biri olacaktır.

Saygılarımla,

Prof. Dr. Ayhan ERDEM
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
aerdem@gazeteankara.com.tr
Gazete Ankara DHP-Köşe Yazarı
“Türkiye’nin kalbi Ankara’nın sesi”

 

 

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)