YAZARLAR

07 Şubat 2026 Cumartesi, 08:45

CUMARTESİ SOHBETLERİ NO:9- Performansın Adı Keyfilik Olmamalı: Kamu Yönetiminde Güven Aşınması ve Liyakat Meselesi

Kamu kurumlarında “puanlama” ve “performans” adıyla yürütülen şeffaf olmayan uygulamalar, kamu görevlisinde güveni aşındırır; Türkiye’nin ikinci yüzyılında bu yaklaşım kesin biçimde geride bırakılmalıdır.

Yıllar Öncesinden Bugüne Düşen Bir Manşet

Yıllar önce yerel bir gazetenin “Adalet yerini bulacak mı?” manşetiyle gündeme taşıdığı tartışma, bugün dönüp baktığımızda sadece bir idari uyuşmazlık değildir. O başlık, kamu yönetiminde liyakat, hukuka bağlılık ve kurumsal güven kavramlarının ne kadar hayati olduğunu hatırlatan bir uyarıdır.

O dönemin Millî Eğitim Bakanlığı uygulamalarında, bazı performans / puanlama süreçlerinin sahaya nasıl yansıdığına dair eleştiriler hep aynı noktada düğümleniyordu: Ölçütler net değilse, süreç şeffaf değilse ve itiraz mekanizması güçlü değilse, “değerlendirme” gelişim aracı olmaktan çıkar; kurum içinde güven aşınmasına neden olur. 



“Puan” Verirken Güveni Kaybetmek

Kamu personeli görevini sadece mevzuatla değil, aynı zamanda kurumun adaletine duyduğu inançla yürütür. Bir idareci, kendisi hakkında yapılan değerlendirmeyi “objektif kriterler” yerine “kanaat”, “yakınlık-uzaklık” ya da “dönemsel tercihler” üzerinden açıklamak zorunda kalıyorsa, kurumun performansı artmaz; kurumsal aidiyet zayıflar, inisiyatif alma iradesi kırılır, çalışma barışı zarar görür.

Bu tablo, yalnızca bireysel mağduriyetler doğurmaz; kamu hizmetinin kalitesini de düşürür. Çünkü güven kaybı, en görünmez ama en yıkıcı yönetim problemidir.


21. Yüzyıl Türkiye’sinde “Keyfilik” Lüksü Yok

Türkiye “ikinci yüzyıl” hedeflerini konuşurken, kamu kurumlarında keyfîliği çağrıştıran her uygulama biçimi artık kesin biçimde geride bırakılmalıdır. Performans yönetimi elbette gereklidir; ancak bu yönetim:

  • ölçülebilir (kriterleri somut),
  • şeffaf (önceden ilan edilmiş),
  • denetlenebilir (kurum içi/dışı denetime açık),
  • itiraz edilebilir (etkin başvuru yolları olan),
  • eşitlikçi (aynı durumda olana aynı muamele)

olmadığı sürece, adına “performans” dense de sonucunda kurumsal adalet duygusu zedelenir.


Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ve Liyakat Beklentisi

Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nde bakanlık teşkilatları ve kamu kurumlarında hedeflenen temel yaklaşım; etkinlik, verimlilik, hesap verebilirlik ve liyakat ekseninde kurumsal kapasiteyi güçlendirmektir. Sistem ne olursa olsun, kamu yönetiminin meşruiyeti; kararların dayandığı kriterlerin açıklığına, süreçlerin denetlenebilirliğine ve yargı kararlarının bağlayıcılığına saygıya bağlıdır.

Yargı kararlarının geciktirilmesi, uygulanmaması veya fiilen etkisizleştirilmesi algısı; sadece bireysel hakları değil, devlete duyulan güveni de aşındırır. Hukuk devleti, “karar çıkması” ile değil; kararın uygulanmasıyla tamamlanır.


Esas Soru Değişmiyor: Adalet Duygusu Büyüyor mu?

Dün “puanlama” deniyordu, bugün “performans ölçümü” deniyor, yarın “yetkinlik matrisi” denecek. İsimler değişebilir; fakat değişmeyen ölçüt şudur: Uygulama, kurumsal adalet duygusunu büyütüyor mu; yoksa zedeliyor mu?

Bu nedenle geçmişteki örnekler, nostalji için değil; kamu yönetiminde tekrar eden hataları azaltmak için önemlidir. Türkiye’nin ikinci yüzyılında ihtiyacımız olan şey, aynı soruları yeniden sormak değil; o soruları doğuran zeminleri ortadan kaldırmaktır.


Sonuç: Performans Var, Ama Önce Hukuk ve Liyakat

Performans değerlendirme sistemi mutlaka olmalıdır; fakat keyfîliği dışlayan bir mimariyle… Aksi halde “performans” adıyla yürütülen her işlem, kamu vicdanında aynı soruyu büyütür: Adalet yerini bulacak mı?

Türkiye’nin yeni yüzyılında güçlü devlet, en çok adil işleyen kurumlarıyla güçlü olacaktır.


Dr. Oğuz Poyrazoğlu

Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
Gazete Ankara Dijital Haber Portalı Köşe Yazarı
Kurucu ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü
opoyrazoglu@gazeteankara.com.tr

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)