Modern Hayat Ruh Sağlığını Nasıl Etkiliyor?
Modern hayat bize hız vaat etti. Kolaylık sundu. Aynı anda her şeye yetişebileceğimiz yanılsamasını pazarladı. Ama bunun bir bedeli vardı ve o bedeli yavaş yavaş ruhumuzla ödedik.Bugün insan beyni, tarihte hiç olmadığı kadar uyarılıyor. Bildirimler, mesajlar, sosyal medya akışı, bitmeyen haberler, yapay gündemler… Oysa beynimiz evrimsel olarak bu yoğunluğa göre tasarlanmadı. Sürekli tetikte kalması gereken bir sistem, bir noktadan sonra yoruluyor. Dikkat süresi kısalıyor, sabır azalıyor, tahammül düşüyor. Kaygı ise sessizce artıyor.
Modern hayat sadece hızlı değil, aynı zamanda doyumsuz. Hep daha fazlasını istiyor. Daha başarılı olmalısın, daha mutlu görünmelisin, daha üretken, daha fit, daha güçlü… Ama kimse “yetmek” kelimesini öğretmiyor. İnsanlar çoğu zaman başarısız oldukları için değil, kendilerini yeterli hissedemedikleri için tükeniyor. Tükenmişlik sendromu bir tembellik hali değil; bitmeyen beklentilerin doğal bir sonucu.
Bu dünyanın yükünden çocuklar da muaf değil. Erken yaşta performans baskısıyla tanışıyorlar. Ekranla şekillenen bir dikkat sistemiyle büyüyorlar. Sabırsız, hızlı, anında ödül bekleyen bir zihin yapısı gelişiyor. Çocuklar artık sıkılmayı öğrenemeden büyüyor. Oysa sıkılmak, hayal gücünün kapısını açan en eski anahtardır.
Bugünün çocukları eskisi gibi toprağa basmadan büyüyor. Seksek oynamıyorlar, dizleri yara olmuyor, ağaçtan düşmüyorlar. Toprakta hoplayıp zıplayarak değil, ekranın karşısında büyüyorlar. Bu bir nostalji yakınması değil. Bu, sahada gözlemlediğimiz bedensel ve ruhsal bir değişimin tespiti.
Çocuklar hantallaştı. Kasları değil belki ama hareket cesaretleri zayıfladı. Koşarken düşmekten, tırmanırken incinmekten, dışarı çıkarken “bir şey olur” korkusundan çekiniyorlar. Ve bu korku çoğu zaman onlara ait değil.
Korkuyu biz öğrettik. “Dikkat et”, “düşersin”, “kirlenme”, “yapma”, “oraya çıkma” cümleleriyle büyüyen çocuklara, iyi niyetle ama fazlasıyla koruyucu bir dille şunu fısıldadık: Dünya tehlikeli, bedenin yetersiz.
Sonra o çocuk büyüdü. Dengede durmakta zorlandı, koşmaktan kaçındı, yeni bir oyuna girmeye çekindi, dışarı çıkarken bile huzursuz oldu. Bu bir tembellik değil. Bu, deneyim yoksunluğu.
Modern hayatın en sinsi yüklerinden biri de kıyas. Artık hayatlarımızı yaşamakla yetinmiyoruz; başkalarının hayatlarıyla ölçüyoruz. Kim ne kadar mutlu, kim nereye gitti, kimin çocuğu daha başarılı, kimin evi daha düzenli, kimin hayatı daha “iyi” görünüyor… Sosyal medya bu kıyasın vitrini. Ama vitrin gerçeği göstermez. İnsanlar oraya hayatlarının tamamını değil, en parlak anlarını koyar. Biz ise kendi perde arkamızla başkasının sahnesini karşılaştırırız. Bu adil bir karşılaştırma değildir.
Kıyas arttıkça yetinme azalır, memnuniyet kaybolur, değer duygusu zedelenir. İnsan kötü olduğu için değil, eksik hissettiği için yorulur. Oysa herkesin hayatı başka bir yerden akar. Başlangıç noktaları, yükleri, imkânları, yaraları farklıdır. Ama modern kültür bize durmadan şunu fısıldar: “Geri kalıyorsun.” Bu cümle ruh sağlığı için zehirlidir.
Ne yazık ki bu dil çocuklara da bulaştı. “Bak o yapmış.” “Arkadaşın senden ileride.” “Onun gibi ol.” Çocuk, kendini tanımadan başkası olmaya zorlanıyor. Sonra özgüven değil, onay bağımlılığı gelişiyor. Kendi yolunu değil, başkalarının hızını takip eden çocuklar yetişiyor.
Belki de durup şunu sormalıyız: Bu hayat gerçekten benim mi, yoksa başkalarıyla yarışırken şekillenmiş bir vitrin mi?
Ruh sağlığı biraz da şunu diyebilmektir: “Benim yolum bu.” Kıyas sustuğunda, insan kendi sesini duymaya başlar.
İlişkilerimiz de bu hızdan payını aldı. Hiç bu kadar bağlantıda olup, hiç bu kadar yalnız olmamıştık. Mesaj atıyoruz ama konuşmuyoruz. Görüyoruz ama duymuyoruz. Yan yanayız ama temas yok. Oysa insan ruhu derinlik ister. Modern hayat ise yüzey sunuyor. Bu yüzden ilişkiler kırılgan, bağlar zayıf, yalnızlık yaygın.
Çözüm “eski günler güzeldi” romantizmi değil. Modern hayat geri dönmeyecek. Ama farkındalık geliştirebiliriz. Yavaşlamayı öğrenebilir, sınır koymayı normalleştirebilir, her şeye yetişmemeyi kabullenebiliriz. Sessizlikle barışabiliriz.
Ruh sağlığı bir lüks değil. Boş zaman kalınca ilgilenilecek bir konu da değil. Hayatın temposunu yeniden ayarlama meselesi.
Belki de bugün yapabileceğimiz en devrimci şey şudur: Bir günlüğüne bile olsa, modern hayatın hızına “hayır” diyebilmek.
Çünkü ruh, aceleye gelmez.
Doç. Dr. Dilşad Yıldız Miniksar I Köşe Yazarı
Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı
dyminiksar@gazeteankara.com.tr
YORUM YAP