Görünen Gerçek mi, Üretilen Gerçek mi?: Sosyal Medyada Türk Mutfağı
Dijital çağda kültür yaşanarak öğrenmekten daha çok izlenerek öğreniliyor. Özellikle sosyal medya platformları gastronomi kültürünün yayılmasında tarihte hiç olmadığı kadar güçlü bir rol üstlenmiş durumda. Bugün milyonlarca insan bir ülkenin mutfağını o ülkeye gitmeden tanıyor; hatta çoğu zaman tatmadan, sadece izleyerek fikir sahibi oluyor. Bu durum, Türk mutfağı gibi köklü ve çok katmanlı bir gastronomik miras için hem büyük bir fırsat hem de ciddi bir risk anlamına geliyor. Çünkü artık şu soruyu sormak zorundayız:
Sosyal medyada gördüğümüz Türk mutfağı gerçekten Türk mutfağı mı, yoksa algoritmaların ürettiği bir simülasyon mu?
Son yıllarda Instagram, TikTok ve YouTube gibi platformlarda Türk mutfağı içerikleri büyük bir görünürlük kazandı. Özellikle sokak lezzetleri, büyük porsiyonlar, eriyen peynirler, uzayan tatlılar ve aşırı görselleştirilmiş yemek sunumları dijital Türk mutfağı estetiğinin temel unsurları haline geldi. Bu içerikler milyonlarca izlenme alıyor, binlerce yorum topluyor ve küresel izleyici için Türk mutfağını temsil eden görüntüler haline geliyor. Ancak burada önemli bir problem ortaya çıkıyor:
Popüler olan ile otantik olan her zaman aynı şey değildir.
Türk mutfağı tarihsel olarak saray mutfağı, halk mutfağı, bölgesel mutfaklar ve göç kültürünün birleşimiyle oluşmuş çok katmanlı bir yapıya sahiptir. Güneydoğu'dan Karadeniz’e, Ege’den Orta Anadolu’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada farklı teknikler, farklı malzemeler ve farklı yemek felsefeleri bulunur. Buna rağmen sosyal medya algoritmaları kültürel arka planı olan içerikler yerine dikkat çekici olanı öne çıkarır. Çünkü algoritmalar kültürel doğruluk yerine etkileşimi ödüllendirir.
Bu noktada karşımıza dijital dezenformasyonun gastronomi versiyonu çıkmaktadır. Dezenformasyon genellikle siyaset veya haber alanında tartışılır; ancak mutfak kültürü de yanlış temsil edilebilir, basitleştirilebilir ve hatta yeniden kurgulanabilir. Bir yemeğin tarihsel bağlamından koparılması, farklı bir mutfağa aitmiş gibi sunulması veya yalnızca görsel etkisi için değiştirilmesi, kültürel bilginin bozulmasına neden olur. Üstelik bu bozulma çoğu zaman kasıtlı değildir. Konu daha fazla izlenme, daha fazla beğeni ve daha fazla takipçi isteği, içerik üreticilerini kültürel yüzeyselliğe yönlendirebilir. Çünkü amaç sadece etkileşimdir. Nedeni ve nasılı ile ilgilenen pek yoktur.
Bugün sosyal medyada paylaşılan birçok “Türk yemeği” videosu aslında geleneksel tariflerin modern yorumundan çok, dijital platformlara uygun hale getirilmiş versiyonlarıdır. Aşırı yağlı, aşırı peynirli veya aşırı büyük porsiyonlu yemekler, gerçek mutfak pratiğinden çok görsel performans niteliği taşır. Bu durum, özellikle uluslararası izleyicinin zihninde Türk mutfağını tek boyutlu bir şekilde kodlayabilir. Oysa Türk mutfağı kebap ve baklavadan ibaret değildir; zeytinyağlılar, fermente ürünler, tahıl temelli yemekler, ot kültürü ve mevsimsellik gibi unsurlar bu mutfağın temel karakterini oluşturur.
Burada ortaya çıkan çelişki kültürel sürdürülebilirlik açısından son derece önemlidir. Çünkü günümüzde bir kültürün yaşaması için mutfakta var olması yeterli değildir. Dijital dünyada da temsil edilmesi gerekmektedir. Sosyal medyada görünmeyen bir mutfak küresel gastronomi sahnesinde de görünmez hale gelir. Bu nedenle içerik üreticilerinin yaptığı çalışmalar tamamen yanlış olarak değerlendirilemez. Aksine, birçok içerik üreticisi Türk mutfağının tanıtımına önemli katkılar sağlamaktadır. Ancak sorun, görünür olmak ile doğru temsil edilmek arasındaki dengenin giderek bozulmasıdır.
Kültürel sürdürülebilirlik, tariflerin korunmasından daha fazlasıdır. Bir yemeğin hangi coğrafyada ortaya çıktığı, hangi malzemelerle yapıldığı, hangi toplumsal bağlamda tüketildiği ve hangi ritüellerle ilişkili olduğu, gastronomi kültürünün ayrılmaz parçalarıdır. Bu bağlam kaybolduğunda geriye yalnızca görsel olarak çekici ama kültürel olarak boş bir içerik kalır.
Özellikle son yıllarda “viral yemek” kavramının ortaya çıkması, mutfak kültürünün dönüşümünü hızlandırmıştır. Viral olabilen yemekler genellikle üç özelliğe sahiptir: görsel olarak çarpıcıdır, kısa sürede hazırlanabilir ve izleyicide şaşkınlık yaratır. Ancak geleneksel mutfakların büyük bölümü bu kriterlere uymaz. Uzun süre pişen yemekler, mevsimsel hazırlıklar, fermente ürünler veya bölgesel teknikler, sosyal medya temposuna uygun değildir. Bu nedenle dijital platformlarda görünen mutfak ile gerçek mutfak arasında giderek büyüyen bir mesafe oluşmaktadır. Bu durum estetik bir problem olmasının ötesinde kültürel bir sorundur. Çünkü gastronomi, bir toplumun kimliğini taşıyan en güçlü unsurlardan biridir. Yanlış temsil edilen bir mutfak, zamanla yanlış tanınan bir kültüre dönüşebilir. Daha da önemlisi, genç kuşaklar kendi mutfaklarını sosyal medyada gördükleri versiyon üzerinden tanımaya başlayabilir. Bu noktada kültürel aktarım, geleneksel ustalar yerine algoritmalardan öğrenilen bir sürece dönüşür. Bu kötü değildir. Fakat uzun vadede kaçınılmaz bir boşluk yaratabilir.
Peki çözüm nedir? Sosyal medyadan uzak durmak mı, yoksa tamamen uyum sağlamak mı?
Gerçekçi cevap, bu iki uç arasında bir denge kurmaktır.
Teknolojide var olmak artık bir zorunluluktur. Kültürler dijital ortamda temsil edilmediklerinde, başka kültürlerin anlatıları tarafından gölgede bırakılabilir. Bu nedenle Türk mutfağının sosyal medyada yer alması gerekir. Ancak bu temsil izlenme odaklılığa sıkıştırılmak yerine bilgi odaklı da olmalıdır. İçerik üreticileri, şefler, akademisyenler ve gastronomi yazarları arasında daha güçlü bir iş birliği kurulmadıkça, dijital gastronomi alanında yüzeysellik kaçınılmaz olacaktır.
Bugün belki de en kritik soru şudur:
Türk mutfağını dünyaya tanıtırken, onu sadeleştiriyor muyuz yoksa sığlaştırıyor muyuz?
Sadeleştirmek, anlaşılabilir hale getirmektir.
Sığlaştırmak ise anlamını kaybettirmektir.
Sosyal medya çağında kültürel mirası korumak geçmişi muhafaza etmenin ötesinde onu doğru şekilde anlatabilmektir. Tık ve beğeni uğruna yapılan her küçük değişiklik, kısa vadede görünürlük kazandırabilir; ancak uzun vadede kültürel hafızayı zayıflatabilir.
Türk mutfağı binlerce yıllık birikimin sonucudur. Bu mirasın geleceği ekranlarda da şekillenmektedir. Ve belki de artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Gerçek Türk mutfağını mı yaşatıyoruz, yoksa izlenmesi kolay bir Türk mutfağı mı üretiyoruz?
Doç. Dr. Ceyhun Uçuk – Köşe Yazarı
cucuk@gazeteankara.com.tr
Gazete Ankara Dijital Haber Portalı
YORUM YAP