Toprak Konuştuğunda: Bilimin Uyardığı, Vicdanın Geç Kaldığı Gün- 6 Şubat 2023
6 Şubat 2023 sabahı, saatler henüz umutla karanlık arasında salınırken, bu kadim coğrafya bir kez daha insanın ne kadar kırılgan, ihmalin ise ne denli yıkıcı olabileceğini haykırdı. Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesinden yükselen 7,8 büyüklüğündeki ilk sarsıntı yalnızca fay hatlarını değil, toplumun vicdanını da paramparça etti. Dokuz saat sonra Elbistan merkezli ikinci büyük deprem ise adeta doğanın insanlığa yönelttiği acı bir soruydu: “Ders almadınız mı?”

Bu iki büyük deprem sadece binaları yıkmadı; annelerin sabaha ulaşamayan çocuklarını, çocukların bir daha sarılamayacağı babalarını, hayallerin altında kalan gelecekleri de enkazın içine gömdü. Bir bilim insanı olarak yıllardır vurguladığımız gerçek bir kez daha acı biçimde doğrulandı: Deprem öldürmez, ihmal öldürür. Ancak bu uyarılar çoğu zaman raporların sayfalarında kaldı; şehirlerin beton kiriş ve kolonlarına yansımadı.
Jeofizik ölçekte “şiddetli yıkım” olarak tanımlanan bu afet, aslında sayılarla anlatılamayacak kadar insaniydi. Çünkü hiçbir ölçek bir annenin enkaz başındaki feryadını ölçemez; bir çocuğun karanlıkta fısıldadığı “Anne buradayım” sözünü kayda geçiremez; bir babanın sessizce dizlerinin üzerine çöküşünü sınıflandıramaz. Bu bir doğa olayıydı, evet; fakat bu ölçekte bir toplumsal yıkım kader değildi. Bilim vardı. Risk haritaları vardı. Uyarılar, senaryolar ve mühendislik çözümleri vardı. Eksik olan tek şey sorumluluktu.
Bir gecede şehirler haritadan silindi. On binlerce insan hayatını kaybetti, yüz binlercesi yaralandı, milyonlarca kişi evsiz, işsiz ve çaresiz kaldı. Yalnız konutlar değil; düğün hayalleri, okul çantaları, geleceğe dair umutlar, bir gün emekli olunca gidilecek köy evleri ve annelerin sakladığı çocukluk fotoğrafları da enkaz altında kaldı. Bu acı Türkiye ile sınırlı kalmadı; Suriye’den yükselen çığlıklar Anadolu’nun gözyaşına karıştı. Sınırlar anlamsızlaştı, insanlık ortak bir yasın içinde buluştu.
Ancak karanlığın içinde, insanlığın onurunu hatırlatan bir ışık da vardı. Yollar çökmüşken yardımı sırtlanıp bölgeye ulaşan araçların şoförleri… Arka dingil üzerindeki lastiklerinin neredeyse tamamı patlamasına rağmen durmayan kahraman TIR sürücüleri… Fransa’dan deprem bölgesine kadar, tek başına, uykusuz ve dinlenmeden 4 bin kilometrelik yolu ve 6 ülkeyi TIR kullanarak aşan; enkazın kalbine koşan genç kızımız Gülfem Zengin… Enkaz başında sabahı unutan arama kurtarma ekipleri; kan içindeki elleriyle yaşamı çekip çıkaran, kadınlı erkekli kahramanlar… Yokluk içinde yaşamasına rağmen yatağından yorganına, elinde ne varsa zor yürüyen arabasına yükleyip Türkiye’ye doğru yola çıkan Azerbaycanlı Server Beşirli… İstanbul-Kahramanmaraş arasındaki 13 saatlik yolu, mola vermeden ve frene basmadan TIR’ıyla 9 saatte aşan; bölgeye bir an önce ulaşabilmek için son sürat ilerleyen ve hız göstergesini görmemek için aracının hız kadranını mendille kapatan “Pala” lakaplı TIR şoförü Kazım Budak… Deprem için gelen ekiplere köyünün dolambaçlı yollarını nefes nefese koşarak gösteren patili bir yavru… Enkazdan sağ çıkarılan bir bebeği görünce sevinçle kuyruğunu sallayan kurtarma köpeği… Ve daha niceleri… Sayısız kahramanlık hikâyesi…
Seksen ülkeden gelen ekipler, milletlerarası bir vicdan zinciri oluşturdu. Sağlık çalışanları yalnızca yaraları sarmadı; umudu da yeşertti. Dünya bir anlığına durdu ve insanlık yeniden ayağa kalktı.
Bu tablo bize iki temel gerçeği aynı anda gösterdi: Doğa her şeyi bir anda susturabilir, fakat insanlık ayağa kaldırabilir. Ancak akademik açıdan açık bir ayrım yapılmalıdır: Dayanışma afetin sonuçlarını hafifletir; ihmali ortadan kaldırmaz. Asıl sorgulanması gereken, neden bu ölçekte kahramanlıklara ihtiyaç duyduğumuzdur. Çünkü dirençli şehirler kurulmadı. Yapı denetimleri kâğıt üzerinde kaldı. Kısa vadeli çıkarlar, uzun vadeli insan hayatının önüne geçti.
Türkiye, dünyanın en aktif fay sistemlerinden biri üzerinde yer almaktadır. Bu gerçek onlarca yıldır bilinmekte; bilimsel raporlar, risk haritaları ve senaryolar açıkça ortada durmaktadır. 6 Şubat depremleri, bilginin varlığının tek başına yeterli olmadığını; bilimin politika, şehir planlaması ve denetim mekanizmalarıyla birleşmediğinde nasıl ölümcül sonuçlar doğurduğunu göstermiştir. Afetler doğaldır; felaketler ise insan yapımıdır.
Bugün yeniden inşa sürecindeyiz. Ancak bu süreç yalnızca beton dökmek değildir. Asıl yeniden yapılması gereken; güven duygusu, bilim temelli planlama anlayışı, şeffaf denetim sistemleri ve toplumsal sorumluluk bilincidir. Aksi hâlde bugün yükselen binalar, yarının enkazına dönüşme riskini taşır. Bununla birlikte psikososyal iyileşme uzun vadeli bir kamu politikası olarak ele alınmalıdır. Travma yalnız bedenlerde değil; çocukların hayallerinde, ailelerin güven algısında ve toplumun kolektif hafızasında yaşamaktadır.
6 Şubat takvimden silinmeyecek. Ancak iki şekilde hatırlanabilir: Ya bir toplumsal uyanışın miladı olarak, ya da unutulmuş bir başka toplu mezar tarihi olarak. Anmak yetmez. Ağlamak yetmez. Yeniden yapmak da yetmez. Gerekli olan; bilimi rehber, insan hayatını öncelik, vicdanı ise sürekli denetleyici kılmaktır.
Bu ülkenin çocukları enkaz altında kalmamalıdır. Enkaz görüntüleriyle büyümemelidir. Bilim raflarda değil, şehir planlarında yaşamalıdır. Depreme karşı yalnız üzülmek değil, aynı zamanda da akıllı olmak zorundayız.
Ey insanlık! Toprak mesajını verdi.
Şimdi sıra insan olmayı hatırlamakta: Dinleyecek miyiz, yoksa yine mi unutacağız?
Saygılarımla,
Prof. Dr. Ayhan ERDEM - Köşe Yazarı
aerdem@gazeteankara.com.tr
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
Gazete Ankara DHP- www.gazeteankara.com.tr
YORUM YAP