YAZARLAR

02 Mart 2026 Pazartesi, 00:00

Ortadoğu’da Yeni Eşik: Bir Liderin Ölümü, Bir Düzenin Sarsılması

Uluslararası sistem bazen tek bir haberle değişir. 1 Mart 2026 tarihli ve The Associated Press kaynaklı son dakika gelişmesi, yalnızca bir ülkenin lider kaybını değil, aynı zamanda jeopolitik bir dönüm noktasını işaret ediyor: İran’ın Dini Lideri Ali Khamenei, ABD ve İsrail’in ortak hava operasyonunda hayatını kaybetti.

ABD Başkanı Donald Trump’ın erken saatlerde duyurduğu ölüm haberi, “Operation Epic Fury” adı verilen geniş çaplı askerî harekâtın en çarpıcı sonucu oldu. Modern Ortadoğu tarihinde bu ölçekte bir hedefe yönelik doğrudan müdahale, yalnızca bir askerî operasyon değil; rejim mimarisine yapılmış stratejik bir müdahaledir. Bu gelişmeyi salt bir “suikast” olarak değerlendirmek eksik kalır. Yaşanan, bölgesel güç dengelerinin yeniden yazılma ihtimalidir.

İran siyasal sistemi klasik bir cumhuriyet değildir. “Velâyet-i Fakih” modeli, devleti anayasal bir çerçeve içinde fakat teokratik merkezli bir yapıyla kurgular. 1989’dan bu yana ülkenin en üst otoritesi olan Hamaney, yalnızca dinî bir figür değil; aynı zamanda ordunun başkomutanı, yargı sisteminin belirleyicisi ve nükleer politikanın nihai karar merciiydi.

Anayasa’nın 111. maddesi uyarınca liderin ölümü hâlinde geçici bir konsey devreye girer. Ancak asıl soru şudur: Bu süreç gerçekten anayasal zeminde mi işleyecek, yoksa fiilî güç dengeleri mi belirleyici olacaktır? Bu noktada gözler doğrudan Devrim Muhafızları’na çevrilmektedir. Devrim Muhafızları yalnızca bir askerî kurum değildir. Ekonomi, istihbarat ve iç güvenlik alanlarında derin etkisi olan bir güç merkezidir. Kriz anlarında anayasal süreçleri yönlendirme kapasitesine sahiptir.

Klasik anlamda tanklı bir darbe olasılığı düşük görünse de, dolaylı kontrol senaryosu daha gerçekçidir: Uzmanlar Meclisi üzerinde güvenlik baskısı oluşturulması, “uyumlu” bir liderin seçilmesi ve fiilen askerî etkisi belirgin bir yönetim modelinin şekillenmesi. Bu durumda İran rejimi görünürde aynı kalabilir; ancak özünde yarı askerî bir yapıya evrilebilir. Bu da bölgesel aktörler açısından yeni bir stratejik denklemin oluşması anlamına gelir.

İsrail’in 40 üst düzey İranlı komutanın öldürüldüğünü iddia etmesi ve ardından İsrail ile Körfez ülkelerine yönelik füze ve İHA saldırılarının gerçekleşmesi, çatışmanın “kontrollü” kalmayabileceğini göstermektedir.

Hürmüz Boğazı’na yönelik tanker saldırısı ve Körfez’de yürütülen hava savunma operasyonları, enerji güvenliğini küresel ölçekte tehdit etmektedir. Petrol fiyatlarındaki ani yükseliş yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasi sonuçlar da doğuracaktır. Unutulmamalıdır ki Ortadoğu’da savaşlar cephede başlar, ancak sokakta büyür. Karaçi’den Keşmir’e, Bağdat’tan diaspora merkezlerine uzanan protestolar, bu krizin yalnızca devletler arası bir mesele olmadığını göstermektedir. Türkiye de bu krizin dış halkasında yer alan bir aktör değildir. İran’a komşu bir ülke olarak enerji bağı bulunmaktadır, NATO üyesidir ve bölgesel denge siyasetinde kilit bir konuma sahiptir.

Çatışmanın genişlemesi hâlinde enerji arzı kesintiye uğrayabilir, yeni bir göç dalgası riski doğabilir ve Suriye ile Irak’taki güç dengeleri değişebilir. Bununla birlikte diplomatik bir fırsat alanı da ortaya çıkabilir. Türkiye daha önce bölgesel krizlerde arabuluculuk rolü üstlenmiştir. Ancak bu kez denge daha hassastır; çünkü mesele yalnızca iki devlet arasında değil, bloklar arasındadır.

NATO’nun 5. maddesi otomatik olarak savaş anlamına gelmez. Ancak ABD’nin doğrudan hedef alınması durumunda kolektif savunma tartışmaları gündeme gelebilir. Bu noktada Türkiye’nin konumu daha da kritik hâle gelir. Çatışmanın genişlemesi, İran’ın Rusya ve Çin’e daha fazla yaklaşması sonucunu doğurabilir. Bu ise Soğuk Savaş sonrası dönemin en sert bloklaşma sürecini tetikleyebilir.

Tarih göstermektedir ki bir liderin ölümü her zaman sistemin çöküşü anlamına gelmez. Bazen sistem, daha da sertleşerek varlığını sürdürür. Eğer İran içinde kontrollü bir geçiş sağlanırsa rejim devam edebilir. Ancak elitler arası bölünme, toplumsal protestolar ve dış baskının eş zamanlı gelişmesi hâlinde mesele yalnızca İran’ın değil, tüm Ortadoğu düzeninin krizi hâline gelir.

Bugün yaşanan hadise yalnızca bir liderin ölümü değildir. Bu, güç, meşruiyet ve güvenlik mimarisinin yeniden yazılma ihtimalidir. Ve unutulmamalıdır! Ortadoğu’da hiçbir sarsıntı yalnızca yerel değildir; etkisi mutlaka küresel olur.

Sonuç ve Değerlendirme

Ortadoğu siyasetinde bazı anlar vardır ki tarih o anda ikiye ayrılır: öncesi ve sonrası. Ali Khamenei’nin ölümü, böyle bir kırılma potansiyeli taşımaktadır. Bu gelişme yalnızca İran’daki liderlik mekanizmasını değil; bölgesel güç mimarisini, enerji güvenliğini ve küresel bloklaşma dinamiklerini eş zamanlı olarak etkilemektedir.

İran açısından mesele üç eksende şekillenecektir: meşruiyet, güvenlik ve elit dengesi. Anayasal süreç işletilse dahi, belirleyici unsur güç merkezlerinin pozisyonu olacaktır. Bu bağlamda Devrim Muhafızları’nın tutumu kritik önemdedir. Rejimin devamı mümkündür; ancak bu devamlılık daha güvenlikçi ve daha kapalı bir siyasal yapıya evrilebilir.

Bölgesel düzeyde ise İsrail-İran hattındaki tırmanışın kontrollü kalıp kalmayacağı belirleyici olacaktır. Sınırlı misilleme döngüsü ile geniş çaplı bölgesel savaş arasında ince bir çizgi vardır. Hürmüz Boğazı’nın güvenliği, Körfez ülkelerinin savunma refleksi ve ABD’nin askerî pozisyonu bu çizginin hangi yöne evrileceğini tayin edecektir.

Küresel ölçekte mesele yalnızca bir kriz değil; aynı zamanda sistemsel bir stres testidir. NATO’nun caydırıcılık pozisyonu, Rusya ve Çin’in İran’a yaklaşımı ve ABD’nin stratejik hesapları yeni bir bloklaşma sürecini hızlandırabilir. Bu durum, Soğuk Savaş sonrası kurulan kırılgan dengeyi yeniden tartışmaya açmaktadır.

Türkiye açısından tablo çok katmanlıdır. Güvenlik riski, enerji arzı baskısı ve göç ihtimali ciddi tehditlerdir. Bununla birlikte diplomatik manevra alanı da genişleyebilir. Ankara’nın rasyonel, dengeli ve çok taraflı bir strateji izlemesi, krizi tehditten fırsata dönüştürme kapasitesini belirleyecektir.

Son kertede şu gerçeği teslim etmek gerekir: Liderler ölür; ancak sistemler ya uyum sağlar ya da çatırdar. İran’ın önündeki tercih budur. Dünya açısından ise asıl soru şudur: Bu hadise bölgesel bir güç mücadelesi olarak mı kalacaktır, yoksa yeni bir küresel jeopolitik dönemin başlangıcı mı olacaktır?

Cevap, önümüzdeki haftalarda değil; güç merkezlerinin alacağı stratejik kararlarda saklıdır. Ortadoğu bir kez daha tarihin hızlandığı bir evreye girmiştir ve hızlanan tarih, daima en hazırlıksız olanı sınar.

Saygılarımla,

Prof. Dr. Ayhan ERDEM - Köşe Yazarı
aerdem@gazeteankara.com.tr
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
Gazete Ankara DHP- www.gazeteankara.com.tr

 

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)