Dik Durmak mı, Dik Başlı Olmak mı?
Bir cümlenin insanı yücelten veya yalnızlaştıran hikâyesi
Toplum olarak bazı kavramları sık kullanırız; ancak her kullandığımız kelimenin hakkını verdiğimizi söylemek zordur. Dilimiz zengindir, fakat bu zenginliği çoğu zaman derinlikten çok tekrar için harcarız. Günlük hayatta sıkça dile gelen bazı ifadeler vardır ki, neyi işaret ettiğini düşünmeden tüketiriz. Oysa kelimeler yalnızca seslerden ibaret değildir; her biri bir düşüncenin, bir duruşun ve hatta bir ahlakın taşıyıcısıdır.

“Dik durmak” ve “dik başlı olmak” bu hoyratlığın en çarpıcı örneklerindendir. Günlük dilde çoğu zaman birbirinin yerine kullanılan bu iki ifade, aslında insan karakterinin birbirine benzeyen ama özünde tamamen farklı iki yüzünü anlatır. Biri erdemdir, diğeri ise çoğu zaman bir kusur. Biri insanı yücelten bir duruşu temsil ederken, diğeri insanı küçülten ve yalnızlaştıran bir tavrı işaret eder.
Dik durmak, ahlaki bir olgunluğun, iç disiplinin ve vicdanın ifadesidir. Dik başlı olmak ise çoğu zaman bu olgunluğun gölgesinde saklanan bir eksikliktir. Kelimeler yerli yerinde kullanılmadığında, erdemle kusur birbirine karışır; doğru duruş, inatla karıştırılır. Toplum da tam bu noktada yanılır: Dik duran insanı eleştirir, dik başlıyı ise güçlü sanır. Oysa biri karakterin sessiz asaleti, diğeri egonun yüksek gürültüsüdür.
Kelimeleri doğru anlamadığımızda, insanı da doğru okuyamayız. Bu yüzden mesele yalnızca bir dil meselesi değildir; mesele, nasıl bir insanı örnek aldığımız ve nasıl bir duruşu yücelttiğimiz meselesidir. Çünkü bir toplumun aynası, en çok kullandığı kelimelerde gizlidir.
Dik durmak, insanın yalnızca bedeniyle değil; ruhuyla ve vicdanıyla ilgili bir meseledir. Omurga burada bir benzetmedir; insanı ayakta tutan omurganın değil, karakterin sağlamlığıdır. Fiziksel olarak dimdik duran ama ahlaken eğilip bükülen nice insan vardır. Dik durmak ise bazen başı önde ama vicdanı ayakta kalabilmektir.
Zor zamanlarda rüzgâr sert eser. Çıkarlar konuşur, korkular büyür, kalabalıklar yön değiştirir. İşte dik durmak, tam da bu anlarda eğilip bükülmemektir. Günün modasına, gücün cazibesine göre şekil almamaktır. Haksızlığa uğradığında susmamak; ama bunu bağırarak değil, hakkını savunarak yapmaktır. Güçlü karşısında eğilmemek, gücü eline geçirdiğinde ise zayıfın üzerine abanmayı reddetmektir. Çünkü dik duruş, adalet duygusuyla tamamlanır.
Dik duran insan bağırmaz; sesini yükseltmeye ihtiyaç duymaz. Sözü kısa, tonu sakin olabilir; ama söyledikleri yerli yerindedir. Çünkü o sözlerin arkasında haklılık, emek ve bedel ödemeye hazır bir sol yanın-kalbin- vicdanı vardır.
Tarihe baktığımızda iz bırakan insanların büyük çoğunluğunun dik duran insanlar olduğunu görürüz. Onlar her şeyi bildiğini iddia etmez, her söyleneni de doğru kabul etmezler. Bildikleri doğrular vardır; fakat bu doğruları kibirle değil, sorumlulukla ifade ederler. Yanlış yaptıklarında özür dilemekten kaçınmazlar; çünkü özür dilemek onlar için zayıflık değil, olgunluktur. Haklı olduklarında ise bunun bedelini ödemeye hazırdırlar. Dik durmak işte tam da burada cesaret ister. Çünkü dik duran insan, çoğu zaman kalabalıkların alkışıyla değil, sessizliğiyle karşılaşır.
Dik başlı olmak ise bambaşka bir hâldir ve çoğu zaman yanlışlıkla güç zannedilir. Oysa dik başlılığın temelinde çoğu zaman kendine güven değil, derin bir güvensizlik yatar. Başkalarının fikrini dinlememek, eleştiriye kapıları kapatmak, yanlış olduğu açıkça ortadayken bile “ben böyleyim” dobra dobrayım diyerek ısrar etmek bir duruş değil; bir savunma mekanizmasıdır.
Dik başlı insan, haklı olmakla inatçı olmayı birbirine karıştırır. Kendi doğrularını mutlak kabul eder; başkasının tecrübesini, bilgisini ve uyarısını ise bir tehdit gibi algılar. Çünkü dinlerse değişmek zorunda kalacağını bilir, değişmekten korkar. Oysa insanı büyüten şey, her dediğinde ısrar etmek değil; gerektiğinde doğru karşısında geri adım atabilecek kadar güçlü olabilmektir.
Günlük hayatta bunun pek çok örneği vardır. Öğretmeni defalarca uyarmasına rağmen hatasında ısrar eden bir öğrenci dik durmuyor, dik başlılık yapıyordur. Ya da çalışanlarının ortak uyarılarını “ben bilirim” diyerek görmezden gelen bir yönetici… Sonunda işler bozulduğunda suçu başkalarında arar. Dik başlılık insanı güçlü değil; yalnız ve kırılgan yapar.
Aradaki farkı anlamak için basit bir ölçü yeterlidir: Dinleyebiliyor musunuz?
Dik duran insan dinler. Karşısındakini anlamaya çalışır. Gerekirse fikrini gözden geçirir; ama bunu baskıyla değil, ikna ile yapar. Dik başlı insan ise dinlemez; cevap vermek için bekler. Onun için konuşmak, anlamaktan daha önemlidir.
Toplum olarak en çok ihtiyacımız olan şey dik duran insanlardır; dik başlılara değil. İlkesine sadık, vicdanıyla hareket eden, eleştiriye açık ama değerlerinden ödün vermeyen insanlar… Çünkü bir toplumu ayakta tutan şey yüksek sesler değil, sağlam duruşlardır.
Sonuç Olarak
Dik durmak, insanı yücelten bir erdemdir; dik başlılık ise fark edilmeden insanı içten içe çürüten bir zaaf. Dik duruş kişiye saygınlık kazandırır; çünkü insanlar onda güvenilir bir istikrar ve sağlam bir ahlak görür. Dik başlılık ise çoğu zaman yalnızlık getirir; çünkü kimse dinlenmediği, kimseye kulak verilmediği bir yerde uzun süre kalmak istemez. Biri omurgadır, insanı ayakta tutar; diğeri inattır, insanı olduğu yerde kilitler.
Hangisini taşıdığımız, rahat zamanlarda değil; zor zamanlarda verdiğimiz tepkilerle ortaya çıkar. Menfaatle ilkenin, korkuyla cesaretin karşı karşıya geldiği anlarda insanın gerçek duruşu görünür. Herkesin sustuğu yerde konuşabilmek, alkış getirmeyeceğini bile bile doğruyu savunabilmek dik duruştur. Buna karşılık, yanlış olduğu bilinen bir yolda sırf “geri adım atmamak” adına ısrar etmek bir güç gösterisi değil; karakter zaafıdır.
Belki de kendimize dürüstçe sormamız gereken soru şudur: Ben doğru bildiğim için mi direniyorum, yoksa yalnızca yenilmiş görünmemek için mi direniyorum?
Bu sorunun cevabını başkaları değil, önce insanın kendisi vermelidir. Çünkü o cevap, makamlarımızı ya da savunmalarımızı değil; karakterimizi gösterir.
Saygılarımla,
Prof. Dr. Ayhan ERDEM
Köşe Yazarı
aerdem@gazeteankara.com.tr
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
Gazete Ankara Dijital Haber Portalı
YORUM YAP