YAZARLAR

11 Mart 2026 Çarşamba, 00:00

Clean Break (Temiz Kopuş) Projesi Anlaşılmadan ABD-İsrail-İran Savaşı Anlaşılamaz.

Ortadoğu’da bugün yaşanan gerilimleri yalnızca güncel gelişmelerle açıklamaya çalışmak, büyük resmi gözden kaçırmak anlamına gelir. Özellikle ABD, İsrail ve İran arasında giderek sertleşen jeopolitik rekabeti anlamak için 1990’ların ortasında hazırlanan Clean Break (Temiz Kopuş) doktrinine bakmak gerekir. Çünkü bu proje yalnızca bir strateji metni değil, aynı zamanda Ortadoğu’nun son otuz yılını şekillendiren zihinsel bir haritadır.

Uluslararası ilişkiler tarihine bakıldığında Ortadoğu’nun hiçbir zaman durağan bir coğrafya olmadığı görülür. 1960’lı yıllardan itibaren bölge, büyük güç rekabetinin yoğunlaştığı bir jeopolitik laboratuvara dönüşmüştür. 1966’da İsrail’in Suriye’ye yönelik hava saldırıları, 1967’de savaş ilan edilmeden Mısır, Ürdün ve Suriye’ye karşı başlatılan askeri operasyonlar ve ardından yaşanan diplomatik kopuşlar, bölgenin kalıcı bir stratejik çatışma alanı hâline geldiğini göstermiştir.

Ancak bugünkü gelişmeleri doğrudan etkileyen asıl kırılma noktası 1996 yılıdır. O yıl İsrail’de yeni başbakan olan Benjamin Netanyahu’ya Washington merkezli Institute for Advanced Strategic and Political Studies tarafından hazırlanan “A Clean Break: A New Strategy for Securing the Realm” başlıklı rapor sunulmuştur. Bu raporun hazırlanmasında Pentagon çevresinden bazı stratejistlerin etkili olduğu bilinmektedir. Söz konusu proje, İsrail’in güvenliğinin yalnızca savunma politikalarıyla değil, bölgenin yeniden yapılandırılmasıyla sağlanabileceğini öne sürmekteydi.

Bu noktada dikkat çekici olan husus, projenin İsrail’in ulusal çıkarlarıyla neredeyse tamamen örtüşmesidir. Daha da önemlisi, rapor yalnızca İsrail için hazırlanmış bir strateji belgesi değil; Washington ile Tel Aviv arasında koordineli biçimde yürütülecek geniş kapsamlı bir Ortadoğu stratejisinin ana hatlarını da içermektedir.

Clean Break doktrininin ana hatlarına bakıldığında dört temel stratejik hedefin öne çıktığı görülmektedir. Bunlardan ilki, 1993 Oslo süreciyle ortaya çıkan Filistin siyasi yapısının etkisizleştirilmesi ve Yaser Arafat liderliğinin uluslararası alanda itibarsızlaştırılmasıdır. Bu çerçevede Filistin yönetiminin terörle ilişkilendirilmesi ve siyasi meşruiyetinin zayıflatılması öngörülmüştür.

İkinci hedef, Irak’ta Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesi ve ülkenin yeni bir siyasi yapıya dönüştürülmesidir. Üçüncü hedef ise Irak’tan sonra Suriye ve Lübnan’a yönelik baskı ve askeri müdahale seçeneklerinin gündeme getirilmesidir. Dördüncü ve en kapsamlı hedef ise Ortadoğu’nun “demokratikleştirilmesi” adı altında İran, Suudi Arabistan ve Mısır gibi bölgesel güçlerin siyasi dönüşüme zorlanmasıdır. Bu dönüşümün, gerektiğinde dış müdahaleler ve yeni ittifaklar aracılığıyla gerçekleştirilmesi öngörülmüştür.

Bugün geriye dönüp bakıldığında bu hedeflerin önemli bir bölümünün hayata geçtiğini söylemek zor değildir. 2003 yılında ABD’nin Irak’a müdahalesi ve Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesi, söz konusu projenin ikinci maddesinin uygulamaya konulduğunu açık biçimde göstermiştir. Irak’ın istikrarsızlaşması ise bölgedeki güç dengelerini köklü biçimde değiştirmiştir.

Irak’ın ardından ortaya çıkan güvenlik boşluğu, yeni aktörlerin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Bu süreçte ortaya çıkan radikal örgütler, özellikle Suriye iç savaşının başlamasıyla birlikte bölgesel müdahalelerin gerekçesi hâline gelmiştir. Böylece Suriye, küresel güçlerin doğrudan ya da dolaylı biçimde sahaya girdiği bir çatışma alanına dönüşmüştür.

2010 yılında başlayan Arap Baharı dalgası da Clean Break perspektifinin farklı bir boyutunu hatırlatmaktadır. “Demokratik dönüşüm” söylemiyle başlayan bu süreç, Mısır başta olmak üzere birçok Arap ülkesinde devlet yapısını zayıflatmış ve bölgesel dengeleri sarsmıştır.

Bugün gelinen noktada ise bölgesel stratejinin merkezinde İran bulunmaktadır. Washington ve Tel Aviv açısından İran, Ortadoğu’daki mevcut düzenin önündeki en büyük stratejik engel olarak görülmektedir.

Bu nedenle İran’a karşı yürütülen politikalar yalnızca nükleer programla sınırlı değildir. Ekonomik yaptırımlar, bölgesel ittifakların güçlendirilmesi ve etnik-politik baskı unsurlarının devreye sokulması gibi çeşitli araçlar kullanılmaktadır. Kürt kartı da zaman zaman bu stratejik denklem içinde gündeme gelmektedir.

Bu bağlamda Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin 2017 yılında gerçekleştirdiği bağımsızlık referandumu da bölgesel güç dengeleri açısından önemli bir gelişme olarak değerlendirilmelidir. Çünkü bu tür hamleler, Ortadoğu’nun yeniden şekillendirilmesine yönelik uzun vadeli projelerin bir parçası olarak görülebilir.

Clean Break stratejisinde Türkiye de potansiyel bir bölgesel ortak olarak yer almıştır. Ancak son yıllarda yaşanan gelişmeler Ankara’nın bu stratejik çerçeve içindeki konumunu daha karmaşık hâle getirmiştir.

Özellikle 2016’daki darbe girişimi ve ardından Türkiye’nin dış politikasında ortaya çıkan yeni yönelimler, Ankara’nın bu tür projelerle ilişkisini tartışmalı hâle getirmiştir. Türkiye’nin Katar’da askeri varlık oluşturması ve bölgesel krizlerde daha bağımsız bir çizgi izlemeye başlaması, yeni bir denge arayışının işaretleri olarak yorumlanabilir.

Ortadoğu’da bugün yaşanan gerilimler, aslında uzun yıllardır hazırlanan stratejik planların sahadaki yansımaları olarak değerlendirilebilir. Irak’ın parçalanması, Suriye krizinin derinleşmesi, Arap Baharı’nın yarattığı siyasal boşluk ve İran’a yönelik artan baskılar ve sonunda savaş ilan edilmesi aynı jeopolitik senaryonun farklı sahneleri olarak okunabilir.

Bu nedenle ABD-İsrail-İran ekseninde şekillenen yeni çatışma dinamiğini ve savaşı yalnızca güncel krizlerle açıklamak eksik kalacaktır. Ortadoğu’nun bugünkü jeopolitiğini anlamak isteyen herkes için Clean Break projesi hâlâ önemli bir anahtar niteliği taşımaktadır.

Kısacası, Clean Break doktrinini anlamadan Ortadoğu’daki güç mücadelesini ve özellikle ABD-İsrail-İran savaşın arkasındaki temel dinamikleri kavramak mümkün değildir.

Sonuç ve Değerlendirme

Ortadoğu’da yaşanan gelişmelerin yalnızca güncel krizler ve ani siyasi kararlarla açıklanamayacağı artık daha açık biçimde görülmektedir. Son otuz yıllık süreç incelendiğinde, bölgedeki birçok jeopolitik kırılmanın belirli stratejik tasarımlar çerçevesinde geliştiği anlaşılmaktadır. Bu bağlamda Clean Break doktrini, Ortadoğu’nun yeniden şekillendirilmesine yönelik uzun vadeli stratejik düşüncenin önemli bir örneğini oluşturmaktadır.

Irak’ın işgali, Suriye krizinin derinleşmesi, Filistin meselesinin çözümsüzlüğü, Arap Baharı sonrasında ortaya çıkan siyasi kırılganlıklar ve İran’a yönelik artan baskılar bir arada değerlendirildiğinde, bölgedeki güç mücadelesinin parçalı değil bütüncül bir stratejik perspektif içinde ele alınması gerektiği ortaya çıkmaktadır. Bu gelişmeler, Ortadoğu’nun yalnızca bölgesel aktörlerin değil, aynı zamanda küresel güçlerin de rekabet alanı olmaya devam ettiğini göstermektedir.

Bugün ABD, İsrail ve İran ekseninde giderek sertleşen jeopolitik gerilim de bu geniş stratejik çerçevenin yeni aşaması olarak okunabilir. Bölgedeki askeri hareketlilik ve savaş, ekonomik yaptırımlar, vekâlet savaşları ve diplomatik baskılar, Ortadoğu’nun yeniden yapılandırılmasına yönelik mücadeleyi daha görünür hâle getirmektedir.

Önümüzdeki dönemde bölgedeki güç dengelerinin nasıl şekilleneceği büyük ölçüde İran’ın konumu, Arap dünyasında yaşanan siyasal dönüşümler ve Türkiye gibi bölgesel aktörlerin stratejik tercihleriyle belirlenecektir. Bu nedenle Ortadoğu’daki gelişmeleri değerlendirirken yalnızca güncel olaylara değil, bu olayların arkasındaki uzun vadeli stratejik projelere de dikkatle bakmak gerekmektedir.

Sonuç olarak Clean Break doktrini, Ortadoğu’da yaşanan birçok gelişmeyi anlamak için önemli bir analitik çerçeve sunmaktadır. Bu çerçeve dikkate alınmadan bölgedeki güç mücadelesini, özellikle de ABD-İsrail-İran ekseninde şekillenen yeni jeopolitik gerilimi ve savaşı doğru biçimde yorumlamak mümkün değildir.

Saygılarımla,

Prof. Dr. Ayhan ERDEM
aerdem@gazeteankara.com.tr
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
Gazete Ankara Dijital Haber Portalı – Köşe Yazarı

 

 

 

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)