YAZARLAR

13 Şubat 2026 Cuma, 00:05

13 Şubat Dünya Radyo Günü: Sesin Vicdanı, Toplumun Hafızası

13 Şubat, yalnızca alelade bir gün değildir. Bu tarih, 1946’da kurulan United Nations Radio’nun yıldönümünü simgelerken; 2011 yılında UNESCO tarafından ilan edilip 2012’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nca kabul edilen Dünya Radyo Günü ile insanlığın ortak hafızasına kazınmıştır. Bugün, sesiyle dünyayı birleştiren, görünmeyeni görünür kılan, duyulmayanı duyuran radyocuların günüdür.


Radyo, modern iletişim çağının en mütevazı fakat en etkili aracıdır. Televizyonun görkemi, dijital medyanın hızı, sosyal medyanın cazibesi karşısında çoğu zaman sessiz, duru ve sade kalmıştır. Ancak kriz anlarında, savaşlarda, doğal afetlerde, kırsalda ve kentin kıyısında ilk ulaşılan yine radyo olmuştur. Çünkü radyo, teknolojik karmaşıklığın değil; erişilebilirliğin, sadeliğin ve güvenin mecrasıdır.

Bugün dünya nüfusunun büyük bir kısmına ulaşabilen radyo, yalnızca bir yayın aracı değil; aynı zamanda demokratik bir kürsüdür. Özgür, bağımsız ve çoğulcu bir radyo ortamı, sağlıklı toplumların teminatıdır. Bir dönem UNESCO Genel Direktörü olarak görev yapan Irina Bokova’nın ifade ettiği üzere, radyo en geniş kitlelere ulaşabilen ve özellikle dışlanmış grupların sesi olabilen bir mecradır. Bu tespit, iletişimin özündeki adalet ilkesini en açık şeklide vurgular.

Türkiye’de radyo yayıncılığı denildiğinde ise bazı isimler yalnızca bir program yapımcısı ya da sunucu olmanın ötesine geçerek birer okul niteliği kazanmıştır. Türkiye’de radyo sunucularının en iyilerinden biri olarak kabul edilen Funda Akman  bu anlamda müstesna bir yere sahiptir. Sağlık Bakanlığı uzman dil terapisti kimliğiyle bilimsel disiplinini yayıncılıkla buluşturan; aynı zamanda radyo ve televizyon program yapımcısı olarak yıllardır mikrofon başında topluma rehberlik eden Akman, sesin yalnızca bir iletişim aracı değil, bir şifa ve bilinç vasıtası olduğunu gösteren nadide örneklerdendir.

Çorlu Radyo TV program yapımcısı ve sunucusu olarak geniş bir dinleyici kitlesine ulaşan Funda Akman, konuşma ve dil terapisti kimliğiyle de bireylerin hayatına doğrudan dokunmaktadır. Akademik altyapısını İstanbul Üniversitesi çatısı altında şekillendirmiş olması, onun mesleki yetkinliğini daha da pekiştirmektedir. Yayınlarında kullandığı berrak ve akıcı Türkçe, toplumsal meselelerdeki duyarlılığı ve insana temas eden üslubu, radyoculuğun yalnızca teknik değil; aynı zamanda ahlaki bir sorumluluk olduğunu bizlere hatırlatmaktadır.

İçinde bulunduğumuz çağ, yapay zekâ ile yeni bir eşiktedir. Algoritmalar içerik üretmekte, haber yazmakta, seslendirme yapmakta ve dinleyici tercihlerini analiz etmektedir. Fakat burada temel soru şudur: Güveni kim inşa eder? Cevap açıktır: Güveni teknoloji değil, insan inşa eder. Yapay zekâ ancak etik ilkelerle, mesleki sorumluluk bilinciyle ve kamu yararı anlayışıyla birleştiğinde anlam kazanır. Aksi takdirde hız, hakikatin önüne geçer; veri, değerin yerini alır.

Radyo yayıncılığı; yalnızca bilgi aktarmak değil, sorumluluk taşımaktır. Mikrofonun ucunda bir vicdan olmalıdır. Çünkü ses, yalnızca titreşim değildir; anlamdır, kültürdür, hafızadır. Bu noktada Funda Akman gibi hem bilimsel uzmanlığı hem de yayıncılık tecrübesiyle öne çıkan isimler, yapay zekâ çağında dahi insan unsurunun vazgeçilmez olduğunu göstermektedir. Onun yayın çizgisi, etik ilkelere bağlı, toplum sağlığını önceleyen ve kamusal faydayı esas alan bir anlayışın tezahürüdür.

Birleşmiş Milletler arşivlerinde yer alan ve Audrey Hepburn gibi isimlerin sesini taşıyan kayıtlar, radyonun kültürel miras yönünü ortaya koyar. Ses kaydı, tarihin canlı tanığıdır. Yazılı metin akla hitap eder; ses ise kalbe ulaşır.

Radyo, insanlığın çeşitliliğini duyuran bir sahnedir. Farklı diller, kültürler, düşünceler bu sahnede yer bulur. Bu nedenle radyo istasyonlarının yalnızca teknik olarak değil, içerik bakımından da çoğulcu olması gerekir. Dinleyicisini dinleyen bir radyo, toplumun aynasıdır. Funda Akman’ın yayın pratiği de tam olarak bu çoğulculuğun ve insani hassasiyetin somut bir tezahürüdür; mikrofonu bir kürsü değil, bir köprü olarak kullanmaktadır.

Sonuç ve Değerlendirme

13 Şubat, bize bir gerçeği hatırlatır: Medya araçları değişebilir, platformlar dönüşebilir; ancak güven, etik ve kamu yararı ilkeleri değişmez. Radyo, görsel kirlilikten uzak olarak insanın insana seslenişidir ve bu ses, ancak sorumlulukla anlam kazanır.

Dünya Radyocular Günü vesilesiyle, mikrofon başında hakikatin izini süren, afet anında umut taşıyan, uzak coğrafyalarda bir köprü kuran tüm radyocuları saygıyla selamlıyorum. Bilhassa Funda Akman gibi mesleğini bilimle, vicdanla ve estetik bir üslupla icra eden yayıncılar, radyonun yalnızca bir iletişim aracı değil; aynı zamanda toplumsal bilinç ve kültürel hafıza mekânı olduğunu bizlere yeniden hatırlatmaktadır.

Çünkü radyo, yalnızca bir yayın organı değildir. Radyo, toplumun vicdanıdır.

Saygılarımla,

Prof. Dr. Ayhan ERDEM - Köşe Yazarı
aerdem@gazeteankara.com.tr
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
Gazete Ankara DHP- www.gazeteankara.com.tr

 

 

 

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)