Kültürel Enflasyon ve Müzikte Sosyal Çürüme
Bu yazı, ekonomik krizlerin ötesinde toplumsal yapının temelini tehdit eden "kültürel enflasyon" ve "sosyal çürüme" kavramlarını müzik sosyolojisi ekseninde ele almaktadır. Türkiye'nin tarihsel süreçte yaşadığı Batılılaşma hamleleri ile geleneksel Türk müziği (Klasik Türk Müziği, Türk Halk Müziği, Türk Tasavvuf Müziği) mirası arasındaki etkileşim ve gerilim, toplumsal etik kaybı ile popüler kültür endüstrisinin baskısı altında analiz edilmeye çalışılmıştır.
Kültürel Enflasyon ve Sosyal Çürümenin Kavramsal Çerçevesi
Toplumsal yapılar zaman zaman ağır ekonomik veya politik krizlerle sarsılabilir. Ekonomik sistemler, sermayenin kendini yeniden üretme ve yönetme kabiliyeti sayesinde bir şekilde toparlanma eğilimi gösterir. Ancak, toplumsal değerler dizgesini, ahlak normlarını ve estetik kavrayışı oluşturan sosyo-kültürel dokunun tahribatı yani kültürel enflasyon ve buna bağlı sosyal çürüme kısa vadede tamir edilmesi neredeyse imkânsız olan derin kırılmalar yaratır. Sosyal çürüme kavramı, toplumu bir arada tutan normatif yapının felce uğraması toplumsal kuralların ve norm halinin kolektif bilince hâkim olması şeklinde tanımlanabilir. Bu çözülmenin merkezinde, bireylerin eylemlerine rehberlik eden "etik" kavrayışının ve bir "yaşam felsefesinin" kaybolması yatmaktadır.
"Kültürel enflasyon", simgesel değerlerin, estetik standartların ve bir toplumu bir arada tutan ortak anlam dünyasının aşırı üretilerek nitelikçe değersizleşmesini ifade eder. Sosyal çürümenin özünü etik kavramının yitimi oluşturur. Etik, sadece yazılı kurallar bütünü değil; bireyin varoluşunu, düşünce sistemini ve toplumsal ilişkilerini biçimlendiren bir yaşam felsefesidir. Etik değerlerin çökmesi; çalışarak, emek vererek ve nitelik üreterek var olma anlayışının yerini "kolay yoldan para kazanma", "kısa yoldan statü elde etme" ve kuralsızlaşmaya (anomi) bırakmasıyla belirginleşir (Kongar, 2012).
Bu durumun en somut ve görünür dışavurum alanlarından biri ise şüphesiz kültürün en dinamik unsuru olan müziktir. Müzik, bir toplumun duygu dünyasının, estetik eşiğinin ve ahlaki değerlerinin aynasıdır. Dışarıdan gelen sosyo-kültürel şoklara, denetimsiz göç hareketlerine ve hızlı metalaşma süreçlerine karşı direnç gösteremeyen bir müzik sistemi, toplumsal çözülmenin en belirgin göstergesidir.
Türkiye'de Batılılaşma ve Geleneksel Müzik Mirasının Tarihsel Gerilimi
Türkiye'de müzik, Tanzimat'tan Erken Cumhuriyet dönemine ve günümüze kadar uzanan Modernleşme/Batılılaşma sürecinin her zaman ana çatışma alanı olmuştur. Devlet eliyle yürütülen Batılılaşma politikaları, geleneksel Türk müziğini (Klasik Türk, Halk, Tasavvuf Müziği) zaman zaman "teksesli", "geçmişe ait" veya "modernleşmenin önünde engel" olarak kategorize etmiş; buna karşılık Batı müziğinin armoni ve formlarını çağdaşlaşmanın yegâne ölçütü saymıştır (Dellaloğlu, 2014). Batıya karşı kültürel ezikliğin temel göstergesi olan bu anlayış, müzik sorunlarının da en temel ayrışma alanıdır.
Bu tarihsel gerilim iki temel hat üzerinde şekillenmiştir:
Batılılaşma Çizgisindeki Müzik: Batı normlarını estetik üstünlük olarak kabul eden, ancak zamanla kitle iletişim araçlarının ve küreselleşmenin etkisiyle Batı'nın köklü klasik/sanat geleneğinden ziyade, onun "hızlı tüketim ürünlerini" (popüler müzik kalıplarını) taklit eden bir hatta dönüşmüştür.
Geleneksel Kültürel Miras (Türk Müziği): Yüzyıllardır biriken makamsal yapı, ustalık-çıraklık ilişkisi, edebiyatla (tasavvuf, divan, halk şiiri) kurduğu organik bağ ve makamların taşıdığı derin felsefi/etik arka plan ile toplumsal kültürel bütünleşmenin çimentosu vazifesini görmüştür.
Ancak günümüzde yaşanan sosyal çürüme, bu iki hattı da kendi özgün ve nitelikli bağlamından koparmıştır. Batılılaşma çizgisi, rasyonel ve felsefi derinliğinden arındırılarak yüzeysel bir özenme ve eğlence sektörünün tüketim nesnesine dönüşmüştür. Geleneksel müzik mirası ise makamsal zenginliğini ve edebi derinliğini yitirerek yüzeysel bir nostaljiye ya da ticarileşmiş bir yozlaşmaya kurban edilerek hızla tüketilebilir nesne haline getirilmektedir.
Sosyal Çürümenin Müzikal Yapıdaki Yansımaları
Sosyal çürümeyi besleyen iki ana unsur:
Kolay yoldan kazanç anlayışı ve liyakatsizlik.
Demografik ve sosyo-kültürel şoklar (göç ve mülteci kültürü, anomik kentleşme). Olarak açıkça tanımlanmaktadır:
Bu unsurlar, Frankfurt Okulu'nun Kültür Endüstrisi eleştirisinde (Adorno, 2011) vurguladığı gibi, sanatın ve müziğin metalaşarak nesneleşmesini hızlandırmıştır.
Estetik ve Etik Değersizleşme (Müzikal Devalüasyon)
Geleneksel Türk müziği ve nitelikli Batı müziği, yıllarca süren bir eğitimi, ustalaşmayı ve içselleştirmeyi gerektirir. Ancak "kolay yoldan kazanç" anlayışının toplumsal yaşam felsefesi haline gelmesi, müzik üretimine de yansımıştır. Dijital teknolojilerin ve adım adım takip edilen yol haritası var olan problemi çözmek (algoritmik) için üretim araçlarının sunduğu imkânlarla, hiçbir müzikal birikimi, ses eğitimi veya edebi derinliği olmayan türler ve figürler piyasada egemen konum elde etmiştir. Devlet eliyle yüz yıldır kültüre ve eğitim sistemine entegre edilmeye çalışılan müzik anlayışının bu anlamda rolü büyüktür.
Bu durum, müzikte şu çürümeleri beraberinde getirmiştir:
Şarkı Sözlerindeki Yozlaşma: Şiirsel derinlik, tasavvufi/insani duyarlılıklar veya edebi estetik yerini; suç, kolay para, tüketim nesnesi olarak insan, şiddet ve yüzeysel cinsellik temalı metinlere bırakmıştır.
Harmonik ve Ritmik Sığlaşma: Zengin makamsal dizilimler ve karmaşık usuller yerine; dijital ortamda döngüsel olarak tekrarlanan, 2/4, 4/4’lük Bas sesi, Davul ve diğer vurmalı çalgılar 2-3 nota aralığına sıkıştırılmış, dinleyicide derinlikli bir duygu uyandırmaktan uzak, anlık haz odaklı ritimler egemen kılınmıştır. Köklü bir tarihe ve kültüre sahip ve toplumsal kültür kodların gittikçe çözülmesine doğru hızla yol almaktadır.
Türk Müziğinde (THM/TSM/TTM) Çürüme ve İçi Boşaltılma
Geleneksel Türk Müziği (Türk Sanat Müziği ve Türk Halk Müziği), yüzyıllık makam ve usul birikimine, tasavvufi ve insani bir etik yaşam felsefesine dayanır (Arel, 1969).
Makam ve Usul Estetiğinin Yitimi:
Tarihsel olarak doğa, insan ve etik normlarla bağ kuran geleneksel formlar; yerini popülist kaygılarla üretilen, makamsal derinlikten uzak, tekdüze "fantezi" veya "etno-pop" formlarına bırakmıştır. Mikrotonal (koma) zenginlikler dijital ortamlarda standart Batı eşit tampereman tambur sistemine sıkıştırılarak hibritleştirilmiş ve otantik yapısını kaybetmiştir.
Toplumsal Hafıza Kaybı:
Halk müziğindeki ağıt, bozlak ya da deyiş gibi tarihsel ve sosyolojik hafıza taşıyıcısı formlar, TV şovları ve sosyal medya içeriği için "eğlence nesnesine" indirgenmiştir. Müziğin felsefi ve etik arka planı silinmiş, geriye yalnızca tüketilebilir ritmik kabuklar kalmıştır (Kongar, 1999).
Göç, Mülteci Kültürü ve Hibritleşmenin "Yozlaşma" Boyutu
Kültürlerarası etkileşim ve sentez, müzik tarihinde zenginleştirici bir unsur olabilir. Ancak bu etkileşim, güçlü bir toplumsal etik ve köklü bir estetik omurga üzerine oturmadığında, "zenginleşme" değil "çözülme" ve “çürüme” üretir.
Özbek'in (1991) Türkiye'deki kentleşme ve arabesk müzik üzerine yaptığı sosyolojik analizlerde görüldüğü üzere; kırdan kente göç ve uyum sorunları, kendi özgün ifade biçimini yaratmıştır. Ancak günümüzdeki denetimsiz küresel göç dalgaları ve sosyo-kültürel güvensizlik, toplumu bir "Güney Amerika ülkesi" semptomuna yani gelir adaletsizliğinin, illegalite övgüsünün, çeteleşme kültürünün ve kuramsal anominin yaygınlaştığı bir yapıya doğru sürüklemektedir. Stratejik konuma itibarı ile Türkiye sürekli göç alarak kültürel yapısında da yakın gelecekte kültürel, sosyal alanın en sorunlu ve problemli alanları arasında kültürel şoklara karşı olduğu gerçeğini göz ardı edemeyiz.
Müzik sistemi bu şoklara karşı direnç gösteremediğinde:
Ne geleneksel Türk müziğinin ahlaki ve estetik makam dünyası korunabilmekte,
Ne de Batı müziğinin rasyonel, disipline dayalı yapısı benimsenebilmektedir.
Sonuçta ortaya çıkan yapı; köksüz, kimliksiz, her iki kültürün de en niteliksiz ögelerini bünyesinde toplayan bir sosyo-kültürel yozlaşma (kültürel arabeskleşmenin ticarileşmiş son aşaması) örneğidir (Erdoğan & Alemdar, 2005).
Karşılaştırmalı Analiz: Batılılaşma Çizgisi ve Geleneksel Miras
Aşağıdaki tablo, sosyal çürüme öncesindeki nitelikli yapı ile sosyal çürüme sürecinde her iki hatta yaşanan kırılmayı özetlemektedir:
|
Analiz Boyutu |
Nitelikli Dönem / İdeal Yapı |
Sosyal Çürüme Dönemindeki Değişim (Kültürel Enflasyon) |
|
Batılılaşma Çizgisi |
Disipline dayalı harmoni, evrensel formlar, çokseslilik ve entelektüel derinlik. |
Taklitçi popüler kültür, dijital otomasyon, anlık tüketim ve derinliksiz eğlence sektörüne dönüşüm. |
|
Geleneksel Türk Müziği |
Usta-çırak ilişkisi, makam zenginliği, edebi/tasavvufi derinlik, meşk kültürü. |
Makamların ve usullerin piyasalaşarak basitleşmesi, arabesk-pop hibritleşmesi içinde özün yitimi. |
|
Etik ve Yaşam Felsefesi |
Emek, liyakat, estetik arayış, sanatsal sorumluluk ve toplumsal hafıza. |
Kolay yoldan kazanç, illegaliteye imza atma, liyakatsiz şöhret, değerlerin ticarileşmesi. |
|
Sosyolojik Etki |
Toplumu estetik açıdan besleyen, birleştirici ve kimlik inşa edici işlev. |
Toplumsal anomiyi derinleştiren, kültürel bellek kaybına yol açan çözülme. |
|
Göçün Kültürel Etkisi |
Farklı tamamen yabancı kültür transferi |
Gelecekte kültürel ayrışmanın yolları |
Değerlendirme
Toplumsal yapıda etik değerlerin yok olmasıyla başlayan sosyal çürüme, geriye dönüşü son derece zor olan bir sosyo-kültürel yozlaşma sürecidir. Ekonomik krizler doğru para ve maliye politikalarıyla çözülebilirken; dili, edebiyatı, ahlakı ve müziği kapsayan kültürel çürümenin onarılması nesiller boyu sürecek bir eğitim, restorasyon ve bilinçlenme şarttır.
Türkiye'de müzik alanı, Batılılaşma çizgisindeki yüzeyselleşme ile geleneksel mirasın sahipsiz bırakılması/ticarileştirilmesi arasında sıkışmıştır. Kolay yoldan para kazanma hırsının bir yaşam felsefesine dönüşmesi, dış sosyo-kültürel şoklar ve denetimsiz toplumsal dönüşümlerle birleştiğinde; müzik bir estetik sığınak veya kimlik unsuru olmaktan çıkıp, sosyal çürümenin en belirgin taşıyıcısı haline gelmiştir. Bu durumdan çıkışın yegâne yolu, müzik politikalarında ve eğitiminde etik, emek ve liyakat ilkelerini temel alan köklü bir kültür politikasına acil ihtiyaç vardır.
Kaynakça
· Adorno, T. W. (2011). Kültür endüstrisi: Kültür yönetimi (M. Tüzel, E. Gen, & N. Ülner, Çev.). İletişim Yayınları.
· Arel, H. S. (1969). Türk musikisi kimliği. Kültür Bakanlığı Yayınları.
· Dellaloğlu, B. F. (2014). Müzik sosyolojisi: Kuramsal bir giriş. İthaki Yayınları.
· Erdoğan, İ., & Alemdar, K. (2005). Popüler kültür ve iletişim. Erk Yayınları.
· Kongar, E. (2012). 21. yüzyılda Türkiye: 2000'li yıllarda Türkiye'nin toplumsal yapısı. Remzi Kitabevi.
· Özbek, M. (1991). Popüler kültür ve Orhan Gencebay arabeski. İletişim Yayınları.
· Stokes, M. (1998). Türkiye'de arabesk müzik (H. Derya, Çev.). İletişim Yayınları.
Dr. Murat Karabulut – Köşe Yazarı
Gazete Ankara Dijital Haber Portalı
E-posta: mkarabulut@gazeteankara.com.tr
www.gazeteankara.com.tr
“Türkiye’nin kalbi Ankara’nın sesi”