YAZARLAR

23 Nisan 2026 Perşembe, 08:00

Para İnsanın Safiyetini Bozar Mı?

Para, hayatı sürdürmenin doğal bir aracı… Ancak güç ve prestijle birleştiğinde insanın safiyetini aşındırabilir mi? Asıl mesele paraya sahip olmak değil, paranın insana ne yaptığıdır.



Para bir değişim aracıdır ve yaşamak için paraya ihtiyacımız vardır. Para, ihtiyacımızı karşılamanın yanında bize güç ve prestij de sağlar. İhtiyacımızı karşılaması doğaldır ve gereklidir. Ancak onun sağladığı güç ve prestije bağımlı olursak hem safiyetimiz kalmaz hem de acımasız oluruz; merhametimiz zayıflar.

 

Bir Kıssa: Safiyetin Kaynağı

Paranın safiyeti değiştirmesi konusunda şu tarihî kıssa ibret vericidir:

3. Babür İmparatoru Ekber Şah (1542–1605) zamanında yaşamış ünlü müzisyen Tansen’e (1493–1586):
“Senin müzik alanında son zirve olduğunu düşünüyorum. Ancak seni yetiştiren bir ustan olmalı. Eğer hayattaysa onu saraya çağırmanı istiyorum” der.

Tansen şöyle cevap verir:
“Evet, ustam hayattadır. Adı Haridas’tır. Ancak o doğada bir rüzgâr gibi, bir bulut gibi yaşar. Kendi yüreğine göre yaşar. Onu çağırarak müzik yaptıramazsınız. O içinden geldiği zaman söyler ve dans eder. Onu dinlemek için bulmak ve o anını beklemek gerekir.”

Ekber Şah ile Tansen yola çıkarlar. Haridas’ı bir nehrin kenarında, bir ağacın dibinde bulurlar. Ona görünmeden beklerler. Haridas bir an şarkı söyleyip dans etmeye başlar.

Ekber Şah çok duygulanır, ağlamaya başlar. Şarkı bitmesine rağmen ağlaması sürer. Tansen’e döner:
“Ben seni zirve sanıyordum ama ustanı seninle mukayese etmek güç. Bu fark nereden geliyor?” diye sorar.

Tansen’in cevabı nettir:
“Ben müziği şöhret, para, güç ve prestij için yapıyorum. O ise yüreğinde hissettiği zaman söylüyor.”

 

Para ve Yapaylık

Para tutkusu insanı yapaylaştırır. Paranın sıcak yüzü, yüreğin sıcaklığını geri plana iter. İnsanı manen çoraklaştırır.

İnsanların paralı kişiye ilgi göstermesi aslında kişiye değil, paraya olan ilgidir. Bu durum, ilişkileri sahte bir zemine çeker.

 

Söylem ile Gerçek Arasındaki Çelişki

Bir dönem İdarecinin Sesi Dergisi’nde yazıyordum. Her sayıda öne çıkan bir kişisel gelişimciyle röportaj yapmayı planladım. Ulaşabildiğim kişilerle röportaj yaptım ve yayımlandı. Ancak kamuoyunun çok itibar ettiği bazı ünlü isimler, parasız konuşmuyor ve yazmıyordu. Üstelik o dönem için astronomik ücretler talep ediyorlardı.

Bu durum beni düşündürdü. Çünkü bu kişiler kamuya açık alanda; yardımseverliği, sevgiyi, fedakârlığı, karşılıksız vermeyi öğütlüyorlardı. Ama gerçek hayatta parasız bir kelam etmeye yanaşmıyorlardı.

Bana göre söylediklerinin kıymeti kalmamıştı. Çünkü samimiyet yoktu. Amaç, insanlığa katkı değil; şöhret ve para birikimini artırmaktı.

 

Kendi İç Hesaplaşmamız

Bir şirkette verdiğim eğitim sonrası ücret alınca ben de düşündüm:
Ben de zamanla eleştirdiğim noktaya mı savrulurum?

Çünkü bugüne kadar içimden geldiği gibi yazıyor ve konuşuyorum. Ama para devreye girdiğinde bu safiyet korunabilir mi?

İnsanın en büyük sınavı; şöhret, servet ve makamla olur. Karakterin sağlamlığı ve erdemin derinliği tam da burada ortaya çıkar.

 

Bir Yazarın Duruşu

Man Booker ödüllü Kanadalı yazar Yann Martel, dikkat çekici bir yaklaşım sergiler.

Pi'nin Yaşamı adlı romanıyla ödül kazandıktan sonra, başbakana dört yıl boyunca her pazartesi kitap gönderir.

Gerekçesi ise şöyledir:
“Sıradan insanların ne yaptığı beni ilgilendirmez. Ama benim üzerimde söz hakkı olan insanlar söz konusuysa durum farklı. Onların okumalarını isterim. Çünkü sınırlı hayalleri bir gün benim kabusuma dönüşebilir.”

 

Toplumsal Sorumluluk Bilinci

Bu düşünceyi haklı bulmakla birlikte sosyal çevremiz için daha geniş düşünüyorum.

Hepimiz bir sosyal hayatın içindeyiz. İnsanların bilgisizliği, sevgisizliği, tahammülsüzlüğü ve merhametsizliği bizi etkiler. Aynı şekilde bizdeki eksiklikler de başkalarını etkiler.

Sonuçta ortaya güvensiz, huzursuz bir toplum çıkar.

Bu nedenle çevremize bilgiyi, sevgiyi, hoşgörüyü ve merhameti yaymak zorundayız. Bu bir tercih değil, bir sorumluluktur. Herkes bunu bir sosyal sorumluluk projesi gibi benimsemelidir.

Ben yazarken, konuşurken ve düşünürken bu sorumluluk bilinciyle hareket ediyorum.

 

Son Söz

Sözümü bir Kızılderili atasözüyle bitirmek istiyorum:
“Her şey halkadır. Her birimiz kendi hareketlerimizden sorumluyuz. Hepsi döner dolaşır, bize geri gelir.”

 

23 Nisan Notu

23 Nisan; bir milletin kendi kaderine sahip çıktığı, iradesini tarihe mühürlediği kutlu bir gündür.

Bu büyük emanetin çocuklara verilmesi ise bize şunu hatırlatır:
Gelecek, sadece güçle değil; vicdanla, ahlakla ve safiyetini koruyabilen yüreklerle inşa edilir.

Çünkü bir milletin gerçek zenginliği, sahip olduğu değerlerdir.

Bu duygu ve düşüncelerle, başta çocuklarımız olmak üzere aziz milletimizin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutluyor;
daha adil, daha merhametli ve daha insani bir geleceğin temennisinde bulunuyorum.



Av. Durdu GÜNEŞ

Gazete Ankara DHP | Köşe Yazarı
dgunes@gazeteankara.com.tr

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)