YAZARLAR

19 Şubat 2026 Perşembe, 08:30

Mizah Ahlaktan Yoksun Olursa…

Mizah gerginliği azaltıp hayatı güzelleştirebilir. Ama ahlaktan koparsa; incelik değil incitme üretir, zekâ değil yıkım taşır.

MİZAH AHLAKTAN YOKSUN OLURSA…

Mizah, hayatı çekilir hale getirmenin en güzel yollarından biridir. Bu yeteneğe sahip olmak kişiyi psikolojik olarak rahatlattığı gibi sosyal gerginlikleri de azaltır. Mizah yapısı itibariyle sosyal bir olgudur; mutlaka etkileşeceği birini arar.

Mizah, içinde anlamlı bir uyumsuzluk barındırır. Bu uyumsuzluğu çözmek zekâ ve algı gerektirir. Çözülen uyumsuzluk bir rahatlama duygusu verir ve gülmeye başlarız.

“Siyasi Tansiyonun İlacı Mizah” başlıklı bir yazı yazmış, özellikle siyasi arenada mizahın olmadığını belirtmiştim. Bugün haberleri izlerken bu kanımı değiştirdim: Siyasi arenada mizah var ama bu yıkıcı mizahtır. İçinde zekâ ve ahlak yoktur.


Yıkıcı Mizah Nedir?

Yıkıcı mizah; espriyi, fıkrayı, mizahı sadece başkalarıyla alay etmek, onlara laf sokmak ve küçük düşürmek için kullanmaktır. Sürekli birilerinin hatalarına, yanlışlarına, zayıflıklarına vurgu yapıp onu aptal durumuna düşürecek şekilde dalga geçmektir.

Başkalarının özrünü, özelini, kutsalını dikkate almadan; onların üzüleceğini, güceneceğini bile bile espri yapmaktır. Yani mizahı kendini yüceltmek, muhataplarını alçaltmak için kullanmaktır.

Bu tür mizah, üstünlük kuramıyla açıklanmıştır. Kötü niyet, düşmanlık, alaycılık, aşağılama gibi tavırlar üstünlük kuramında yer alır. Aristo ile Platon bu nedenle mizahı tasvip etmemiş, ahlaki bulmamışlardır. İslam dininde de bu tür mizah caiz görülmemiştir.


İnsan Neden Yıkıcı Mizah Yapar?

Peki insan yıkıcı mizahı neden yapar? Eğer kişilerde ahlaki ilkeler ve insani değerler yerleşmemişse; hükümranlık ve üstünlük duygusu patolojik bir hal almışsa; narsist anlayış kişiyi istila etmişse, mizah da bir kötülük aracına dönüşür.

Mevlâna, “Kalp denizdir, dil de kıyı. Denizde ne varsa kıyıya o vurur” demiş. Kişinin kullandığı mizahın yapıcı mı yıkıcı mı olduğuna bakarak, onun ahlaki seviyesini ölçmemiz mümkündür.

 

Yapıcı Mizah: Zekâ ve Ahlak Birlikte

Yıkıcı mizahın karşıtı yapıcı mizahtır. Bunun bir yönü insanın kendini geliştirmesine, diğer yönü ise sosyal ilişkilerin iyileşmesine yol açar.

Mizahı iyi yönde kullanmak; kendine güven duymak; fıkra ve espriyle insanları olumlu yönde etkileyebilmek yapıcı mizahtır. Bu tür mizahın beslenme alanı insan sevgisidir. Yapıcı mizahla hayatın farklı ve hoş cephelerine ışık tutmak mümkündür. Bu şekilde siyasi ve sosyal gerginlikleri azaltabilir, yaratıcı çözümlerin oluşmasına ortam hazırlayabiliriz.

Yapıcı mizah uyumsuzluk kuramıyla açıklanmıştır. Buradaki uyumsuzluk, anlamlı bir uyumsuzluktur. Kant ve Schopenhauer tarafından ortaya atılmıştır. Yapıcı mizahta mizahın bilişsel ve sosyal yönü öne çıkar. Algılama ve çözümleme ancak zekâ ve bilişsel ustalıkla mümkün olur. Bu nedenle yapıcı mizah hem ahlak hem de zekâ gerektirir.

 

Siyasette Mizahın Aynası

Siyasi arenada özellikle yıkıcı mizahın kullanılması, yapıcı mizaha yer verilmemesi düşündürücüdür. Erdemli rekabet değil, çamurlukta rekabet öne çıkmaktadır. Galibi mağlubundan daha kötü olan bir rekabettir bu.

Neticede mizah kullanımı, düşünce ve tutumlarımızın bir çıktısıdır. Aynı zamanda bizim ahlak ve zekâ düzeyimizin de aynasıdır.


Temel Fıkrası ile Bitirelim

Konuyu bir fıkra ile bitirelim.

Temel hakimlik yapıyor. Dursun’la Cemal kavga etmişler. Karşılıklı birbirlerinden davacı olurlar. Duruşma başlar.

Hakim önce Dursun’a söz hakkı verir. Dursun:
“Hâkim bey o bana dedi şerefsuz, alçak, haysiyetsuz. Ben de ona dedum ki sensun şerefsuz, alçak, haysiyatsuz.”

Hakim bu kez Cemal’e söz hakkı verir. Cemal:
“Hakim bey o bana dedi ki sen şerefsuz, alçak, haysiyetsuzsun. Ben de ona dedum ki sensun şerefsuz, alçak, haysiyatsuz.”

Temel masaya vurur:
“Çıkun dışaru. Berabere kaldunuz.”


Av. Durdu GÜNEŞ

Gazete Ankara DHP | Köşe Yazarı
dgunes@gazeteankara.com.tr

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)