Düşüneceğiz “Aramıza Dağlar Sıralansa da”
Düşünmenin önündeki kültürel, hukuki, eğitimsel ve zihinsel engelleri aşmadan bireysel ve toplumsal gelişme mümkün değildir. Bu yazı; sistematik, felsefi ve insani düşünmenin önündeki başlıca engelleri sorgulamak, düşünmenin insan onuru ve toplumsal ilerleme açısından taşıdığı öneme dikkat çekmek amacıyla kaleme alındı.

Sosyal medyada Prof. Dr. Niyazi Kahveci’nin çağdaş düşünce üzerine yaptığı konuşmalardan oluşan bir videosu dolaşıyor. Kahveci, düşünme üzerine ilginç tespitlerde bulunuyor. Düşünmeyi ikiye ayırıyor: Animal düşünme, yani hayvani düşünme; beşeri düşünme, yani insani düşünme.
İnsani düşünme olan sistematik, felsefi düşünmeyi beceremediğimiz için geri kaldığımızı; animal düşünmenin sonucunda toplumda sürekli şiddetin, kavganın, düşmanlığın ve hak yemenin var olduğunu söylüyor.
Ben de bunun üzerine, “Toplum olarak beşeri, felsefi, sistematik düşünmemizin önündeki engeller nelerdir?” diye düşündüm. Tespitlerimden bazılarını paylaşmak istedim.
1. Düşünmeyi Engelleyen Klişe Sözlerimiz Var
Düşünmeyi engelleyici klişe sözlerimiz var. Bilinçaltında bu sözler düşünmemize ket vurur.
“Düşün düşün, b.ktur işin.”
Yeni bir fikir ileri sürdüğünüzde:
“Başımıza icat çıkarma.”
“Eski köye yeni adet getirme.”
derler.
Düşünmeyi öne çıkaran bir cümle kullandığınızda:
“Felsefe yapma.”
derler.
Bizler ki derslerinde çalışkan olana “inek”, umumhaneye ise “mektep” diyen bir toplumuz. Bizler ki Bakırköy Akıl Hastanesinin bahçesine düşünen adam heykeli koymuşuz. Sanki “Düşünmenin sonu deliliktir.” der gibi.
Halk arasında bile fazla düşünene “Düşüne düşüne kafayı sıyırdı.” derler.
Bizler ki mahalledeki delileri evliya olarak görür, saygı gösteririz. Çok okuyan ve düşünen insandan da sakınırız, korkarız. Hatta zarar vermesin diye hapse bile atarız.
2. Kutsallaştırma Düşünmenin Önünü Keser
Toplum olarak aşırı bir kutsallaştırma huyumuz var.
Tarihi, kişileri, mekânları ve fikirleri kutsallaştırırız.
Kutsallaştırmak, düşünmemeyi; sadece inanmayı ve tâbi olmayı gerektirir. Kişiler kutsallaştırılınca artık onu sorgulayamazsınız. Her söylediğini, her dediğini doğru olarak algılarsınız. Akıl ve zekânın fonksiyonları çalışmaz olur.
Geçmişteki zaman dilimlerini kutsallaştırdığınızda hataları göremezsiniz ve yaşadığınız çağa taşırsınız. Günün gelişmiş aklını, bilimini ve düşünme biçimini kullanmazsınız.
Beyin güncellenmemiş ve geride kalmış bir programla çalışır. Çağı algılayamazsınız.
3. Hukuk Düzeni Olmadan Düşünmek Büyük Bir Risk Taşır
Toplumda hukuk düzeni yerleşmemişse düşünmek büyük bir risk taşır.
Kişiler hukuk düzeninin yerleşmediği yerde öncelikle biyolojik varlıklarını sürdürmek için çaba gösterirler. Bunun yolu hakkın, doğrunun ve düşünmenin değil, güçlünün yanında yer almaktır.
Bu durum toplumda ciddi bir dalkavuk kültürünün oluşmasına yol açar.
Hukuk düzeninin olmadığı yerde dalkavukça davranmak içgüdüsel bir korunma biçimidir ve kaçınılmazdır.
Dalkavuk kültürü; düşünmemeyi, edilgin olmayı, güçlünün iradesini esas almayı ve alkışlamayı beraberinde getirir.
Ancak güçlü bir hukuk düzeniyle insanların onurlu, erdemli, kendi iradesine dayanan, düşünen ve muhakeme eden bir kişilik taşıması mümkün olur.
4. Alışkanlıkların Güvenli Alanından Çıkmadan Düşünce Gelişmez
Muhafazakâr bir yaşama biçimi, alışılan bir hayatın dışına çıkmamaktır.
Alışkanlıklar bizim hayatımızı kolaylaştırır ama gelişmemizi durdurur.
Alışılmışın güvenilirliğinden dışarı çıkamayan kişi veya toplum düşünmekten kaçınır. Düşünmek, alışılmış duvarları aşmak demektir. Bu ise belirsizliğe, belirsizlik ise kaygıya yol açar.
Kişiler zor olan yolu tercih etmekten ziyade konforlu, alışılmış durumdan çıkmak istemezler.
Zihinsel tembelliğin ve riskten kaçmanın yolu düşünmemektir.
Kişiler düşünmemenin doğrudan zararını görmüyorsa; partizanlık, mezhepçilik, bölgecilik gibi zekâ ve yetenek gerektirmeyen nedenlerle hak yiyor, menfaat elde ediyor ve bunun hesabı sorulmuyorsa düşünmeye gerek yoktur.
Düşünmek bu tür kültürün olduğu yerde yeşermez, kurur.
5. Eğitim Sistemi Düşündürmüyorsa Ezberi Üretir
Eğitim sisteminde kişilerin zekâsı, muhakemesi ve hayal gücü aktive olmuyorsa, sadece hafızaya yönelik ansiklopedik bilgiler veriliyorsa orada düşünme olmaz.
Bu tür eğitimden insan şeklinde papağanlar çıkar.
Kişiler veriden bilgi, bilgiden fikir, fikirden hayal gücü üretemiyorsa verilen eğitim düşünmeyi ortadan kaldırıyor demektir.
Mark Twain:
“Ben zeki bir çocuk olarak doğdum ama beni okul mahvetti.”
der.
Test tekniği adı altında yapılan ölçme ve değerlendirme; zeki kişileri, üretken ve yaratıcı kişileri değil, ezberci kişileri başarılı gösterir.
Oysa bu kişiler düşünmeyi alışkanlık hâline getiren kişiler değildir.
Test tekniği, düşünmekten ziyade içgüdüsel hafıza yardımıyla ansiklopedik bilgileri ezberleyenleri öne çıkarmaktadır.
Hayat bize ezberlediğimiz yerlerden soru sormaz.
Hayatı kolaylaştırmak, hayatı geliştirmek ve hayatın yeni problemlerine çözüm üretmek ancak düşünerek mümkündür.
Bir siyasimizin dediği gibi:
“Dünkü güneşle bugünkü çamaşırı kurutamazsınız.”
Zaman değişiyorsa düşünmemiz de değişecek ve yenilenecektir.
6. Bilgisayar Düşünmenin Yerine Geçmemeli
Bilgisayarın hayatımıza girmesi birçok işimizi kolaylaştırmasına karşın düşünmeyi olumsuz etkilemektedir.
Kişiler bir sorun olduğunda hemen arama motorlarından hazır cevaplar aramaktadır.
Düşünmeyi biz gerçekleştiririz. Bilgisayarların zekâ yaşı sıfırdır. Onlar sadece bize hazır bilgi veya veri sunar.
Çağımızda sanki her türlü sorunun çözümü internette varmış duygusu bizi düşünmekten alıkoymaktadır.
Bunun farkına varmalıyız.
Kitap okuma, düşünme ve fikir üretmenin yerine bilgisayarı ikame etmemeliyiz.
7. Doğru Düşünmenin Yolu Mantık ve Kavram Bilgisinden Geçer
Düşünmenin engellerinden biri de düşünmedeki mantık kurallarını bilmemektir.
Kişiler bir şeyi tanımlarken hâlen Aristo mantığını kullanıyorsa, yani bir şeyi siyah-beyaz, iyi-kötü gibi kategorik düşünüyor ve ayrıntıyı algılayamıyorsa doğru düşünemez.
Paradoksal düşünebilmeli; iyiyle kötünün, siyahla beyazın arasında kalan bütün ara tonlarını hesap edebilmelidir.
Burada düşünmenin önündeki engel olarak dilin sınırlayıcılığı da devreye girmektedir.
Kavramı oluşmayan bir durumu, olguyu anlayamayız; üzerinde düşünmemiz zordur.
Ancak kişiler mantık, felsefe ve dilbilimi okuyarak düşünmenin doğru yollarını öğrenebilir.
Sadece atasözleriyle, menkıbelerle ve hikâyelerle oluşturulan düşünme biçimlerinde yanlış yargıların ve kalıpların olması muhtemeldir.
Atasözleri ve menkıbeler düşünülmeden alınıp kullanıldığında önyargı oluşturur.
Önyargılar düşünmenin önünde ciddi bir engeldir.
Düşünmeden İnsanca Bir Hayat Kuramayız
Düşünmenin önünde daha birçok engel bulunur.
Eğer düşünmenin önündeki engelleri kaldırmazsak düşünemeyiz; daha doğru deyimle, beşeri düşünme dediğimiz insanca düşünemeyiz.
Düşünmenin önündeki engelleri kaldırmalıyız.
Sebepler ortadan kalkmadıkça sonuçlar ortadan kalkmaz.
Düşünmeden insan olamayız, düşünmeden ilerleyemeyiz, düşünmeden onurlu, erdemli ve kaliteli bir hayatı yakalayamayız.
Av. Durdu GÜNEŞ
Gazete Ankara Dijital Haber Portalı Köşe Yazarı
dgunes@gazeteankara.com.tr
YORUM YAP