Arınma Geceleri
Kutlama mesajlarının kalabalığı içinde asıl mesele kayboluyor: Bu geceler, dışarıya değil içeriye dönüp arınmanın, kendimizle yüzleşmenin ve yüklerimizi hafifletmenin fırsatı olmalı.
ARINMA GECELERİ
Mübarek diye bildiğimiz gecelerden bir gün önce sosyal medyada bir kutlama furyası başlar: “Kandiliniz mübarek olsun.” Sosyal bir koroya dönüşen kutlama mesajları, “uydum kalabalığa” cinsinden tekrarlandıkça içi boşalan sloganlara dönüşür. İçinde samimiyeti olmayan, sosyal ve siyasal bir rantın ritüeli haline gelen kutlama mesajlarının çoğu da iletişim sektörünü elinde bulunduranların hazırladığı klişelerden oluşur. Her mesaj bize ne kadar sevap kazandırır bilinmez ama kesinlikle iletişim sektörünün kâr marjını artıracaktır.
Bir yazar, “Teknolojinin iletişim demek olduğu zamanımızın en büyük efsanesidir” diyor. Birbirimize mesaj göndermekle hem iletişim içinde olduğumuz hem de dini bir ritüeli gerçekleştirdiğimiz duygusu yanıltıcıdır. İletişim araçlarıyla paket mesajlar, emojiler, mizansen sözlerle kurduğumuz iletişim aramızda insanca bağlar mı kuruyor, yoksa suni bir tatmin duygusu sağlayarak insan insana bağ kurmanın içini mi boşaltıyor? Bunu ciddi ciddi düşünmemiz gerek. Yüz yüze sohbetin ve muhabbetin, hemhal olmanın sıcaklığını kaybettiğimiz için gittikçe birbirimizden uzaklaşıyoruz.
Miraç Nedir, Ne Anlatır?
Yükseğe çıkma anlamına gelen Miraç Arapça bir kelimedir. Arapça “uruc” (merdiven) kökünden gelmektedir. Miraç; inancımızda Peygamberimizin bir gece Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya, oradan da semaya yaptığı ve Allah’ın sonsuz kudretinin eserlerini temaşa ettiği hikmet yüklü yolculuğu ifade eder.
Kutlama Değil, Arınma Geceleri
Ben bu geceleri kutlama değil, arınma geceleri olarak düşünürüm hep. Günlük hayat içinde yaptığımız su-i zanlar, gıybetler, hak yemeler; kısaca işlediğimiz günahlar iç dünyamızda bir kirlilik tabakası oluşturur. Bu tür mübarek geceler, bu kirliliklerin önce farkına varmak, sonra da temizlemek için bize fırsatlar sunar.
İçimize Yolculuk: Kalabalıkla Değil, Yalnızlıkla
İçimizi temizlemek için önce içimize yolculuk yapmamız ve yoldaki kirlilikleri temizlememiz gerekir. İçimize yolculuk kalabalıkla olmaz, yalnızlıkta olur. Bu yalnızlık mecburi yalnızlık değil, gönüllü yalnızlıktır. Yalnızlıkta kendimizle yüzleşir, bizi huzursuz eden kirlilikleri içimizden atar ve arınabilirsek saflaşırız.
Saflaşmanın İlk Adımı: Fanilik Şuuru
Saflaşmayı nasıl gerçekleştireceğiz? Öncelikle fanilik şuuruna erişmemiz gerekir. Üzüntüleri, kaygıları, zenginlikleri, makamları, şöhretleri sanki ebedi gibi düşünüyoruz. Bu nedenle zanlarımız, kötülüklerimiz, hak yemelerimiz, adaletsizliklerimiz bu duygudan besleniyor. Oysa hayatın kendisi fanidir; nasıl üzüntüler, kaygılar, makamlar, zenginlikler, şöhretler baki olabilir?
Hem aklen düşündüğümüzde hem hayata ibret nazarında baktığımızda dünyada misafir olduğumuzu anlarız. Misafir kelime olarak “sefer”den gelir; seferde olan yani yolcu. Akıllı bir yolcu, taşıyamayacağı ya da işine yaramayan malzemelerle yola çıkmaz. Onun için inanan insan malayaniden uzak durur. Peygamberimiz de “malayaniden uzak durması kişinin Müslümanlığının güzelliğindendir” demiştir. Gereksiz yükleri atarsak yolculuğumuz çok huzurlu ve rahat olacaktır.
Affetmek ve Allah’a Havale Etmek
Saflaşmanın bir yolu da affetmeyi bilmektir: hem kendimizi affetmek hem de başkalarını affetmek. Eğer affetmeye ruhsal gücümüz yetmiyorsa Allah’a havale etmek… Gücümüzün yetmediği bir şeyi kaldırabilmek için daha güçlüden yardım isteriz. Mutlak güç sahibi Allah’tır. Mevlana’nın dediği gibi, “Allah’ım benim ne büyük derdim var” demek yerine “Ey derdim, benim büyük bir Allah’ım var” demek gerekir.
Çözemediğimiz, affetmekte zorluk çektiğimiz derdi, affetmenin en büyük merci olan Allah’a havale etmek; içimizde açık kalan parantezleri kapatır ve bizi rahatlatır.
Dini Değerleri Siyasetle İkame Etmek
Günümüz insanının en büyük yanlışlarından biri de inanç ve davranışlarında kutsal değerler yerine siyaseti ikame etmesidir. Semavi dinler; yalan söylememeyi, hak yememeyi, adaletle davranmayı, yardımlaşmayı, iyilik etmeyi emreder. Oysa siyaset güç ve rant paylaşımına yönelik bir arenadır. Bu arenada doğrular ve yanlışlar, iyilikler ve kötülükler; gücü ve rantı ele geçirmeye yönelik olarak sürekli renk değiştirir.
Eğer dini değerleri siyasi değerlerle ikame etmişseniz; hakkın değil gücün, erdemin değil çıkarın, doğrunun değil siyasi menfaatin tutsağı haline gelirsiniz. Bu ise iç dünyanızda kirlenmeyi, dış dünyanızda kavgayı doğurur. Yanlış bir cetvelden doğru sonuçlar çıkmaz. Arınma gecelerinde bu hususu düşünerek içimizi filtre etmemizde fayda var.
Zanlardan Arınmak: Su-i Zan ve Hüsn-ü Zan
Saflaşmanın bir yolu da zanlardan kurtulmaktır. Gerçekliği olmayan zanlar hem içimizde öfke oluşturur hem de huzursuzluğun en büyük sebeplerindendir. Zandan kastımız su-i zandır; yani kötü zan. Kötü zan, içimize önceden yerleşmiş önyargılarla ve yanlış düşünme biçimlerinden beslenir. Genelde kendi kendimize ürettiğimiz bir senaryodur; yani kendi kurgumuzdur. Kendi kurgumuzla kendi zehrimizi hazırlar, iç dünyamızı karartırız.
Su-i zanın panzehri hüsn-ü zandır; yani iyi ve güzel zan. Bu nedenle Peygamberimiz “Hüsn-ü zan imandandır” diyerek Müslümanlara hüsn-ü zannı tavsiye ve telkin etmiştir. Kabımızı kirli tutarsak içine aldığımız her şey kirli hale gelir. Onun için hayatımızda sürekli iyi niyeti esas almamız gerekir.
Örnek İnsan Olmak
Öyle örnek insan olmalıyız ki sustuğumuz zaman insanlar ondan iyi bir anlam çıkarsın, konuştuğumuz zaman insanlar onda bir hikmet bulsun.
Son Söz
Bu Miraç gecesinde içimize yolculuk yapıp arınmaya ne dersiniz?
Dr. Av. Durdu GÜNEŞ
Gazete Ankara DHP | Köşe Yazarı
dgunes@gazeteankara.com.tr
YORUM YAP