Akıllı Ya Da İyi İnsan Mıyız?
İnsan, hayat boyunca iki temel eğilim arasında gidip gelir: Kendisi için mi yaşamalı, toplum için mi? Asıl mesele; bireysel çıkarla toplumsal sorumluluk arasında adil bir denge kurabilmektir.

AKILLI YA DA İYİ İNSAN MIYIZ?
Bu başlık ilk bakışta bir çelişki gibi görünebilir. “Akıllı olan iyi, iyi olan da akıllı olmaz mı?” sorusu zihnimizde belirebilir. Gerçekten de akıllı olmakla iyi insan olmak bazı noktalarda örtüşür; ancak ayrıldığı yönler de vardır. Bu yazıda biraz da o ayrım üzerinde durmak istiyorum.
Günlük hayatta bize faydası olanlara “iyi insan”, başarılı, zengin ve makam sahibi kişilere ise çoğu zaman “akıllı”, “uyanık”, “işini bilen” sıfatlarını yükleriz.
Bireysel İnsan mı, Sosyal İnsan mı?
Akıllı insan ile iyi insan kavramı; insanın bireysel yönüyle sosyal yönünü karşı karşıya getirir.
Birey olarak kendimizi esas aldığımızda “önce can sonra canan” deriz. Hayatı kendimize göre düzenler; başarılı, zengin ve güçlü olmak isteriz. Bu süreçte çoğu zaman önceliği kendimize veririz. Eğer bir tercih yapacaksak ve bu tercih bize fayda sağlarken başkalarına zarar veriyorsa, çoğu zaman kendi lehimize olanı seçeriz. Böylece ben merkezli bir düşünce biçimi oluşur.
Sosyal varlık olarak insan yönümüzde ise ailemizin ve toplumun beklentilerine karşılık vermeye çalışırız. Fedakârlığı, iyilik yapmayı ve topluma faydalı olmayı hem kutsal bir görev hem de hayatın anlamı olarak görürüz. Ancak kişi kendisini sadece sosyal bir varlık olarak tanımladığında, zamanla toplumun ve kuralların kölesi hâline gelebilir.
İki Ucun Tehlikesi
Kendini yalnızca bireysel bir varlık olarak gören insan; başarı ve zenginlik uğruna her yolu meşru görebilir. Suç işleyebilir, yakalanmadığı sürece bunu sorun olarak görmeyebilir. Bu kişilerde zamanla bencillik, narsizm ve çıkarcılık baskın hâle gelir.
Buna karşılık kendisini sadece topluma adayan kişi de kendi kişiliğini geliştirmekte zorlanır. İradesini özgürce kullanamadığı için iç dünyasında öfke, huzursuzluk ve kaygı birikir. Dışarıdan “iyi insan” görüntüsü verse de, aslında kendi benliğiyle çatışma yaşamaktadır. Çünkü kendi benliğini bastırmış, sosyal bir robota dönüşmüştür.
İyi İnsan mı, Saf İnsan mı?
İnsan zaman zaman “akıllı insan olmak” ile “iyi insan olmak” arasında gelgitler yaşar. Çünkü kişi kendi benliğine göre davransa; bencil, çıkarcı ya da kibirli görünmekten korkar. Sosyal çevreden dışlanma ve sevilmeme kaygısı taşır.
Diğer taraftan tamamen iyi insan olmaya yöneldiğinde ise “saf”, “herkese kanan”, “istismar edilen kişi” olarak görülme ihtimali ortaya çıkar. Sürekli başkaları için yaşayan insan, zamanla başkalarının kuklası hâline gelebilir.
Karakteri Koşullar mı Belirliyor?
Peki insanın bireysel ya da toplumsal yönünün baskın olmasını kendi tercihi mi belirliyor, yoksa yaşadığı koşullar mı?
Kanımca bunu büyük ölçüde hayat şartları belirliyor. Çocukluğu boyunca her istediği yapılan, hep merkeze konulan kişi; dünyayı kendi etrafında dönüyor sanabilir. Kendini merkeze, toplumu ise ayrıntı olarak görür.
Buna karşılık yoksulluk içinde büyüyen, yardımlaşmanın değerini yaşayarak öğrenen biri ise hayatı paylaşma ve dayanışma üzerinden anlamlandırır. Aziz Nesin’in, tüm mal varlığını çocuk vakfına bağışlamasının arkasında da belki böyle bir hayat tecrübesi vardır.
Asıl Mesele: Denge Kurabilmek
İnsan illa yalnızca bireysel ya da yalnızca toplumsal bir varlık olmak zorunda değildir. Elbette bunun bir orta yolu vardır. Öncelikle kişinin bu iki yönünü fark etmesi ve kabul etmesi gerekir. Sonrasında ise bu iki yön arasında bir denge kurabilmesi…
Sadece kendimizi düşünürsek topluma, sadece toplumu düşünürsek kendimize haksızlık ederiz. Asıl mesele hem kendimize hem de topluma karşı adil olabilmektir.
Eskilerin Üç İnsan Tanımı
Eskiler bu konuda dikkat çekici bir ayrım yapmıştır:
- Kendi çıkarı için başkalarına zarar verenlere “haydut insanlar” demişlerdir.
- Kendisi zarar görürken sürekli başkalarına fayda sağlayanlara ise “saf insanlar” demişlerdir.
- Hem kendine hem de başkalarına fayda sağlayabilenlere ise “akıllı insanlar” demişlerdir.
Buradaki “akıllı” kavramını; ölçülü, dengeli ve adaletli olmak şeklinde anlamak gerekir. Çünkü itidalin kökü adalettir. İnsan hem kendisine hem de topluma karşı adil olabildiğinde gerçek anlamda dengeli bir kişilik ortaya çıkar.
Sonuç
Yazıyı okuyanlar kendilerini nasıl görüyor?
Sadece bireysel bir insan mı, yoksa tamamen topluma adanmış bir sosyal varlık mı?
Bu iki uç da patolojik sonuçlar doğurabilir. Hem kişinin kendisine hem de topluma zarar verebilir. Asıl mesele; bu iki kimlik arasında mutedil bir denge kurabilmektir.
Eğer bu yazı, insanın kendi iç dünyasına dair küçük de olsa bir farkındalık oluşturabiliyorsa, maksadına ulaşmış olacaktır.
Av. Durdu GÜNEŞ
Gazete Ankara DHP | Köşe Yazarı
dgunes@gazeteankara.com.tr
YORUM YAP