PAZAR SOHBETLERİ – NO: 18 – Üniversite Mesleği Öğretiyor; Peki Hayatı?
Bir gence mühendisliği, hukuku, tıbbı, iktisadı öğretiyoruz. Peki parasını yönetmeyi, sağlıklı iletişim kurmayı, doğru karar vermeyi, hayatın güçlükleriyle baş etmeyi, bir ilişkiyi saygıyla sürdürebilmeyi ve bir gün kuracağı ailenin sorumluluğunu taşımayı nerede öğretiyoruz? YÖK ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının üniversitelerde “Gençler İçin Yaşam Becerileri” yaklaşımını gündeme getirmesi, belki de bize eğitimin çok eski fakat ihmal edilmiş bir sorusunu yeniden sorduruyor: Üniversite yalnızca meslek mi öğretmeli, yoksa hayata da hazırlamalı mı?
Bazen bir haber okursunuz.
Haber biter ama zihninizde başlayan tartışma bitmez.
Gazete Ankara’da yayımladığımız “Üniversitelerde gençlere ‘yaşam becerileri’ dönemi: Aile yaşamından finansal planlamaya yeni eğitim modeli” başlıklı haber benim için böyle oldu.
Yükseköğretim Kurulu, üniversitelere gönderdiği yazıyla öğrencilerin kişisel, sosyal ve aile yaşamlarına ilişkin temel bilgi ve becerilerinin geliştirilmesini gündeme taşıyor.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile yapılacak iş birliği içerisinde evlilik öncesi eğitimlerden aile eğitimlerine; sağlıklı iletişimden problem çözmeye, zaman yönetiminden stresle baş etmeye ve finansal planlamaya kadar uzanan oldukça geniş bir alan söz konusu.
İlk bakışta insanın aklına iki soru geliyor:
Dünyada bunun örnekleri var mı?
Ve daha önemlisi:
Böyle bir eğitim gerçekten işe yarar mı?
Biraz araştırınca gördüm ki mesele düşündüğümüzden çok daha kapsamlı.
DÜNYA BU MESELEYİ BİZDEN ÖNCE TARTIŞMAYA BAŞLAMIŞ
“Yaşam becerileri” düşüncesi gelişmiş ülkelerin yükseköğretim sistemlerine yabancı değil.
Fakat önemli bir fark var.
Dünyadaki uygulamalar çoğunlukla tek tip ve herkese aynı hayat anlayışını anlatan bir “aile dersi” biçiminde değil.
Kimi üniversite kişisel finansı öne çıkarıyor.
Kimi psikolojik dayanıklılığı.
Kimi iletişim ve ilişki becerilerini.
Kimi zamanı yönetmeyi.
Kimi de bütün bunları “adulting”, yani genç insanın yetişkin hayatına hazırlanması başlığı altında topluyor.
Örneğin İngiltere’de University of Southampton’ın “Personal Finance” modülü öğrencilere bütçe, borç, tasarruf, vergi, sigorta, konut finansmanı ve emeklilik planlaması gibi son derece somut konuları öğretiyor.
ABD’de University of Dayton’ın “Adulting 101” dersi gençlerin kendileriyle, başkalarıyla ve çevreleriyle daha sağlıklı ilişkiler geliştirmelerine yönelik yaşam becerilerini ele alıyor.
University of Illinois ise meseleyi daha da ileri taşıyarak öğrencilerine “Adulting” adı altında 9 kredilik bir sertifika programı sunuyor.
Avustralya’da UNSW’nin “Finance for All” girişimi finansal yeterliliği yalnızca ekonomi öğrencilerine bırakmıyor; farklı fakültelerin programlarına ve öğrenci destek sistemlerine yerleştiriyor.
Western Sydney University ise çalışma becerileri, para yönetimi ve yaşam becerilerini aynı destek sistemi içerisinde ele alıyor.
Avrupa Komisyonunun geliştirdiği LifeComp çerçevesi de kişisel, sosyal ve öğrenmeyi öğrenme yeterliliklerini çağdaş insanın temel yetkinlikleri arasında değerlendiriyor.
Demek ki tartıştığımız mesele yalnızca Türkiye'ye özgü değil.
Dünya üniversiteleri de şu sorunun cevabını arıyor:
Diploma verdiğimiz genç, hayat karşısında ne kadar hazırlıklı?
ÇÜNKÜ BİLMEK BAŞKA, YAŞAYABİLMEK BAŞKA
Burada yükseköğretimin önemli bir çelişkisiyle karşılaşıyoruz.
Bir genç diferansiyel denklem çözebiliyor ama kendi bütçesini oluşturamayabiliyor.
Bir başkası son derece karmaşık bir bilgisayar programı yazabiliyor ama çatışma yaşadığı bir insanla sağlıklı iletişim kuramayabiliyor.
Bir öğrenci hukuk sisteminin inceliklerini öğreniyor ama tüketici olarak kendi temel haklarını yeterince bilmiyor.
Bir başkası binlerce sayfa tıp bilgisi öğrenirken kendi stresini yönetmekte zorlanabiliyor.
Bu gençlerin yetersizliği değildir.
Burada asıl sorgulamamız gereken, eğitim sisteminin hangi yeterlilikleri öğrettiğidir.
Çünkü eğitim programına koymadığınız, uygulamasını yaptırmadığınız ve öğrencinin gerçek hayatla ilişkilendirmediğiniz bir becerinin kendiliğinden gelişeceğini varsaymak her zaman doğru değildir.
BİLİMSEL ARAŞTIRMALAR NE SÖYLÜYOR?
Burada temkinli fakat umut verici bir tablo var.
Üniversite temelli yaşam becerileri programlarını inceleyen 2024 tarihli kapsamlı bir taramada 66 çalışma değerlendirilmiş; programlarda geliştirilmeye çalışılan beceriler bilişsel, duygusal ve kişiler arası-sosyal yeterlilikler olarak üç temel grupta toplanmıştır.
Araştırmacılar, yaşam becerilerinin öğrencilerin bütüncül iyi oluşunu destekleyen üniversite hizmetlerine dâhil edilmesinin önemli olabileceğini belirtiyorlar.
Finansal eğitim konusunda kanıt daha da dikkat çekici.
Tim Kaiser, Annamaria Lusardi, Lukas Menkhoff ve Carly Urban'ın 76 randomize deneyi ve 160 binden fazla katılımcıyı kapsayan meta-analizi, finansal eğitim programlarının ortalamada hem finansal bilgi hem de sonraki finansal davranışlar üzerinde olumlu nedensel etkiler oluşturduğunu ortaya koyuyor.
Üniversite öğrencileri üzerinde yapılan bazı çalışmalar da dijital finans eğitimlerinin fatura ödeme davranışı gibi günlük finansal davranışlarda değişiklik sağlayabildiğini gösteriyor.
İlişki eğitimi konusunda da benzer biçimde dikkate değer araştırmalar bulunuyor.
Üniversite öğrencileri üzerinde gerçekleştirilen kontrollü çalışmalarda iletişim, partner seçimi, ilişki geçişleri ve ilişki yönetimine ilişkin yapılandırılmış eğitimlerin bazı ilişki davranışlarında ve psikososyal sonuçlarda olumlu değişikliklerle ilişkili olduğu görülüyor.
Dolayısıyla elimizde:
“Böyle eğitimlerin hiçbir faydası olmaz.”
diyebileceğimiz bir bilimsel tablo bulunmuyor.
Tam tersine, doğru tasarlanmış programların yararlı olabileceğine ilişkin ciddi kanıtlar mevcut.
Ama burada çok önemli bir kelime kullandım:
Doğru tasarlanmış.
Mesele tam da burada başlıyor.
DERS KOYMAKLA HAYAT ÖĞRETİLMEZ
Bir üniversiteye “Yaşam Becerileri” isimli ders koyabilirsiniz.
Haftada iki saat ders yapabilirsiniz.
PowerPoint hazırlayabilirsiniz.
Sınav yapabilirsiniz.
Öğrenci de iletişimin tanımını ezberler.
Problem çözmenin beş aşamasını yazar.
Finansal okuryazarlığın tanımını bilir.
Sınavdan 90 alır.
Sonra kredi kartı borcunu yönetemez.
Çünkü yaşam becerisi bilgi değildir yalnızca; davranışa dönüşmüş bilgidir.
İletişim anlatılarak değil, iletişim kurularak öğrenilir.
Bütçe yönetimi tanımı ezberlenerek değil, bütçe hazırlanarak öğrenilir.
Problem çözme, problem çözme tekniklerinin isimlerini bilmekle değil, gerçek bir problem üzerinde çalışmakla gelişir.
Karar verme de seçenekleri ezberlemek değil, belirsizlik altında sonuçlarını düşünerek tercih yapabilmektir.
Bu nedenle kurulacak sistem klasik anlamda bir “anlat-dinle-sınav yap” dersi olursa önemli bir fırsatı kaçırabiliriz.
PEKİ NASIL YAPMALIYIZ?
Kanaatimce Türkiye burada kendi modelini geliştirebilir.
Hatta doğru yapılırsa dünyaya örnek olabilecek bir model oluşturabilir.
Ama bunun için önce yaklaşımın merkezine “nasıl bir aile kurmalısın?” sorusunu değil,
“Hayatını bilinçli, sorumlu ve sağlıklı biçimde nasıl yönetebilirsin?”
sorusunu yerleştirmek gerekir.
Aile bunun çok önemli bir parçasıdır.
Fakat hayat aileden önce bireyin kendisini tanımasıyla başlar.
Kendisini tanımayan insanın karşısındakini anlaması zordur.
Duygusunu yönetemeyen insanın çatışmayı yönetmesi zordur.
Parasını yönetemeyen insanın ekonomik baskı altında sağlıklı karar vermesi zorlaşır.
Sorumluluk geliştirmeyen insanın eş, anne, baba, çalışan veya vatandaş olarak sorumluluk üstlenmesi de kolay değildir.
Bu nedenle ben olsam programı altı temel eksen üzerine kurardım:
Kendini yönetme.
Zaman, stres, duygu, hedef, alışkanlık ve kişisel sorumluluk.
İnsan ilişkileri.
Dinleme, empati, iletişim, çatışma çözme, sınır koyma, karşılıklı saygı.
Ekonomik hayat.
Bütçe, tasarruf, borçlanma, kredi, yatırımın temel mantığı, tüketici hakları, dijital dolandırıcılık ve finansal risk.
Gündelik hukuk ve vatandaşlık.
Kira sözleşmesinden tüketici hakkına, çalışma hayatından dijital haklara kadar genç insanın günlük hayatta karşılaşacağı temel hukuk.
Aile ve ortak yaşam.
Evliliğe hazırlık, ortak karar verme, aile ekonomisi, sorumluluk paylaşımı, ebeveynlik konusunda farkındalık ve sağlıklı ilişki.
Dijital hayat.
Sosyal medya, mahremiyet, yapay zekâ, bilgi doğrulama, dijital bağımlılık riskleri ve dijital etik.
Bunlara sağlık okuryazarlığı, afet bilinci ve temel ilk yardım gibi alanların eklenmesi de düşünülebilir.
AMA BİR ŞARTLA: GENÇLERE NASİHAT VEREN DERS OLMAMALI
Bence programın başarısını belirleyecek en kritik mesele budur.
Genç insan kendisine yukarıdan konuşulduğunu hissettiği anda eğitimle arasına mesafe koyar.
Üniversite öğrencisi artık çocuktan yetişkine geçiş sürecindeki özerk bir bireydir.
Ona hazır cevaplar vermekten çok, doğru soruları sorabilme yeteneği kazandırmalıyız.
Nasıl bir hayat istiyorsun?
Gelirin sınırlıysa önceliklerini nasıl belirlersin?
Bir ilişkide anlaşmazlık çıktığında ne yaparsın?
Borçlanmanın maliyetini biliyor musun?
Bir sosyal medya mesajının seni manipüle ettiğini nasıl anlarsın?
Öfkelendiğinde karar vermeli misin?
Bir aile kurmadan önce ekonomik, psikolojik ve sosyal olarak hangi sorumlulukları düşünmelisin?
İşte eğitim burada başlar.
AİLE VE SOSYAL HİZMETLER BAKANLIĞININ ÖNEMLİ BİR BİRİKİMİ VAR
Türkiye bu işe sıfırdan başlamıyor.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının mevcut Aile Eğitim Programı, eğitim-iletişim, medya, iktisat, sağlık ve hukuk olmak üzere beş alanda 28 modülden oluşuyor.
Programda aile bütçesi, kaynak yönetimi, finansal okuryazarlık, bilinçli medya kullanımı ve sağlık okuryazarlığı gibi doğrudan gündelik hayata dokunan konular bulunuyor.
Bakanlığın Evlilik Öncesi Eğitim Programı ise kendini tanıma, etkili iletişim, problem çözme, stresle baş etme, yasal haklar ve üreme sağlığı gibi başlıkları içeriyor.
Ayrıca 9-12 hafta devam eden, en fazla 30 kişilik gruplarla yürütülen Modüler Aile Eğitim Programı modeli de bulunuyor.
Bunlar küçümsenecek bir kurumsal birikim değil.
Üstelik uygulayıcı eğitimleriyle programı verecek personelin yetiştirilmesine yönelik bir altyapı da oluşturuluyor.
Fakat üniversite başka bir dünyadır.
Bakanlığın mevcut içeriğinin üniversiteye aynen taşınması yerine, üniversite pedagojisine göre yeniden tasarlanması gerekir.
Burada YÖK, üniversiteler, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, psikoloji, sosyoloji, eğitim bilimleri, aile çalışmaları, hukuk, iktisat, sağlık bilimleri ve iletişim alanlarından akademisyenler aynı masaya oturmalıdır.
Ve bence en önemlisi:
O masada öğrenciler de bulunmalıdır.
Çünkü gençler için hazırlanan bir programın tasarımında gençlerin sesinin olmaması başlı başına bir eksiklik olur.
ÖNCE PİLOT UYGULAMA
Türkiye'nin 200'ü aşkın yükseköğretim kurumunda aynı dersi bir anda uygulamaya koymak yerine bilimsel yöntemin gereğini yapmak daha sağlıklı olur.
Farklı üniversite türleri seçilebilir.
Büyükşehir üniversitesi.
Anadolu üniversitesi.
Teknik üniversite.
Vakıf üniversitesi.
Meslek yüksekokulu.
Farklı sosyoekonomik yapılardan öğrenciler.
Bir veya iki akademik yıl pilot uygulama yapılabilir.
Başlangıçta öğrencilerin finansal okuryazarlığı, iletişim yeterliliği, problem çözme becerisi, yaşam yönetimi algısı ve programdan beklentileri ölçülür.
Program uygulanır.
Dönem sonunda yeniden ölçülür.
Mümkünse altı ay ve bir yıl sonra tekrar bakılır.
Asıl soru şudur:
Öğrenci ne öğrendi değil, hayatında ne değişti?
Bütçe yapmaya başladı mı?
Borçlanma davranışı değişti mi?
Zamanını daha iyi yönetiyor mu?
Çatışma çözme yaklaşımında değişiklik oldu mu?
Yardım alması gereken durumları daha iyi tanıyabiliyor mu?
Haklarını biliyor mu?
Finansal dolandırıcılığa karşı daha bilinçli mi?
İşte o zaman elimizde bir eğitim politikası değil, kanıta dayalı bir eğitim modeli olur.
SINAV YERİNE HAYAT DOSYASI
Bu dersin sınavını da klasik yöntemle yapmamak gerekir.
“İletişim nedir?” “Stres nedir?” “Bütçe nedir?”
diye sorup öğrenciden tanım istemek bu programın ruhuyla çelişir.
Öğrenciye hayalî bir aylık gelir verelim.
Bir aylık bütçe hazırlasın.
Bir kira sözleşmesini incelesin.
Bir kredi teklifinin gerçek maliyetini hesaplasın.
Bir anlaşmazlık senaryosunda iletişim stratejisi geliştirsin.
Bir dijital dolandırıcılık vakasını analiz etsin.
Bir haftalık zaman kullanımını gözlemleyip kendi zaman yönetimi planını oluştursun.
Kendi geleceğine ilişkin kısa, orta ve uzun vadeli hedeflerini hazırlasın.
Dönemin sonunda elinde sınav kâğıdı değil,
kendi hayatına ilişkin küçük bir yaşam yönetimi portföyü bulunsun.
Belki o dosya yıllar sonra diplomasından bile daha sık açacağı bir dosya olacaktır.
ZORUNLU MU, SEÇMELİ Mİ?
Burada üzerinde düşünmemiz gereken bir başka konu var.
Program tamamen seçmeli olursa, bu eğitime en fazla ihtiyaç duyan öğrencilerin bir kısmına ulaşılamayabilir.
Tamamen zorunlu ve yoğun teorik bir ders hâline getirilirse de öğrencinin gözünde “geçilmesi gereken bir ders”e dönüşebilir.
Belki üçüncü bir yol mümkündür.
Bütün öğrencilerin aldığı kısa bir ortak çekirdek yaşam becerileri programı...
Ardından öğrencinin ihtiyacına göre seçebileceği ileri modüller.
Finansal yaşam. Sağlıklı ilişkiler. Aile yaşamına hazırlık. Stres ve dayanıklılık. Dijital yaşam. Kariyer ve çalışma hayatı.
Böylece hem temel yeterlilikler herkese ulaştırılır hem de üniversite öğrencisinin tercih özgürlüğü korunur.
ÜNİVERSİTENİN GÖREVİ NEREDE BİTER?
Asıl felsefi soru belki de budur.
Üniversite yalnızca meslek elemanı mı yetiştirir?
Ben buna hiçbir zaman yalnızca böyle bakamadım.
Çünkü mühendis yetiştirirken yalnızca makine tasarlayan bir insan yetiştirmiyoruz.
Bir eş, bir anne veya baba, bir çalışan, bir yönetici, bir komşu, bir tüketici, bir vatandaş,
nihayetinde toplumun bir parçası olacak insan yetiştiriyoruz.
Mesleki yeterlilik hayatın yalnızca bir bölümüdür.
İnsan çok daha büyük bir bütündür.
Eğitimin görevi insan adına hayatın kararlarını vermek değildir.
Ama insana kendi kararlarını daha bilinçli verebilme kudreti kazandırmaktır.
İşte yaşam becerileri eğitiminin meşruiyetini ben tam burada görüyorum.
BELKİ DE EĞİTİMDE UNUTTUĞUMUZ ŞEY BU
Yıllardır üniversitelerin başarılarını konuşuyoruz.
Sıralamalar... Makaleler... Atıflar... Projeler... Patentler... Laboratuvarlar...
Bunların hepsi çok değerli.
Fakat üniversitenin kapısından mezun olan insanın hayatına da zaman zaman bakmak gerekiyor.
İyi bir mühendis oldu mu?
Elbette.
Peki iyi karar verebilen bir insan olabildi mi?
Kazandığı parayı yönetebiliyor mu?
Bir başka insanı dinleyebiliyor mu?
Bir anlaşmazlığı şiddete, hakarete veya kırgınlığa dönüştürmeden çözebiliyor mu?
Dijital dünyanın manipülasyonlarından kendisini koruyabiliyor mu?
Aile kurduğunda sorumluluğun ne anlama geldiğini biliyor mu?
Bir gün anne veya baba olduğunda çocuğuyla nasıl iletişim kuracağını öğrenmeye açık mı?
Ve en önemlisi:
Hayat zorlaştığında yeniden ayağa kalkabilecek becerileri var mı?
Bunlar bir üniversitenin tek başına çözebileceği meseleler değildir.
Aile gerekir. Okul gerekir. Toplum gerekir. Kamu kurumları gerekir. Sivil toplum gerekir.
Ama üniversite de bu sorumluluğun dışında değildir.
DİPLOMADAN ÖNCE HAYAT
YÖK ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının başlattığı çalışma bu nedenle önemsenmeye değer.
Ancak başarısı, kaç üniversitede ders açıldığıyla ölçülmemeli.
Kaç öğrenci derse katıldı?
Bu da tek başına yeterli değildir.
Asıl başarı başka yerde aranmalıdır:
Kaç gencin hayatına dokundu?
Kaç genç bütçesini yönetmeyi öğrendi?
Kaç genç sağlıklı iletişimin ne demek olduğunu yalnızca öğrenmedi, uygulamaya başladı?
Kaç genç yanlış bir finansal karar vermekten vazgeçti?
Kaç genç bir ilişkide sınır, saygı ve sorumluluğun önemini kavradı?
Kaç genç ihtiyaç duyduğunda yardım istemenin yolunu öğrendi?
Kaç genç hayata biraz daha hazırlıklı çıktı?
Çünkü gençlere bırakabileceğimiz en kıymetli miras yalnızca bilgi değildir.
Bilgiyi hayatın içinde kullanabilme kudretidir.
Belki üniversitelerde yeni bir ders açacağız.
Fakat mesele aslında yeni bir ders açmaktan çok daha büyük.
Mesele,
gençlerimize yalnızca nasıl geçineceklerini değil, nasıl yaşayacaklarını düşünme imkânı verebilmek.
Ve belki de yıllardır eğitimin içinde aradığımız eksik parçalardan biri tam olarak budur.
Üniversite mesleği öğretir. Bilimi öğretir. Düşünmeyi öğretir.
Ama bütün bunların yanında bir şey daha yapabilirse...
İnsanın kendi hayatının sorumluluğunu taşımasına yardımcı olabilirse...
işte o zaman diploma yalnızca bir mesleğin kapısını değil,
daha bilinçli bir hayatın kapısını da açabilir.
Dr. Oğuz Poyrazoğlu
Gazi Üniversitesi Teknoloji Fakültesi Öğretim Üyesi
Gazete Ankara Dijital Haber Portalı Köşe Yazarı
Kurucu ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü
opoyrazoglu@gazeteankara.com.tr
Araştırmada kullandığım başlıca özgün/kurumsal kaynaklara doğrudan erişim: Gazete Ankara’daki başlangıç haberi, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı – eğitim ve danışmanlık hizmetleri, Avrupa Komisyonu – LifeComp, OECD – Financial Education, University of Southampton – Personal Finance, University of Dayton – Adulting 101, University of Illinois – Adulting Programı, UNSW – Finance for All, NBER – Financial Education Meta-Analizi ve BMC Medical Education – Üniversitelerde Yaşam Becerileri Kapsam Taraması.
YORUM YAP