CUMARTESİ OKUMALARI NO:8 Bir Kanunun Ardındaki Emeği Hatırlamak, Vefayı Kurumsallaştırmak
Geçen gün dar bir WhatsApp grubunda paylaşılan kısa bir metin, uzun zamandır zihnimin bir köşesinde duran bir soruyu yeniden canlandırdı: “Bir hakkın kazanılmasına vesile olan kurumsal emeği, o haktan yararlananlar ne kadar hatırlıyor?”
Paylaşımın özü şuydu: 1990’ların başında çıkan 3795 sayılı Kanun ve sonrasında şekillenen mühendislik tamamlama düzenekleriyle, teknik eğitim kökenli çok sayıda insanın “mühendis” unvanına giden bir yola girdiği; fakat bu yolda emeği olan kurumsal yapılara (özellikle Teknik Eğitim Vakfı’na) dönüp “teşekkür” edenlerin sayısının muhtemelen çok sınırlı kaldığı…
Bu soru, yalnızca “vefa” meselesi değil. Aynı zamanda iletişim, kurumsal hafıza, sivil toplumun görünürlüğü ve emek zincirinin doğru anlatılması meselesi.
Ben de bu satırları, hem Teknik Eğitim Vakfı’nın kurucu üyesi hem de Kurucular Kurulu sekreteri sorumluluğuyla, “sohbet” tadında ama sağlam bir çerçeveyle paylaşmak istedim.
Önce zemini netleştirelim: 3795 ne dedi, sistem nasıl kuruldu?
3795 sayılı Kanun, 29 Nisan 1992’de kabul edilip 12 Mayıs 1992 tarihli Resmî Gazete’de (Sayı: 21226) yayımlanarak yürürlüğe giren bir çerçeve düzenlemedir. Kanunun omurgası; mühendis/mimar dışında kalan teknik personelin unvan, yetki ve sorumluluklarının eğitim seviyelerine göre tanımlanmasıdır.
Ardından, teknik öğretmenler için mühendislik programlarının uygulama esaslarını düzenleyen yönetmelik yayımlanmıştır (Resmî Gazete: 7 Ağustos 1992, Sayı: 21308). Bu düzenleme, tamamlama programlarının çerçevesini (süre, giriş, uygulama esasları vb.) tarif eder.
Daha da önemlisi: Bu başlık, yalnızca “geçmişte kalmış bir tartışma” değil. MEB’in Mesleki ve Teknik Eğitim Politika Belgesi’nde de 3795 kapsamındaki teknik öğretmenler için YÖK’ün belirlediği mühendislik fakültelerince yürütülen mühendislik eğitimi tamamlama mekanizmasına açık bir atıf var.
Yani ortada, kanun + yönetmelik + uygulama üçlüsüyle oluşan ve yıllara yayılan bir “hak kazanımı” hattı var.
Peki “10 bin kişi” meselesi: sayıdan önce emek zincirini konuşalım
Sahada, sohbetlerde, toplantılarda “10 bin” ifadesi sık geçiyor. Ancak açık kaynaklarda, farklı dönem ve sınavlar için farklı büyüklükler de telaffuz ediliyor. Örneğin bir sendika/meslek çevresi değerlendirmesinde, mühendislik tamamlama sınavına giren ve kazananlara dair daha yüksek ölçekli rakamlar zikrediliyor (ör. “38 bin girdi – 16 bin kazandı” gibi).
Bu noktada benim için kritik olan şudur:
Rakam kaç olursa olsun, (bin de olsa on bin de olsa) ortada bir müktesep hak, o hakkı mümkün kılan kurumsal mücadele ve yıllar sonra bile süren uygulama tartışmaları var.
Ve tam da burada vefa, bir “duygu” olmaktan çıkıp kurumsal sürdürülebilirlik meselesine dönüşüyor.
Teknik Eğitim Vakfı’nı görünür kılan şey: isim değil, iş ve süreklilik
Teknik Eğitim Vakfı (TEKEV) çizgisi, sadece bir “kurumsal tabela” değildir; teknik öğretmenlerin ve mesleki-teknik eğitimin özlük hakları, statüsü, toplumsal itibarı ve mesleki zemini için yıllara yayılan bir STK hafızasıdır.
Vakfın kamusal alanda görünen anlatılarında, kuruluş hedefi “teknik öğretmenlerin özlük haklarını muhafaza etmek ve geliştirmek; mesleki çalışmaları desteklemek; burs ve dayanışma” şeklinde ifade edilir.
Kurumsal yapılarda ise kişilerin temsili önemlidir; örneğin TEKEV’in Kurucular Kurulu sayfasında Dr. Orhan Uysal ismi Kurucular Kurulu Başkanı olarak yer alır.
Bu hatırlatma niye önemli?
Çünkü bir hakkın hikâyesi unutulursa, o hakkı savunacak kurumlar da zamanla zayıflar. Zayıflayınca da aynı camia, yeni bir sorun çıktığında “Niye sahipsiz kaldık?” diye sorar.
“Vefasızlık” mı, “bilgisizlik ve kopukluk” mu?
WhatsApp mesajındaki sitemi anlıyorum; hatta insanın canını yakıyor. Ama ben meseleye daha serinkanlı bakıyorum:
- 1992’de öğrenci olan birinin, TEKEV gibi yapıları “ad, adres, rol” düzeyinde bilmemesi mümkün.
- O yıllarda iletişim; bugünkü gibi sosyal medya/arama motoru/kurumsal içerik bolluğu değildi.
- “Ben unvanı aldım” ile “bu unvanın arkasındaki kurumsal emeği öğrendim” arasındaki köprü çoğu zaman kurulmadı.
Dolayısıyla sorun, tek başına “vefa eksikliği” değil; büyük ölçüde iletişim ve anlatı eksikliği.
Vefa, bazen insanda var ama hatırlatılmayı bekliyor. Hatırlatılmazsa da günlük hayatın hengâmesinde kayboluyor.
O zaman çözüm: Vefayı duygudan çıkarıp mekanizmaya bağlayalım
Benim teklifim şu: TEKEV ve teknik eğitim camiası, “teşekkür beklemek” yerine, teşekkürü mümkün kılan bir kurumsal hatırlama altyapısı kursun. Somut ve uygulanabilir birkaç başlık:
A) “Hak Hikâyesi”ni tek sayfalık, doğrulanabilir bir metne sabitlemek
- 3795’in Resmî Gazete künyesi (12.05.1992 / 21226)
- 1992 yönetmeliğinin Resmî Gazete künyesi (07.08.1992 / 21308)
- Uygulamanın genel çerçevesi (tamamlama süresi, esaslar)
Bu, tartışmayı “rivayet”ten çıkarır, “kayıt”a bağlar.
B) Mühendis olanlara “mezun ağı” değil, “vefa ağı” çağrısı
Mesaj basit olmalı:
“Bu yol, kişisel gayret kadar kurumsal mücadelenin de sonucudur. Gelin bu hafızayı yaşatalım.”
C) Teşekkürü bağışa değil, önce tanıklığa dönüştürmek
İnsanlar bir anda bağışa koşmayabilir. Ama:
- kısa bir teşekkür notu,
- bir hatıra/çaba anlatısı,
- bir burs fonuna küçük ama düzenli katkı,
- bir öğrencinin stajına mentorluk
bunların hepsi vefanın kurumsal karşılığıdır.
D) “Vefa panosu”: Şeffaf, ölçülebilir, onurlandırıcı
Yılda bir kez:
- katkı sunan mezunlar,
- burs destekçileri,
- mentorluk verenler
anonimleştirme seçeneğiyle birlikte listelenebilir. Bu, “övgü” değil; kurumsal görünürlük üretir.
6) SON SÖZ: Vefa, geçmişe takılmak değil; geleceği finanse etmektir
Ben teknik eğitim camiasında şu gerçeği çok gördüm:
Bizim haklarımız, çoğu zaman masa başında “kendiliğinden” gelmedi. Birileri emek verdi, takip etti, yazdı, anlattı, kapı aşındırdı. Bugün de aynı reflekslere ihtiyaç var.
O yüzden mesele “kim teşekkür etti?” diye sitem etmekten ibaret kalmamalı.
Asıl mesele şu olmalı:
Bu camia, kendi kazanım hafızasını diri tutabilecek mi?
Ve TEKEV gibi kurumlar, bu hafızayı yeni kuşaklara aktaracak iletişim dilini kurabilecek mi?
Eğer bunu yaparsak, “vefa” bir temenni olmaktan çıkar; sürdürülebilir bir kurumsal kültür haline gelir.
Dr. Oğuz Poyrazoğlu
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
Gazete Ankara Dijital Haber Portalı – Köşe Yazarı
Kurucu ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü
opoyrazoglu@gazeteankara.com.tr
Kaynakça: 3795 sayılı Kanun – Teknik Elemanların Yetki, Görev ve Sorumlulukları Hakkında Kanun (TBMM/Resmî Gazete, 12.05.1992, Sayı: 21226): https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/KANUNLAR_KARARLAR/kanuntbmmc075/kanuntbmmc075/kanuntbmmc07503795.pdf ; Teknik Öğretmenler İçin Düzenlenecek Mühendislik Programlarının Uygulama Esas ve Usulleri Hakkında Yönetmelik (Resmî Gazete, 07.08.1992, Sayı: 21308): https://www.lexpera.com.tr/mevzuat/yonetmelikler/teknik-ogretmenler-icin-duzenlenecek-muhendislik-programlarinin-uygulama-esas-ve-usulleri ; T.C. Millî Eğitim Bakanlığı Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğü, Mesleki ve Teknik Eğitim Politika Belgesi: https://mtegm.meb.gov.tr/meb_iys_dosyalar/2024_09/18170207_16_09_2024_mtgmpolitikabelgesi.pdf ; Teknik Eğitim Vakfı (TEKEV) resmî sayfaları: https://www.tekev.org.tr ve Kurucular Kurulu sayfası: https://www.tekev.org.tr/kurucular-kurulu .
YORUM YAP