Akıl Penceremden | Yazı Dizisi – No:2 | Türkiye'nin Yeni Kalkınma Coğrafyası: 100 İl, 1000 İlçe Bölgesel Eşitsizlikleri Azaltabilir mi?
Türkiye'nin idari haritasını yeniden düzenlemek, kalkınma haritasını da değiştirebilir mi? “100 İl, 1000 İlçe” yaklaşımıyla gündeme gelen bu soru; ekonomik üretimin dağılımından nüfus hareketlerine, coğrafi erişilebilirlikten yerel kalkınmaya kadar geniş bir değerlendirmeyi gerektiriyor. Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında asıl hedef, yeni idari sınırlar oluşturmanın ötesinde, ülkenin her bölgesinin sahip olduğu potansiyeli harekete geçirebilmek olmalıdır.

Türkiye'nin Haritasında Görünmeyen Sınırlar
Bir ülkenin haritasına baktığımızda illeri, ilçeleri, yolları ve coğrafi sınırları görürüz.
Ancak bir başka harita daha vardır.
Ekonomik imkânların, eğitim fırsatlarının, sağlık hizmetlerinin, üretim kapasitesinin ve yaşam kalitesinin dağılımını gösteren harita.
Bu ikinci haritanın sınırları her zaman idari sınırlarla örtüşmez.
Aynı il içerisinde yüksek teknoloji üreten sanayi merkezleriyle nüfusu azalan kırsal yerleşimler bulunabilir. Bir ilçenin ekonomik ilişkileri, bağlı olduğu il merkezinden çok başka bir şehirle gelişmiş olabilir.
İşte bu nedenle Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Dr. Devlet Bahçeli'nin Türkgün gazetesinde yeniden gündeme taşıdığı “100 İl, 1000 İlçe” önerisini yalnızca yeni idari birimler kurulması açısından değerlendirmek yeterli değildir.
Serimizin ilk yazısında reformun anayasal ve kurumsal boyutunu ele almıştık.
Şimdi daha temel bir sorunun peşindeyiz:
İdari yapılanmadaki değişim, Türkiye'nin bölgeler arasındaki gelişmişlik farklılıklarını azaltmaya nasıl katkı sağlayabilir?
Bu soruya cevap verebilmek için önce Türkiye'nin ekonomik ve toplumsal coğrafyasını doğru okumamız gerekiyor.
Rakamların Anlattığı Türkiye: Üretim ve Nüfus Nerede Yoğunlaşıyor?
Türkiye İstatistik Kurumunun Aralık 2025'te yayımladığı 2024 yılı il bazında Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH) sonuçlarına göre İstanbul, ülke ekonomisinin yüzde 29,2'sini üretiyor.
Ankara'nın payı yüzde 10,5, İzmir'in ise yüzde 5,7.
Daha dikkat çekici olan, ekonomik üretimin yüzde 53'ünün yalnızca beş ilde gerçekleşmesi.
Bir başka ifadeyle Türkiye'nin diğer 76 ili, toplam ekonomik üretimin yüzde 47'sini paylaşıyor.
Elbette bu dağılımın nüfus, üretkenlik, sektör yapısı ve tarihî gelişme gibi birçok nedeni bulunuyor. Ekonomik yoğunlaşma tek başına olumsuz bir olgu da değildir; büyük üretim merkezleri ölçek ekonomileri ve yenilikçilik bakımından önemli avantajlar sağlayabilir.
Fakat aşırı yoğunlaşmanın altyapı, konut, çevre, afet güvenliği ve bölgesel fırsat eşitliği açısından oluşturabileceği sorunlar da dikkate alınmalıdır.
Nüfus verileri de bu değerlendirmeyi tamamlıyor.
TÜİK'in 2025 Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçlarına göre Türkiye'nin nüfusu 86 milyon 92 bin 168 kişiye ulaşırken 33 ilin nüfusu bir önceki yıla göre azaldı.
Aynı araştırmada nüfusun yüzde 93,6'sı idari olarak il ve ilçe merkezlerinde yaşarken, mekânsal yoğunluk esasına dayalı farklı sınıflamada yüzde 67,5'i yoğun kentlerde bulunuyor.
Bu iki oran, yerleşimlerin idari niteliğiyle fiilî kentleşme yapısının aynı şey olmadığını gösteriyor.
Dolayısıyla yeni bir il veya ilçe kurulmasının gerekçesi yalnızca nüfus büyüklüğüne ya da mevcut idari statüye dayandırılamaz.
Türkiye'nin kalkınma coğrafyasını anlamak için insanın nerede yaşadığı kadar, nerede çalıştığına, hangi hizmetlere ulaşabildiğine ve ekonomik ilişkilerini hangi merkezlerle kurduğuna da bakmalıyız.
SEGE Araştırmaları: Gelişmişliğin Bilimsel Haritası
Bu tartışmada başvurabileceğimiz önemli kaynaklardan biri Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Araştırmalarıdır (SEGE).
İl SEGE-2025 çalışması 81 ili, demografi, istihdam, eğitim, sağlık, rekabetçilik ve yenilikçilik kapasitesi, mali göstergeler, erişilebilirlik ve yaşam kalitesi gibi sekiz ana boyutta toplam 52 değişkenle değerlendiriyor.
Araştırmada İstanbul, Ankara ve İzmir ilk üç sırada bulunurken Kocaeli, Antalya, Bursa, Eskişehir ve Muğla onları izliyor.
İllerin altı gelişmişlik kademesinde sınıflandırılması ise farklılıkların yalnızca birkaç büyükşehirle açıklanamayacağını gösteriyor.
İlçe SEGE-2022 çalışması da 973 ilçeyi 56 değişken üzerinden karşılaştırıyor.
Bu araştırmaların önemi yalnızca bir sıralama sunmalarında değil; kamu yatırımlarının, teşvik politikalarının ve bölgesel kalkınma çalışmalarının daha somut verilere dayanmasına imkân vermelerinde yatıyor.
Ancak önemli bir noktaya dikkat çekmek istiyorum.
Bir ilçenin SEGE sıralamasında üst basamaklarda yer alması, mutlaka il olması gerektiği anlamına gelmez.
Düşük gelişmişlik düzeyi de tek başına yeni bir il kurulmasını haklı çıkarmaz.
Çünkü SEGE sosyoekonomik gelişmişliği ölçer; idari statü değişikliğinin sağlayacağı faydayı doğrudan hesaplamaz.
Bu nedenle SEGE verilerini ulaşım süreleri, hizmetlerin coğrafi dağılımı, ekonomik bağlantılar, nüfus eğilimleri ve kamu maliyetleriyle birlikte değerlendirmeliyiz.
Gelişmişlik endeksi bir kararın kendisi değil, doğru karara ulaşmak için kullanılan bilimsel araçlardan biridir.
Yedi Coğrafi Bölge, Farklı Kalkınma İhtiyaçları
Türkiye'nin yedi coğrafi bölgesi, farklı ekonomik ve toplumsal özellikler taşıyor.
Marmara'da sanayi yoğunlaşması, ulaşım altyapısı, metropol yönetimi ve deprem riski önemli planlama başlıklarıdır.
İç Anadolu'da başkent işlevleri, organize sanayi bölgeleri, tarımsal üretim, lojistik bağlantılar ve orta ölçekli şehirlerin gelişmesi öne çıkar.
Ege ve Akdeniz'de tarım, turizm, sanayi, liman bağlantıları ve çevresel sürdürülebilirlik birbiriyle ilişkilidir.
Karadeniz'de dağlık coğrafya, yerleşimlerin dağınıklığı, ulaşım koşulları ve afet riskleri hizmet planlamasını etkiler.
Doğu Anadolu ile Güneydoğu Anadolu'da ise bölgesel merkezlerin güçlendirilmesi, ekonomik çeşitlenme, ulaşılabilirlik, tarım, sanayi ve sınır ticareti farklı ölçülerde önem taşır.
Bunlar bölgelerin bütün illerinin aynı özelliklere sahip olduğu anlamına gelmez. Her bölgenin içinde de önemli farklılıklar bulunmaktadır.
Nitekim Türkiye'nin 2024–2028 Bölgesel Gelişme Ulusal Stratejisi, kalkınmayı 26 Düzey-2 istatistiki bölgesi üzerinden ele alıyor.
Strateji; küresel ekonomik entegrasyon, rekabetçilik, bölgeler arası yakınsama ve afet sonrası toparlanma olmak üzere dört temel gelişme boyutuna dayanıyor.
Buradan hareketle şu sonuca ulaşabiliriz:
İdari yapılanma reformu, ülkenin mevcut bölgesel kalkınma stratejilerinden bağımsız tasarlanmamalıdır.
Yeni bir idari merkez kurulacaksa bu merkezin çevresindeki yerleşimlerle ekonomik, sosyal ve ulaşım ilişkileri birlikte incelenmelidir.
Aksi hâlde idari sınırlarla ekonomik yaşam alanları arasında yeni uyumsuzluklar oluşabilir.
Yeni İl Kurmak mı, Bölgesel Merkezleri Güçlendirmek mi?
Bu soruya Türkiye'nin her bölgesi için aynı cevabı vermek mümkün değildir.
Üç farklı yaklaşım üzerinde düşünmemiz gerektiği kanaatindeyim.
Birinci yaklaşım, yeni idari merkezlerin oluşturulmasıdır. Coğrafi uzaklık, hizmet erişimindeki güçlükler, nüfus ve ekonomik ilişkiler bir arada değerlendirildiğinde bazı yerleşimler için yeni il veya ilçe statüsü kamu hizmetlerinin örgütlenmesini kolaylaştırabilir.
İkinci yaklaşım, mevcut merkezlerin kapasitesinin güçlendirilmesidir. Bazı bölgelerde yeni bir valilik veya kaymakamlık yapılanması yerine sağlık, eğitim, ulaşım, dijital hizmetler ve kamu yatırımlarının geliştirilmesi daha etkili sonuçlar sağlayabilir.
Üçüncü yaklaşım ise bölgesel iş birliğinin geliştirilmesidir. Birden fazla ili ilgilendiren ulaşım ağları, organize sanayi bölgeleri, su havzaları, lojistik merkezleri ve afet yönetimi gibi konularda kurumlar arası koordinasyon güçlendirilebilir.
Bu üç yaklaşım birbirini dışlamaz.
Önemli olan, hangisinin hangi coğrafyada daha fazla kamu yararı oluşturacağını belirlemektir.
OECD'nin 2025 yılında yayımladığı Place-Based Policies for the Future araştırması da bölgesel farklılıkların çözümünde yerel özelliklere ve kapasiteye duyarlı politikaların önemini vurguluyor.
Türkiye açısından bu yaklaşım, merkezî planlamayla yerel ihtiyaçların bilimsel veriler temelinde buluşturulması anlamına gelebilir.
Ancak yeni idari birimlerin oluşturulmasının ekonomik büyümeyi kendiliğinden sağlayacağı varsayılmamalıdır.
İdari statü değişikliğinin kalkınma etkisi, üretim altyapısı, nitelikli iş gücü, yatırım ortamı ve kamu hizmetleriyle kurduğu ilişki üzerinden değerlendirilmelidir.
Cumhuriyet'in İkinci Yüzyılında 2050 Perspektifi
Bugünün idari kararları, yalnızca bugünün insanlarını ilgilendirmiyor.
2050'ye uzanan dönemde nüfusun yaşlanması, iç göç, su güvenliği, iklim değişikliği, teknolojik dönüşüm ve üretim sistemlerindeki değişimler şehirlerin ihtiyaçlarını yeniden şekillendirebilir.
Bu nedenle Türkiye'nin idari ve bölgesel geleceğini değerlendirirken yalnızca mevcut nüfus ve gelişmişlik göstergelerini değil, farklı gelecek senaryolarını da dikkate almalıyız.
Bir bölgede yeni il kurulması düşünülüyorsa öncelikle şu soruların cevaplanması gerekir:
Bu değişiklik kamu hizmetlerine erişimi ne ölçüde iyileştirecek?
Yeni idari birimin ekonomik sürdürülebilirliği nasıl sağlanacak?
Çevresindeki yerleşimlerin üretim, istihdam ve ulaşım ilişkileri nasıl etkilenecek?
Kuruluş ve işletme maliyetleri beklenen toplumsal faydayla nasıl karşılaştırılacak?
Ve en önemlisi, bu değişikliğin sonuçları hangi göstergelerle izlenecek?
Bu sorulara cevap verebilen bir değerlendirme, idari reform tartışmasını sayısal hedeflerden somut kamu politikası seçeneklerine taşıyabilir.
Son Söz: Kalkınmanın Haritasını İnsan Çizer
Türkiye'nin geleceğini planlarken haritalara ihtiyacımız var.
Ancak yalnızca coğrafi sınırları gösteren haritalara değil; insan kaynağını, ekonomik üretimi, eğitim imkânlarını, teknolojik kapasiteyi, doğal kaynakları ve yaşam kalitesini de gösteren haritalara.
Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında Türkiye'nin idari yapılanmasına ilişkin tartışmaların değeri, yeni il ve ilçe sayısından çok, bölgesel gelişmişlik farklılıklarını azaltma ve kamu hizmetlerini iyileştirme potansiyeliyle anlaşılacaktır.
Yeni il veya ilçe statüsü bazı yerleşimler için anlamlı bir seçenek olabilir.
Ancak farklı bölgelerin sorunlarına aynı idari çözümü uygulamak her zaman beklenen sonucu vermeyebilir.
Bu nedenle idari yapılanma, bölgesel kalkınma ve kamu maliyesi politikalarını birlikte düşünmeliyiz.
Üniversitelerin bilimsel birikiminden, kamu kurumlarının deneyiminden, yerel yönetimlerin uygulama bilgisinden ve toplumun ihtiyaçlarından yararlanmalıyız.
Çünkü kalkınma yalnızca yeni sınırlar oluşturmakla gerçekleşmez.
İnsanın yaşadığı yerde eğitim, üretim, istihdam, güvenlik ve yaşam kalitesi bakımından daha fazla imkâna ulaşabilmesiyle anlam kazanır.
Bir ülkenin gerçek kalkınma haritası, şehirlerinin sayısıyla değil; insanlarının yaşadıkları yerde sahip oldukları fırsatlarla çizilir.
Öyleyse Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında kendimize şu soruyu soralım:
Türkiye'nin idari haritasını yeniden düzenlerken, aynı zamanda fırsatların daha dengeli dağıldığı bir kalkınma coğrafyasını nasıl oluşturabiliriz?
Akıl penceremden bakınca, üzerinde düşünülmesi gereken asıl mesele bu...
Kaynaklar
1. Türkgün (1 Kasım 2026). MHP Genel Başkanı Dr. Devlet Bahçeli'nin “100 İl, 1000 İlçe” özel demeci.
2. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı (2025). İllerin ve Bölgelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Araştırması, İl SEGE-2025.
https://www.kalkinmakutuphanesi.gov.tr/dokuman/il-sege-2025/3062
3. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı (2022). İlçelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Araştırması, İlçe SEGE-2022.
4. Türkiye İstatistik Kurumu (2025). İl Bazında Gayrisafi Yurt İçi Hasıla, 2024.
https://veriportali.tuik.gov.tr/tr/press/53930
5. Türkiye İstatistik Kurumu (2026). Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi Sonuçları, 2025.
https://veriportali.tuik.gov.tr/tr/press/53899
6. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı. Bölgesel Gelişme Ulusal Stratejisi, 2024–2028.
https://oka.gov.tr/planlama/ulusal-planlar/bolgesel-gelisme-ulusal-stratejisi-2024-2028
7. OECD (2025). Place-Based Policies for the Future. OECD Regional Development Studies.
https://www.oecd.org/en/publications/place-based-policies-for-the-future_e5ff6716-en.html
Dr. Oğuz Poyrazoğlu
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
Gazete Ankara Dijital Haber Portalı Köşe Yazarı
Kurucu ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü
www.gazeteankara.com.tr
opoyrazoglu@gazeteankara.com.tr
Gelecek yazı – 3. Bölüm:
Güçlü Devlet, Etkin Yerel Yönetim: Türkiye'nin 2050 Kamu Yönetimi Vizyonu
YORUM YAP