YAZARLAR

13 Ekim 2026 Salı, 10:00

Aydınlıkevler Lisesi’ne Girişten 48 Yıl Sonra!

Pazar günü Nalan ve Ayşe’nin “günaydın” mesajlarıyla başladı. Sonra bir fotoğraf… Bir sınıf, yarım asırlık arkadaşlıklar, unutulmayan öğretmenler, küçük anılar ve artık aramızda olmayan bir arkadaşımız… 1978’de aynı okulun kapısından girdik. Aradan 48 yıl geçti. Hayat bizi ayrı yollara götürdü ama ortak geçmişimiz yeniden bir araya getirmeye başladı.

Bir Fotoğraf ve Düşündürdükleri

Fotoğrafa bakıyorum…

Onlar benim Aydınlıkevler Lisesi’nden arkadaşlarım.

Çoğunu mezuniyetten beri neredeyse hiç görmediğim, yarım asırlık arkadaşlarım.

Çoğu gülümsüyor.

Ciddi, muzip, sevimli her biri.

Tavşan kulak peşindekiler, elini yanındakinin omzuna koyanlar…

Cevat “açılın” diyor.

Mustafa neredeyse yatacak!

Halil İbrahim, Levent’e sarılmış. Bugün görüşüyorlar mı acaba?

Ben çekirdek yiyorum sanırım.

Sibel çiçek toplamış. Tıbbi-aromatik mi diye inceleyecek belki!

Adnan boyuna güvenmiş, arkada kalmış.

Çetin, daire başkanlığını o günden yakalamış gibi. Pek ciddi!

Necla’nın eli Müberra’nın omzunda.

Müberra, Sibel’in koluna girmiş.

Nazmiye, Necla ve Leyla başlarını sola…

Ayşe, Nurten ve Nilgün sağa yatırmışlar.

Hepsinin yüzünde o samimi gülümseme…

Levent ve Fatih de hafif yan durmuşlar, yüzlerinde jön gülümsemesi…

Henüz önümüzde yaşanacak koca bir hayat var.

Hayatın kendilerine hazırladığı sürprizlerden habersiziz.

Önümüzdeki yılların ne kadar hızlı geçeceğini de bilmiyoruz.

O Günlerin Ankara’sı

Okuldan çıkınca eve kadar yarım saat, bazen daha fazla yürürdük.

Şimdi bakıyorum…

Kimse yürümüyor!

Şimdilerde okulun karşısında pastane, dönerci falan var.

Bizim zamanımızda hiçbirini hatırlamıyorum.

Yıl sonunda Pursaklar’a pikniğe gitmiştik.

Bir de Papazın Bağı’na…

Yazının tek fotoğrafı da o günlerdeki nadir karelerden zaten.

Gözü çıksın cep telefonu yok ki her dakikanı kaydedesin!

Keşke diyorum…

Lise birinci sınıfın da…

İkinci sınıfın da…

Üçüncü sınıfın da toplu fotoğrafları elimde olsaydı.

Bu fotoğrafın arkasına isimleri yazmışım.

İyi ki de yazmışım.

Bir zamanlar her gün gördüğüm, sesini duyduğum, yan yana oturduğum arkadaşlarımı yeniden hatırlamak…

İnsan, hafızasının kendisine nasıl oyunlar oynayabildiğini böyle zamanlarda daha iyi anlıyor.

Bir yüz tanıdık geliyor.

Bir isim dilinin ucunda bekliyor.

Sonra birdenbire hatırlıyorsun.

Sanki aradan yıllar geçmemiş gibi…

WhatsApp Grubuyla Yeniden

Yıllar sonra bir WhatsApp grubu sayesinde yeniden buluşuyoruz.

Önce birkaç isim…

Ardından birkaç yüz…

Sonra bir arkadaşımızdan diğerine uzanan hatırlamalar başladı.

Her yeni mesaj, geçmişten açılan küçük bir pencere gibi…

Birbirimizi birer ikişer hatırlamaya, hayatlarımızın nerelerden geçip bugünlere ulaştığını öğrenmeye başladık.

Üstelik artık yalnızca gençlik hatıralarımızı paylaşmıyoruz.

Aradan geçen yılları da birbirimize özetle anlatıyoruz.

Saçlarımıza aklar düştü.

Hatta benimki epey eksildi!

Bir de gözlüğüm eksildi!

Yüzlerimiz değişti.

Seslerimiz…

Yürüyüşümüz…

Belki hayata bakışımız bile…

Vatan ve Atatürk sevdamız hiç değişmeyecek, eminim.

Ama bir yanımız hâlâ o sınıfta.

Hâlâ gençliğimizin bir köşesinde, o fotoğraftaki insanlar olarak duruyoruz.

Bir Haber Fotoğrafın Anlamını Değiştiriyor

Dün, fotoğraftaki arkadaşlarımızdan Sevtap’ın aramızdan ayrıldığını öğrendim.

Çok üzüldüm.

Fotoğrafa yeniden baktım.

Bir arkadaşımızın kaybı, yalnızca bir insanın eksilmesi değil.

Birlikte yaşadığımız yılların bir parçasının da sessizliğe karışması gibi…

Sevtap’a rahmet diliyorum.

Onu tanıyan, onunla anıları olan bütün arkadaşlarımıza başsağlığı diliyorum.

Bir Anı: “Babam Muhtar mı?”

Anısını yazmak isteyen var mı diye sordum.

Tek yanıt sevgili Hakan’dan geldi.

“6 Tab A’dayız. Başkanımız Yaşar sürekli boğazlı kazakla geliyor okula, biz gömlek-kravat. Bir gün, ‘Oğlum senin baban muhtar mı, niye sen kravat takmıyorsun?’ dedim. Bana baktı, ‘Evet!’ dedi.”

Hakan o ilk şaşkınlığını hiç unutmamış.

İşte okul anıları biraz da böyle…

Bazen tek bir cümle, yıllar sonra koskoca bir dönemi yeniden önünüze getiriyor.

Hocalarımız

Kimyada Mahmure Hocamız…

Öğretmenlikte son yıllarındaydı.

Masaya tebeşir koyar, hâl böyle olunca masa kirlenirdi.

Sonra masa kirli diye başkana, yani bana kızardı…

Rahmetle anıyorum.

Matematikte Ahmet Hocamız…

Bizim lisede son, onun öğretmenlikte ilk yılıydı.

Son sınıftaydık ya…

Adam olduk sanıyor, muziplik yapıyorduk.

Hoşgörülü yaklaşımı asla unutulmaz.

Beden eğitiminde Baha Hocamız…

Okulun efsaneleri arasındaydı.

Derslerini bilmem ama tuvaletlerde sigara içenlere yaptığı baskınlar hâlâ aklımda.

Habip Hoca…

Sanırım yönetici olmuş ve biraz sertleşmişti.

Necdet Hoca…

Tamamen tesadüf olarak eşim vasıtasıyla yıllar sonra görüştük.

Sayesinde sıra arkadaşım Bilgen ile buluştum.

Öğretmenler böyle işte…

Yıllar geçiyor ama bir cümleleri, bir alışkanlıkları, sınıfa girişleri, kızışları veya gülüşleri kalıyor.

15 Kasım

Şimdi bir buluşma hazırlığındayız.

Oylama yaptık.

15 Kasım Pazar’da karar kılacak gibiyiz.

Heyecanlıyız!

İlk karşılaştığımızda birbirimizi tanımakta zorlanacağımız için önceden küçük buluşmalar ayarlamaya çalıştım.

Sibel Orhun…

Mustafa Ağar…

Filiz…

Nalan…

Görüşmeyi başardık.

Kısa da olsa Ayşe, Nilgün ve Sibel Altın ile yazıştık.

Laf attım.

Sağ olsunlar, yanıtladılar.

Ali’yi yıllar sonra tekrar buldum.

Çetin, Mustafa Gümüşçü ve Cevat ile bunu zaten yapıyorduk.

Şimdi konularımız arasına lise yılları ayrıca girmeye başladı.

Çetin, o artık başkan!

Makamında küçük bir grup, Bilgen, Birol, Cevat ve iki Mustafa ile bir araya geldik.

Harika oldu.

48 Yıl!

1978’de aynı okulun kapısından girdik.

Aradan 48 yıl geçivermiş!

Dile kolay…

Hayat bizi ayrı ayrı yollara götürdü.

Ama ortak geçmişimiz bizi yeniden bir araya getiriyor.

Dilerim bu buluşma, geçmişi anmakla kalmayıp yeni hatıralar biriktirmemize de vesile olur.

  1. yılda…

  2. yılda…

Ve daha nice yıllarda yeniden buluşabilmek dileğiyle…

1978’den bugüne, Aydınlıkevler Lisesi’nden bütün arkadaşlarıma sevgiyle…

Ve size de sorayım:

Siz eski okul arkadaşlarınızla, bir-iki kişiyle değil ama hemen hepsiyle buluşuyor musunuz?

BAŞKENT ANKARA’YA…

Bugün Ankara’nın başkent oluşunun 103. yıl dönümü.

1978’de Aydınlıkevler Lisesi’nin kapısından giren bizlerin gençlik hatıralarında da, bugün yeniden buluşmaya çalışan yarım asırlık arkadaşlıklarımızda da Ankara var.

Bu şehir yalnızca yaşadığımız yer değil; Cumhuriyet’in kuruluşuna, Millî Mücadele’nin karargâhına ve nice kuşağın hayat hikâyesine tanıklık eden ortak hafızamız.

Ankara’yı başkent yapan başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, o tarihî karara imza atan Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerini saygı ve minnetle anıyorum.

Başkent oluşunun 103. yılı kutlu olsun, Ankara!

Ankara, Ankara güzel Ankara… 

Dr. Necati Yalçın
Eğitimci ve Yazar
Gazete Ankara Dijital Haber Portalı Köşe Yazarı
nyalcin@gazeteankara.com.tr

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)