Türkiye’de Yükseköğretim ile İşgücü Piyasası Eşleşmesinin Yapısal Dinamikleri
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) hazırladığı ve 23 Temmuz 2025’de yayınladığı 2024 yükseköğretim istihdam göstergeleri incelendiğinde, Türkiye’de üniversite mezunlarının işgücü piyasasındaki konumlarının alanlara göre keskin biçimde ayrıştığı görülmektedir. Sağlık, mühendislik ve bilişim gibi teknik programlar yüksek istihdam ve kazanç avantajı sunarken; sosyal bilimler, gazetecilik ve enformasyon gibi alanlar düşük istihdam, uzun iş bulma süresi ve zayıf alan eşleşmesi ile öne çıkmaktadır. Bu durum, Türkiye’de yükseköğretim sisteminin yalnızca niceliksel büyüme ile değil, aynı zamanda işgücü piyasasının talep yapısı ile uyum sağlama konusunda da önemli zorluklarla karşı karşıya olduğunu göstermektedir.
Alanlar Arası İstihdam Farklılaşması ve Arz–Talep Dengesinin Bozulması: Lisans mezunlarında istihdam oranının %75,6’dan %75’e gerilemesi, makro ölçekte işgücü piyasasında doygunlaşmanın başladığını düşündürmektedir. Ön lisans programlarında görülen benzer düşüş, ara insan gücü yetiştiren programların da iş piyasasında yer bulmakta zorlandığını göstermektedir. Buna karşılık, tıp ve ilgili sağlık programlarında %96’nın üzerindeki istihdam oranı, bu alanlarda arzın hâlâ talebin gerisinde olduğunu ortaya koymaktadır. Dil ve konuşma terapisi ile özel eğitim gibi alanlardaki yüksek istihdam oranları da, mesleki uzmanlığa dayalı programların işgücü piyasasında doğrudan karşılık bulduğunu doğrulamaktadır.
Bu veriler, yükseköğretimde sosyal bilimler alanında kontenjan artışlarının işgücü piyasası ile uyumlu biçimde yönetilemediğini, buna karşın sağlık ve teknik alanlarda talep odaklı istihdam yapılanmasının sürdüğünü göstermektedir.
İlk İş Bulma Süresindeki Ayrışma ve Mesleki Derinliğin Rolü: Lisans mezunlarının ortalama ilk iş bulma süresi 14,4 ay olarak kaydedilmiştir. Sürenin bir yılı aşması, üniversite–iş dünyası geçiş sürecinin uzadığını ve yükseköğretim sisteminin mezunlara iş piyasasına doğrudan adaptasyon sağlayacak mekanizmaları yeterince kuramadığını göstermektedir. Sağlık alanında 2–4 ay gibi kısa süreler ise, mesleki uzmanlık ve sertifikasyonun istihdamda belirleyici olduğunu ve sektörün insan kaynağı ihtiyacının yapısal ve sürekliliğini işaret etmektedir. Öte yandan, ön lisans mezunlarında sürenin 16 aya çıkması, bu program mezunlarının daha düşük ücretli ve rekabetin yoğun olduğu sektörlerde iş aradığını düşündürmektedir.
Kazanç Dağılımındaki Uçurum ve Teknik Yeterlilik ile Kıtlık Etkisi : Pilotaj, mühendisliğin bazı alt alanları ve tıp mezunlarının yüksek kazançları, teknik bilgiye dayalı mesleklerin yüksek ücretle ödüllendirildiğini göstermektedir. Havacılık gibi sınırlı kontenjanlı alanlarda “kıtlık primi” etkisi güçlenmektedir. Sosyal bilimlerde düşük kazançlar ise, bu alanlarda kapsayıcı bir mesleki yeterlilik standardının olmaması ve mezun sayısının talep edilen kapasitenin üzerinde olması ile açıklanabilir. Bu durum, alan seçiminde yanlış yönlendirmelerin uzun vadeli ekonomik ve toplumsal maliyetler yarattığını ortaya koymaktadır.
Alan Uyumsuzluğu ve İnsan Gücünün Verimsiz Kullanımı : Lisans mezunlarının yalnızca %56,1’inin kendi alanında çalışması, yükseköğretim çıktılarının işgücü piyasasında verimli kullanılmadığını göstermektedir. Sosyal bilimlerde uyum oranının %20’ye kadar düşmesi, bu alanların istihdam sisteminde karşılığının belirsizleştiğini ortaya koymaktadır. Bu durum hem bireysel iş güvencesi hem de ulusal verimlilik açısından önemli bir kayıptır.
Türkiye’nin Yükseköğretim Planlamasında Yeni Denge Arayışı: Veriler, yükseköğretim politikalarının kontenjan planlaması ve mesleki yönlendirme açısından yeniden yapılandırılmasını zorunlu kılmaktadır. Sağlık, bilişim ve mühendislik alanlarında talep–arz dengesi korunmalı; sosyal bilimlerde kontenjan artışları yeniden değerlendirilmelidir. Ön lisans programlarının sektörle bağlantısı güçlendirilmeli, kariyer rehberliği ve geçiş mekanizmaları geliştirilerek iş bulma süreleri kısaltılmalıdır.
Politika Önerileri ve Stratejik Adımlar
- Kontenjan Planlamasında Veriye Dayalı Stratejik Yönetişim: Alan bazlı istihdam ve kazanç göstergeleri kontenjan belirlemede temel kriter olmalıdır. Sosyal bilimlerde mezun fazlasını azaltmak için kontenjanlar kademeli olarak düşürülmeli, alt alan uzmanlıkları geliştirilmelidir. Talep yüksek alanlarda ise kontenjan artışı, sektör kapasitesi ve eğitim altyapısı dikkate alınarak yapılmalıdır. Bölgesel işgücü talebi analizleri planlamaya entegre edilmelidir.
- Üniversite–Sektör İşbirliğini Kurumsallaştırmak: Program bazlı sektör danışma kurulları zorunlu hale getirilmeli, teknik alanlarda işyeri temelli öğrenme modelleri yaygınlaştırılmalıdır. Ön lisans programlarında işverenlerle istihdam koridorları oluşturulmalı, dinamik müfredat güncellemeleri yapılmalıdır.
- Mesleki Yeterlilik ve Beceri Temelli Eğitim Reformu: Diplomaya ek olarak yetkinlik kartları ve mikro sertifikasyon geliştirilmelidir. Sosyal bilimlerde analiz, dijital yetkinlik ve programlama becerileri güçlendirilmelidir. Uluslararası akreditasyon süreçleri desteklenmelidir.
- Veri Temelli Mesleki Rehberlik Sistemi: Tercih sürecinde istihdam verileri zorunlu hale getirilmeli; ulusal bir meslek rehberliği platformu kurulmalıdır.
- Üniversiteler için Sorumluluk ve Hesap Verebilirlik Mekanizmaları: Program açma talepleri mezun izleme verilerine bağlanmalı; düşük performanslı programlar için kapatma veya dönüşüm kriterleri belirlenmelidir.
- Yapısal Reformlar ve Yeni Uzmanlıklar: Sosyal bilimlerde çift ana dal, yan dal veya yazılım gibi ikincil uzmanlıklar teşvik edilmeli; yeni ortaya çıkan meslek alanları için özel programlar oluşturulmalıdır.
- Bölgesel Kalkınma Odaklı Politikalar: Üniversiteler, bulundukları illerin ekonomik yapısına göre ihtisaslaşmalı ve mezun hareketliliğini artırıcı teşvikler uygulanmalıdır.
- Sosyal Bilimler için Özel Dönüşüm Paketi: Uygulamalı modüller artırılmalı; veri görselleştirme, programlama ve dijital içerik üretimi müfredata eklenmeli; kamu kurumları ve STK’larla uygulama ortaklıkları geliştirilmelidir.
Bu politika önerileri, Türkiye’de yükseköğretim sisteminin arz fazlası sorununu azaltmayı, alanlar arası farkları yönetilebilir hâle getirmeyi, mezunların işgücü piyasasına daha sorunsuz geçişini sağlamayı ve üniversitelerin toplumsal sorumluluk çerçevesinde yeniden konumlanmasını hedeflemektedir.
Sonuç
2024 verileri, Türkiye’de yükseköğretim–istihdam ilişkisinin özellikle alan temelli asimetriler üzerinden yeniden şekillendiğini göstermektedir. Sağlık ve teknik alanlarda güçlü talep devam ederken, sosyal bilimlerdeki arz fazlası hem kazanç hem istihdam hem de alan uyumu açısından belirgin sorunlar yaratmaktadır. Bu durum, yükseköğretim planlamasında veriye dayalı politika yaklaşımının ve rasyonel kontenjan yönetiminin gerekliliğini açıkça ortaya koymaktadır.
Saygılarımla,
Prof. Dr. Ayhan ERDEM – Köşe Yazarı
aerdem@gazeteankara.com.tr
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
Gazete Ankara Dijital Haber Portalı
YORUM YAP