“Şecaat Arz Ederken Merd-İ Kıbtî Sirkatin Söyler” Bir Mısrada İnsan, İktidar ve İtiraf
Toplumların hafızası yalnızca arşiv raflarında, ferman satırlarında ya da resmi kayıtların soğuk dilinde saklı değildir; asıl hafıza kelimelerin içinde yaşar. Deyimler, atasözleri ve mısra-i bercesteler, bir medeniyetin zihniyet atlasını oluşturur. O atlasın en çarpıcı satırlarından biri de çoğu zaman anonim sanılan, oysa 18. yüzyıl Osmanlı sadrazamı ve şairi Koca Mehmet Ragıp Paşa’ya ait olan şu mısradır: “Şecaat arz ederken merd-i kıbtî sirkatin söyler.”

Bu ifade, basit bir nükte değil; devlet tecrübesiyle yoğrulmuş bir insanın önemli bir tespitidir. Ragıp Paşa’nın gazelinde yer alan bu mısra-i berceste, özellikle Mısır Beylerbeyliği sırasında edindiği idari ve toplumsal gözlemlerinin şiir formuna bürünmüş hâlidir. Bürokrasi, iktidar ve insan tabiatı üzerine yapılmış bir teşhistir.
Beytin tamamı şöyledir:
“Meyan-ı güft ü gûda bed-meniş îhâm eder kubhun
Şecaat arz ederken merd-i kıptî sirkatin söyler.”
Günümüz Türkçesiyle ifade edecek olursak: Mayası bozuk olan kimse, söz arasında kusurunu ima eder; nitekim Kıptî, yiğitliğini anlatırken hırsızlığını söyler.
Buradaki kavramlar dönemin zihniyet dünyasını yansıtır: Şecaat yiğitliktir, merd adamdır, sirkat hırsızlıktır. “Kıbtî” ise beyitte etnik bir göndermeden ziyade, klasik edebiyatta yerleşmiş bir tipolojiyi temsil eder. Ragıp Paşa’nın hedefinde bir topluluk değil, insanın zaafı vardır. Çünkü mesele şudur: İnsan, kendini överken çoğu zaman kusurunu da ele verir.
Bu mısranın asırlar boyunca atasözü gibi yaşamasının sebebi de budur. Zira burada yakalanan hakikat, zaman ve mekân üstüdür. Bir çalışan “Raporları biraz değiştirdim ama kimse fark etmedi” dediğinde, maharetini anlatırken usulsüzlüğünü itiraf eder. Bir öğrenci “Soruların geleceğini tahmin ettim; zaten cevaplar gruba düşmüştü” dediğinde, zekâsını överken kopyayı açık eder. Bir yönetici “Sisteme girdim ama zaten açık vardı” diye savunduğunda, savunma ile suç arasındaki ince çizgiyi aşmış olur.
İşte tam bu noktada Ragıp Paşa’nın sözü devreye girer. Övünme arzusu, kontrolü gevşetir. Dil, bilinçaltının hizmetine girer ve insan, kendini yüceltmeye çalışırken zaafını da ifşa eder.
Ragıp Paşa yalnızca bir şair değil, aynı zamanda devlet idaresinin zirvesinde bulunmuş bir sadrazamdır. Saray koridorlarında, divan toplantılarında, taşra idaresinde insanın nasıl konuştuğunu, nasıl savunduğunu ve nasıl övündüğünü gözlemlemiştir. Bu mısra, o gözlemlerin elekten geçerek süzülmüş bir özeti gibidir. Makam yükseldikçe övünme artar; övünme arttıkça da dil sürçmeleri çoğalır. İnsanın karakteri en çok, kendini yüceltmeye çalıştığı anda açığa çıkar.
Bugün sosyal medyada, iş hayatında, siyasette ve gündelik sohbetlerde aynı hakikati çok görürüz. Araçlar değişmiştir; insan değişmemiştir. Gurur, çoğu zaman itirafın maskesidir.
Sonuç ve Değerlendirme
“Şecaat arz ederken merd-i kıbtî sirkatin söyler” sözü anonim bir halk deyişi değil; 18. yüzyılın büyük devlet adamı ve şairi Koca Mehmet Ragıp Paşa’nın insan tabiatına dair derin bir teşhisidir. Bu teşhis, yalnızca bir dönemin sosyal gözlemlerine değil, insanın değişmeyen zaaflarına dayanır. Devlet tecrübesiyle yoğrulmuş bir zihnin, kelimelere dökülmüş muhasebesidir.
Bu mısra bize şunu anlatır: Övünme anı, insanın en savunmasız anıdır. İnsan kendini anlatırken dikkatli olduğunu zanneder; oysa tam da o anda savunma mekanizmaları gevşer. Zihin, üstünlük kurma telaşıyla hızlanır; dil, kontrolü ele alır. Bilinçaltı ise saklanmak isteneni gurur ambalajı içinde dışarı çıkarır. Kişi meziyetini büyütmek isterken, kusurunu da cümlesinin arasına iliştirir. En büyük itiraflar, çoğu zaman en yüksek perdeden yapılan övgülerin içine gizlenir.
Bu durum yalnız bireysel hayatta değil, kamusal alanda da böyledir. Siyasette, bürokraside, akademide ve ticarette kişi kendini temize çıkarma gayretiyle konuşurken, çoğu zaman niyetini, yöntemini ve hatta zaafını ele verir. Çünkü övünme, ölçüyü kaçırmaya meyillidir. Ölçü kaybolduğunda ise hakikat, saklanamaz hâle gelir.
Demek ki mesele yalnızca edebî bir zarafet değildir; aynı zamanda ahlâkî bir uyarıdır. Ragıp Paşa’nın mısrası bize konuşma adabını, tevazunun kıymetini ve iç muhasebenin gerekliliğini hatırlatır. İnsan kendini överken iki kere düşünmelidir. Zira hakiki değer, başkasının takdirine bırakıldığında anlam kazanır; kişinin kendi dilinden yükseldiğinde ise çoğu zaman gölgelenir.
Çünkü bazen dil, sahibinden daha kontrolsüz, daha ölçüsüz ve daha cesurdur ve insanı ele veren çoğu zaman düşmanı değil, kendi kelimeleridir.
Saygılarımla,
Prof. Dr. Ayhan ERDEM - Köşe Yazarı
aerdem@gazeteankara.com.tr
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
Gazete Ankara DHP- www.gazeteankara.com.tr
YORUM YAP