Sayıştay’ın Kararı Üzerine: Kalite Evrakta Değil, Amfide Olur!
Üniversitelerimizde son yılların en fiyakalı, en çok prim yapan sözcüğü hangisi diye sorsalar, tereddütsüz tek bir cevap veririm: Akreditasyon.

Nereye kafanızı çevirseniz bir kurul, bir komisyon, bir alt çalışma grubu... Masaların üzerinde boy boy klasörler, sistemlerde onay bekleyen dijital formlar, anket verileri, yetki haritaları... Akademisyenin odasına giriyorsunuz; masasında ne son çıkan bir bilimsel makale var ne de üzerine düşünülen bir araştırma projesi. Varsa yoksa "kalite klasörü" hazırlığı, "kanıt dosyası" telaşı.
Peki, bütün bu şatafatlı kırtasiyeciliğin, bu hummalı evrak koşturmacasının ardında yatan hukuki gerçek neymiş biliyor musunuz? Sayıştay’ın son YÖKAK denetim raporuyla bomba gibi gündeme düşen o tespiti okuyunca emin olun şaşırmadım, sadece Türk akademisi adına derin bir "Ah!" çektim.
Sayıştay açık ve net bir ifadeyle diyor ki: "Kardeşim, program akreditasyonunda nihai onay yetkisi kanunen YÖKAK’tadır. Siz bu yetkiyi alıp derneklere, dış kuruluşlara devredemezsiniz!"
Haydaaaa! Yıllardır üniversitelerimizin olanca bütçesini, zamanını ve akademik gücünü seferber ettiği, MÜDEK’ti, TEPDAD’tı, FEDEK’ti derken derneklere oluk oluk kaynak akıttığı o meşhur akreditasyon kararları meğer idari hukuk açısından sakatmış. Yönetmelikle, kanunun üstüne çıkıp yetki devri yapmışız. İnanılır gibi değil!
Şimdi sormak gerekmez mi: Yıllardır "kalite" adı altında yürüttüğümüz bu illüzyonun hukuki zemini bile delik deşikse, biz gerçekte neyi akredite ediyoruz?
Sorun sadece hukuki bir mevzuat hatasından, bir yetki karmaşasından ibaret olsa yine iyi. Asıl vebal, akademiye ödettirilen o ağır bedelde.
Biz akademisyeni ne zaman araştırmacı, entelektüel ve hoca olarak görmeyi bıraktık da birer "veri giriş elemanı" haline getirdik? Profesörümüz, doçentimiz laboratuvara girip buluş yapacağına, kütüphaneye kapanıp kitap yazacağına, öğrencisiyle amfide fikri tartışmalara gireceğine; oturmuş gece yarılarına kadar "akreditasyon kanıt formu" dolduruyor. Şekilciliğin, bürokrasinin ve "mış gibi yapmanın" adı ne zamandan beri kalite oldu?
Ortada tam anlamıyla bir "kalite enflasyonu" var. Klasörler dolusu evrakı yığıyorsunuz, duvara süslü bir akreditasyon belgesi asıyorsunuz ama amfiden çıkan öğrencinin niteliğine, üretilen bilginin evrensel değerine baktığınızda elde var sıfır! Kaliteyi evrakta arayan anlayış, üniversitenin ruhunu çürüttü.
YÖKAK, Sayıştay’ın bu tarihi Uyarısını "teknik bir rötuşla" geçiştirmeye kalkmamalıdır. "Mevzuata iki madde ekler, yetkiyi kâğıt üzerinde kendimize bağlar, derneklere de onay makamı oluruz" kolaycılığına kaçılmamalı.
Bu rapor, yükseköğretimdeki kalite sistemini baştan aşağı bir "kalite kontrolünden" geçirmek için eşsiz bir fırsattır.
Önce o devasa bürokrasi seyreltilmeli, akademisyenin sırtındaki kırtasiyecilik kamburu atılmalıdır. Akreditasyon verecek derneklerin sermaye yapısı, denetçi niteliği ve şeffaflığı idari disipline kavuşturulmalıdır. Ve en önemlisi; kalitenin formlarda değil, amfideki derste, laboratuvardaki deneyde ve kütüphanedeki fikirde olduğu gerçeğiyle yeniden yüzleşilmelidir.
Aksi takdirde, duvardaki akreditasyon belgelerimiz çoğalırken, o belgelerin altında ezilen bir akademiyle baş başa kalmaya devam ederiz.
Sonuç ve Değerlendirme
Sayıştay’ın YÖKAK denetim raporu ve konunun akademiye yansımaları birlikte ele alındığında, ortaya çıkan tablo Türk yükseköğretim sisteminin yapısal bir yol ayrımında olduğunu göstermektedir.
1. Hukuki Güvence ve Sistemik Meşruiyet : Mevzuat hiyerarşisine aykırı şekilde gerçekleşen yetki devri, bugüne kadar verilmiş ve yürürlükte olan akreditasyon kararlarının hukuki geçerliliğini sakatlama riski taşımaktadır. YÖKAK’ın ilk aşamada yapması gereken, dış değerlendirme kuruluşlarını "karar verici" konumundan çıkarıp "uzman raporlayıcı" statüsüne çekmek ve nihai onay mekanizmasını mevzuata uygun şekilde Kurul bünyesinde toplamaktır.
2. Şekilsel Kaliteden Özsel Niteliğe Geçiş : Mevcut akreditasyon mekanizması, süreç odaklı görünmekle birlikte uygulamada aşırı bürokratikleşme (şekilcilik) üretmektedir. Akademisyenlerin zaman ve enerjisini bilimsel üretimden kırtasiyeciliğe kaydıran bu yapı, sürdürülebilir değildir. Kalite; doldurulan formların ve hazırlanan kanıt dosyalarının hacmiyle değil, şu somut çıktılarla ölçülmelidir:
- Öğrencinin edindiği yetkinlik ve istihdam edilebilirliği,
- Üniversitelerin uluslararası nitelikli yayın ve patent üretimi,
- Akademik özgürlük ve araştırma ortamının niteliği.
3. Dış Değerlendirme Kuruluşlarının Akreditasyonu : Dernek veya vakıf statüsündeki akreditasyon kuruluşlarının mali yapıları, gelir modelleri, denetçi kadrolarının nitelikleri ve çıkar çatışması durumları YÖKAK tarafından sıkı ve şeffaf kriterlere bağlanmalıdır. Akreditasyon pazarı, bir "sertifikasyon ticareti" görüntüsünden acilen kurtarılmalıdır.
Genel Değerlendirme: Sayıştay’ın uyarısı, YÖKAK ve yükseköğretim aktörleri için kriz değil, sistemsel bir iyileştirme fırsatıdır. Çözüm, bürokrasiyi daha da artıracak yeni mevzuat maddeleri eklemek değil; akreditasyon süreçlerini sadeleştirmek, hukuki zemini sağlamlaştırmak ve akademisyeni asıl işlevi olan eğitim ve araştırmaya geri döndürmektir. Kalite kontrolü yapan mekanizmanın kendisi nihayet ciddi bir kalite kontrolünden geçmek durumundadır.
Saygılarımla,
Prof. Dr. Ayhan ERDEM
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
aerdem@gazeteankara.com.tr
Gazete Ankara DHP-Köşe Yazarı
“Türkiye’nin kalbi Ankara’nın sesi”
İlgili Haber : https://www.memurlar.net/haber/1179111/sayistay-dan-yokak-a-ciddi-uyari-program-akreditasyonu-yetkisi-derneklere-devredilemez.html
,
YORUM YAP